KİLO SORUNU NASIL ÇÖZÜLECEK?
Yaşasın Hayat ekibi olarak sayıları binleri geçen fazla kilolu insanla görüşmeler yapıp sorunlarını çözmeye çalıştık. Sürecin bir “ekip çalışması” gerektirdiğini unutmayıp çok sayıda diyet uzmanı, egzersiz danışmanı, psikolog ya da psikiyatrist ile çalıştık ve kilo sorunu olan her bireyden yeni şeyler öğrenip edindiğimiz tecrübeleri hastalarımız, meslektaşlarımız ve Hürriyet’te okurlarımızla paylaştık.
Her güzel şey gibi “YAZ” bu yıl da bitiyor, sonbaharla birlikte yeni bir dönem başlıyor. Yaz kimimize birkaç kilo yağ daha eklerken, kimimizi birkaç kilo yağdan kurtardı. Biz “Yaşasın Hayat Enstitüsü” olarak sonbahara girerken size bir dizi diyet önerisi hazırladık.
Önce şu noktayı hatırlatalım: Diyet programlarının çoğu sizi sonucu baştan belli maçlara çıkarır. Belki ilk birkaç maç sizin olabilir ama uzun vadede sonuç baştan bellidir. Yeme içmeden uzak, lezzete, keyfe pek yer vermeyen her maç gibi bu maçlar da zamanla bıkkınlık ve motivasyon düşüklüğü ile sonuçlanıp kaybedilir.
ÖNERİ 1: DOĞRU TEŞHİS ŞART
Bize sorarsanız sorunun tekrarlayıp durması ne her yıl önünüze bir yenisi konan diyetlerde, ne de sizde gizlidir. Doğru ve kalıcı çözüm yağlanmaya yol açan biyolojiyi iyi tanımlamamakla ilgilidir. Çünkü her kilo sorununun ardında ya biyolojik ya da ruhsal bir arka plan –bazen de ikisi birden- vardır. Hormonal ya da duygusal dürtülerinizin de bu dürtülerin yol açtığı yeme içme yanlışlarınızın da arka planında moleküler temeller vardır. İşin moleküler temellerini anlamadan ve bu hormonal, metabolik ya da genetik itiş kakışın nasıl işlediğini kavramadan yola çıkıp süreci sadece “daha az yiyip daha çok hareket ederek” çözmeye kalkmak basit birkaç kiloluk kilo almaların çözümü dışında maçı daha baştan kaybetmek demektir.
ÖNERİ 2: HER BEDEN FARKLIDIR
Her benden ve beyin farklı çalışıp farklı düşünür, farklı algılayıp farklı öğrenir ve uygular. Herkesin ruhu ve bedeni yiyecek ve içeceklerle farklı şeyler konuşup farklı ilişkiler kurar, farklı tepkiler verir. Birinde ödem yapan bir besin diğerini sık sık tuvalete gönderirken, birinde kabızlık yapan bir yiyecek bir başkasında ishale yol açabilir. Bir lokması bazı bedenleri fil gibi yapabilen ama koca bir tenceresi bazılarına bir gram bile yağ eklemeyen yiyecekler de olabilir. Bu nedenle herkes farklıdır prensibine sadık kalıp o farklılıkları net ve açık olarak tanımlamadan diyete başlamamak lazımdır.
ÖNERİ 3: BİLGİLENİN
Kalıcı ve istikrarlı bir şekilde kilo vermek, verdiğiniz kiloları geriye almamak istiyorsanız, “kilo alıp verme”nin fizyolojisi konusunda da bir şeyler bilmeniz gerekiyor. Bir dilim pastanın, bir dilim kızarmış patates ya da bir dilim ekmeğin hangi süreçlerden geçerek karnınıza, kalçanıza yağ olarak depolandığını bilirseniz eğer yapacaklarınız ve yapmayacaklarınız konusunda daha dikkatli ve tutarlı olursunuz. Benzer şekilde beslenmenizdeki ve aktivitenizdeki değişikliklerin kilonuza nasıl yansıdığını, yağlarınızı nasıl arttırıp azalttığını da bilmeniz iyi olur. Kilo sorunu olan birinin aktivite yapmayıp sadece diyet yapınca yağlarının yanında kaslarını da yakabileceğini bilmesi gerekir. Sadece egzersiz yaparak ama önüne geleni silip süpürerek beslenen birinin asla kilo veremeyeceğini bilmesi lazım. Tekrar tekrar kilo alınıp verilen programlarda yağların geçici ama kasların kalıcı olarak kaybedildiğini de unutmamalısınız. Araştırmalarımız sadece 2-3 turluk yanlış diyet döngülerinin de en az %20-30 kas kaybı ile sonuçlandığını ve bu kaybın metabolizma hızında yine en az %20-30’luk bir yavaşlamaya yol açtığını gösteriyor. Aynı yanlışları tekrarladığınızda zamanla bütün gün aç gezseniz bile iyice tembelleşmiş metabolizmanız nedeniyle değil kilo birkaç yüz gram bile yağ kaybetmeniz imkânsızlaşıyor. Bir başka deyişle beş günde yedi kilo kaybettiren diyetler var ama bu diyetler yağ değil kas yakıyor ve sizi geleceğin diyet gazilerinden biri haline getirebiliyor.
ÖNERİ 4: ŞÜPHECİ OLUN
Diyet konusunda öğrendiğiniz her şeyi şüpheyle karşılayın ve her bilgiyi dikkatle sorgulayın. Sorgulayın çünkü doğru zannettiğiniz bilgilerin en az %80’i yanlış. Geri kalan %20’nin ise en az %10’u hala tartışmalı ve değişken bilgilerden ibarettir. Peki, o zaman ne yapacaksınız, nasıl bir yol izleyeceksiniz? Bize sorarsanız başlangıçta bildiğiniz her şeyi unutun, bugüne kadar yaptığınız her çabayı, gayreti hiç yapmamış sayın. Ayrıca geçmişteki hatalarınız için de asla ve asla suçluluk duygusuna kapılmayın.iyi bir öğrenci olun ve sorunun öncelikle “kararlılık” sonra “bilgi” ve nihayet “içselleştirme” yoluyla çözümlenebileceğini unutmayın.
ÖNERİ 5: CEVAP ARAYIN
“Niçin kilo aldığınız” sorusunun net ve açık cevabını öğrenmeden yola çıkmayın. Eğer vereceğiniz kilo miktarı yani yağ kaybınız vücut ağırlığınızın %3’ünden hele hele %5’inden fazlaysa ciddi bir bedensel ve ruhsal taramadan geçmeden önünüze konan hiçbir diyet listesini uygulamaya kalkmayın, hatta önerilen aktiviteleri bile yapmayın. Bölgesel yağlarınızı eritir diye tavsiye edilen aletlere çok inanmayın. Liposuction ve benzeri geçici müdahaleler için ameliyat masalarına yatmayın. Doğru bir inceleme sürecinden geçtiğinizde deneyimli bir ekibin elinde olduğunuzdan eminseniz tama, sorun yok ama siz yine de çözümü öneren sistemin önceki tecrübelerini araştırın, bir takım çalışması yapıp yapmadıklarını tetkik edin.
ÖNERİ 6: OTOMATİKLEŞTİRİN
Diyelim ki kilo sorununu çözmeye karar verdiniz ve bir programa girdiniz, ne yapın edin süreci mutlaka ama mutlaka içselleştirin ve otomatikleştirin. Damağınızı da, midenizi de, kaslarınızı ve eklemlerinizi de yeniden eğitin ve her iki süreci –beslenme ve aktivite ikilisini- kalıcı, keyifli bir alışkanlık haline getirin.
ÖNERİ 7: İZLEYİN
Önemli bir nokta da süreci mutlaka ama mutlaka dikkatle izlemenizdir. Her şey iyi gidiyor mu? Yorgun mu, fit misiniz? Uyku ritminizde bir bozulma var mı? Baş ağrısı, kabızlık, saç dökülmesi gibi problemleriniz oluyor mu? Sadece yağ mı yoksa yağla birlikte kas da kaybediyor musunuz? Kilo-yağ kaybına paralel olarak önceden belirlenen biyolojik bozukluklarda iyileşme var mı? Ruhsal durumunuz iyi, motivasyonunuz yüksek mi? Yeme alışkanlıklarınız, lezzet tanımlarınız değişti mi? Hafifleyip dinçleştiniz mi, hatta gençleştiniz mi? Bütün bu soruların her birinin yanıtı çok ama çok önemli. İsterseniz biraz daha ilerleyelim: Kilo kaybettikçe beliniz inceliyor mu? Bel çevreniz küçülüyor mu? Horlamanız azaldı, uyku apneniz iyileşme yoluna girdi mi? Gazınız kaybolup bağırsaklarınız dengelendi mi? Uykunuz daha derin, terlemeleriniz daha az, açlık ataklarınız seyrekleşti mi?
ÖNERİ 8: STRES YAPMAYIN
Herkesin bir “imalat şartnamesi”, her bedenin bir farklı bir “fabrika ayarı” var. Bu nedenle herkesin kilo alma nedeni de, biçimi de, fazla yağların depolanma ya da erime şekli de farklıdır. Bunları kısmen genetik yapınız, kısmen bu yapının neticesi olan metabolik ve hormonal süreçleriniz belirler. Zaten bu nedenledir ki başlangıçtaki fabrika ayarları keşfedilmeden çıkılan her türlü kilo kaybı programı maalesef hüsranla sonuçlanır. Önemli bir nokta da şudur: Kilo sorununuzu olduğundan fazla da büyütmeyin. Hele hele obez biri değilseniz ve hareketli, aktif bir hayat sürüyorsanız telaşa kapılmayınız. Ve şunu da lütfen unutmayın: Hiç kilo sorunu olmadığı halde kalbi, karaciğeri hasta, tansiyonu, şekeri yüksek binlerce insan var. kilolu olduğu halde sağlıklı kalabilen, şekeri, tansiyonu olsa da 80-90 yıl yaşayabilenlerin sayısı da bir hayli fazla. Kısacası “kilolu olmak=sağlık sorunu olmak” anlamına gelmiyor. Ayrıca fazla kilolar her bedende öyle zannedildiği kadar çirkin de durmuyor. Ayrıca birkaç kilo fazlalık özellikle aktif bedenlerde emin olun hiçbir sağlık sorunu yaratmayabiliyor. Kısacası kilom var diye suçluluk duygusuna girmek asla söz konusu olmamalı.
Hayatının her alanında olduğu gibi “kilo verme” ve “sağlıklı kiloda kalabilme” işi de bir “öğrenme ve hayat tarzı haline getirme” süreci yapılmalı, eğlenceli ve keyifli bir zaman dilimi haline getirilmeli. Esnetilmeli ve hafifletilmeli. Önünüze konulan çözüm planı “medeni bir model” olmalı. Diyetiniz sizi aç bırakmamalı, lezzetsiz olmamalı. Sorununuzun çözümüne “her şey yasak” mantığıyla yaklaşmamalı. Ve şu temel kural hepimizin kulağına “küpe” olmalı: Yiyip içtiklerimizi makul miktarlara indirmeden ve hayatımıza daha çok hareket eklemeden bu işin kalıcı bir çözümü yok!
01.09.2014