İKİ ÖNEMLİ TEST DAHA VAR!

Geçen hafta yılda bir kez araştırılması gereken bazı testleri –D vitamini, B12 vitamini, demir, insülin- yazdım. Bunlar genel sağlık taramaları yapılırken maalesef çoğu zaman ihmal edilen çok önemli göstergeler oldukları için önemlidir. Daha sonra fark ettim ki yine önemli olmalarına rağmen ihmal ettiğimiz iki parametre daha var: hs-CRP ve Hba1c testleri! Bana göre imkânı olan herkesin bu iki test konusunda da duyarlı davranmaları ve bu parametreleri de takip altında tutmaları gerekiyor. Nedeni şu…

 

BEDENİM YANGIN YERİ Mİ?

 

Enflamasyon Türkçemizde “iltihap” anlamına geliyor ve çağın en önemli sağlık sorunlarından biri sayılıyor. Nedeni şu… Romatizmadan kolite, bağışıklık bozukluğundan kalp damar hastalığına, obeziteden diyabete, bellek kaybından kansere kadar pek çok sağlık sorunumuzun arkasında bir ölçüde –az ya da çok- enflamasyon sorunu yatıyor. Enflamasyon başlangıçta aslında faydalı bir süreç. Enfeksiyonlar ve tahrişlere karşı bedenin doğal savunma sisteminin bir parçası. Beden “iltihap oluşturucu tepkileri” sayesinde kendini koruyabiliyor. Bunun için de size zarar verebilecek her türlü yabancıya beyaz kan hücreleri ile onların ürettiği özel bazı kimyasallarını seferber ederek bir dizi tepkiyle cevap veriyor. Ne var ki bu tepki uzadığı ya da kontrol altından çıktığında bağışıklık sisteminin dengesi bozuluyor, sistem iltihap üreten bir sürece giriyor. Olayı adeta için için yanan bir yangına, bedeni de bir yangın yerine benzetebilirsiniz. Yangın eğer kalp damarlarında ise koroner kalp hastalıklarına, beyindeyse bunamaya, eklemlerdeyse artrite, yağ hücrelerindeyse obeziteye, farklı doku ve organlarda da kanserlere sebep oluyor.

 

Kısacası kontrolden çıkmış enflamasyon –mikropsuz iltihap süreçleri- özellikle yaşlılık sürecindeki en önemli problemimiz. Orta yaş ve sonrasında can sıkıp keyif kaçıran, bizi hasta edip hayat kalitemizi düşüren pek çok sağlık sorunu enflamasyonla bağlantılı.

 

Peki böyle bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu nasıl anlayabiliriz? Vücudumuzda kronik bir iltihap halinin –enflamasyonun- olup olmadığına biraz dikkat edersek kendimiz de anlayabilir, en azından şüphe edebiliriz. Mesela sık sık soğuk algınlığına yakalanıyor, her enfeksiyonu /mikrobu kolayca kapıyorsanız, mevsimsel veya çevresel alerjiniz var, geceleri burun tıkanıklığından yatamıyor, gündüzleri öksürüyor, aksırıyor, kaşınıyorsanız, durup dururken “gıda alerjisi” gibi bir sorunla karşılaştıysanız, kilo sorununuzu önleyemiyor ve bu sorunu özellikle “yorgunluk, şişkinlik, ödem” gibi belirtilerle yaşıyorsanız, kolitten, reflüden, eklem kas ağrılarından, kronik yorgunluktan, yakınıyorsanız sizde de kronik iltihabi süreçlerin olabileceği aklınızda olsun.

 

Eğer böyle bir endişeniz varsa doktorunuzla konuşun ve “C-Reaktif Protein Testi”ni yaptırmayı düşünüp düşünmediğini sorun. Bu test özellikle hassasiyet oranı yüksek olan “hs-CRP” testi şeklinde uygulandığında bedeninizde herhangi bir enflamasyonun bulunup bulunmadığını göstermede önemli bir işaret olabilecektir. Özetle hs-CRP enflamasyon için en iyi, en güvenilir testtir ama şunu da lütfen unutmayın: Bu test sadece vücudunuzda enflamasyon olup olmadığını gösterir. Enflamasyonun düzeyini, şiddetini de anlatır ama iltihabi süreçlerin nerede olduğunu ve neden kaynaklandığını ortaya koyamaz. Benim önerim yıllık sağlık taramalarınızı yaptırırken en az yılda bir kez hs-CRP seviyelerinizi de ölçtürmenizdir. hs-CRP düzeylerinin 1 mg/dl.den az olması idealdir. 1-3 arası riskli, 3 mg/dl.nin üzeri ise tehlike sinyalidir.

 

ŞEKER-İNSÜLİN İLİŞKİM NASIL?

 

En az hs-CRP testi kadar önemli nokta da “hemoglobin A1c” düzeylerinin düzenli takibidir.  Ne var ki bu test de hala hak ettiği değeri bulamamış, bugün pek çok doktor tarafından bile sadece “diyabet takibinde kullanılması gereken bir parametre” sayılmıştır. Oysa “insülin/şeker” ilişkisinin belirlenmesine, reaktif hipoglisemiden prediyabete, prediyabetten diyabete giden yolculuğun takibi ve önlenmesinde ve metabolik sendromun teşhisinde “altın standart” bu basit ve ucuz testtir. Eğer kan şeker ayarınızda bir problem olduğunu düşünüyorsanız sadece açlık şekeri takibi ile yetinmemelisiniz. Açlık şekeri yanında mutlaka tokluk şekerinize de baktırmalısınız, bu da doğru! Açlık şekeriniz normalken tokluk şekerinizin beklenenden düşük –reaktif hipoglisemi durumu- ya da beklenenden yüksek olması –prediyabet- muhakkak ki önemlidir. Ama bu yaklaşımla bile kan şekerini hakkıyla değerlendirmek söz konusu olamaz. Mutlaka ama mutlaka açlık insülini değerlerini de bilmek gerekir ve emin olunuz ki çoğu zaman bu üçüncü araştırma da yeterli olmaz. Daha net ve açık bir bilgi edinebilmek “şeker ile insülin arasındaki ilişkiyi daha doğru yorumlayabilmek” söz konusu olduğunda hemoglobin A1c testine ihtiyacımız vardır. HbA1c testi kan örneğinin alındığı tarihten önceki üç ayda bedeninizdeki “şeker/insülin ilişkisinin” ne durumda olduğunu anlatan en güvenilir kriterdir. Eğer hemoglobin A1c seviyeleriniz 5,5’un üzerine çıkmaya başlamışsa aman uyanık olun! Rakam 6’ya yaklaşıyorsa “acil durum” ilan edin. Değer 6’yı geçtiğinde ise kan şeker ve insülin değerlerinizi ne olursa olsun doktorunuzdan bu bulgunun ne anlama geldiğini size anlatmasını isteyin.

 

BEĞENDİM!

 

KANSERE FARKLI BİR BAKIŞ

 

“Modern tıp” –bir başka tanımlamayla “resmi tıp”- ile “tamamlayıcı tıbbın” hastalıklara bakışında da, tedaviye yaklaşımlarında da bazı farklılıklar olabiliyor ama bana göre her ikisi de sağlığımız için “olmazsa olmaz” yaklaşımlar. Ne tek başına geleneksel/tamamlayıcı tıbbın ellerine teslim olmak isterim, ne de sağlığımı –bedensel ve ruhsal bir bütün olarak- modern/resmi tıbbın kollarına bırakmayı düşünürüm. Zaten bu nedenle de uzun zamandır her iki tıbbın birlikte çalıştığı, sağlığı ve kaliteli yaşamı birlikte koruyup iyileştirdiği, insanı ruhuyla bedeniyle bir bütün olarak yönettiği “integratif tıp yaklaşımı”nın taraftarıyım. Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul da bu yaklaşımda olan hekimlerden biri. Böyle düşünmemin bir nedeni biraz da son kitabında –Neden Yaşlanıyoruz?/Alfa Yayınları- yer alan şu cümleler: “İnsanın yazgısının ve ruhsal-manevi kişiliğinin bireysel koşulları, bir hastalık ve onun gidişatı için çok önemlidir. Tümör türünün –sadece- histolojik tanısına, bulunduğu yere, yayılmasına ve metastas durumuna dayanarak kanser hastası bir insana ileriye yönelik yorum yapmak insan onuruna aykırı ve doktor sorumluluğuna ters bir davranıştır. Zira insanın tekliği ve bir kerelik olma halini görmezden gelmekte ve değersiz kılmaktadır… Kanser hastalığı insanlığın tümü için bir kendini tanıma ödevidir. Kanser hastası insan, doktor için bir tedavi ödevi ve insana duyulması gereken saygı için bir çağrıdır…” 

 

 

BİR BİLGİ

 

KİLO ALMA RİSKİ NE ZAMAN ARTAR?

 

Herkes hayatının herhangi bir döneminde kilo alabilir. Mesela her şey yolunda giderken eğer gereğinden fazla yer içerseniz –hele bir de bu işi yanlış gıdalarla sürdürürseniz- ve/veya gereğinden daha az hareket ederseniz az ya da çok ama mutlaka bir miktar yağlanırsınız. Kilo alma problemi hiçbir zaman durup dururken ortaya çıkmaz. Ardında ya hormonal bozukluklar, psikolojik nedenler, genetik faktörler, yeme davranışı bozuklukları, ya da gözden kaçmış ufak bazı yaşam tarzı değişimleri vardır. Mesela alkol alımını arttırmak, su içmeyi unutmak, şu veya bu nedenle antidepresan, antihistaminik haplar kullanmaya başlamak, uzun süredir içtiğiniz sigarayı doğru bir karar verip bırakmak kilo almanızı tetikleyebilir. Bazen de evlenmektir kilo almanıza yol açan. Düzenli bir hayat, yeni evliliğin getirdiği yeni beslenme alışkanlıkları da kilo aldırabilir size. Bazen de emekliye ayrılmışsınızdır, eşinizden boşanmışsınızdır, gece vardiyasına geçmişsinizdir, uykusuz kalmışsınızdır da ondan kilo almışsınızdır. Bununla birlikte kilo almaya özellikle eğilimli hale geldiğiniz bazı dönemleri de var hayatın. “Mesela” mı? Menopoza veya andropoza girmek bunlardan biridir. Gebelik kilo almayı kolaylaştıran, çocuk emzirme dönemi alınan bu kiloları daha da çoğaltan dönemler haline gelebilir. Çocuklarda 5-8 yaş arası, gençlerde ergenlik periyodu ve erken erişkinlik çağı -12-15 yaş/25-30 yaş arası- kilo alma ihtimalinin arttığı dönemlerdir. Siz siz olun bu dönemlerde her zamankinden daha fazla dikkatli olun, kilonuzu daha dikkatli izleyip bel çevrenizi iyi takip edin.

 


05.05.2014