ANTİOKSİDANLARDAN FAYDALANIN

Antioksidanlar daima gündemdeler. Özellikle yaşlanma süreci ile ilişkili problemlerin çoğunun “oksitlenme” veya “serbest radikal hasarı” yani “oksidasyon zehirlenmesi/paslanma” ile ilişkili olduğunun anlaşılması antioksidanların yıldızını daha da parlatıyor. Peki, nedir, kimdir bu antioksidanlar? Nasıl etkilerler ve ne işe yararlar? İsterseniz yeniden bir hatırlatma yapalım.

 

 

EN ÜNLÜ ANTİOKSİDANLAR HANGİLERİ?

 

Antioksidan vitaminlerinin en ünlüleri E ve C vitaminleri ile bir provitamin olan betakarotendir. Antioksidan minerallerin ilk sıralarındaysa selenyum ve çinko yer alır. Vitamin ve mineral olmadıkları halde antioksidan etki gösteren daha pek çok doğal madde var. Bunların genelde sebze ve meyvelerde oldukları, özelliklede renkli sebze ve meyvelerde yerleştikleri biliniyor. Zaten bu nedenle de beslenme uzmanları “ne olur biraz daha fazla sebze meyve tüketin, mümkünse de renkli olanlara yönelin” tavsiyesinde bulunuyor. Domatesteki likopen, soğandaki kuvarsetin, karnabahardaki sülforafan, üzümdeki resveratrol, kirazdaki antosiyaninler, çaydaki kateşinler bu tür maddelerin en ünlü olanları, en çok tanınanları.

 

 

BİR SERBEST RADİKAL NE YAPAR?

 

Vücudumuz, tabii ve sıradan metabolik faaliyetlerini sürdürürken her gün binlerce "serbest radikal" adı verilen kararsız yapıda çiftleşmeye hazır bazı moleküller üretiyor. Serbest radikaller “oksitleyici” yani “paslandırıcı” ve “yaşlandırıcı” parçacıklar.

Gereğinden fazla hareket etmek (oksijensiz ortamda ağır egzersizler yapmak), aşırı beslenmek, güneşe, kirli havaya, kirli yiyecek ve içeceklere maruz kalmak, vücutta baş edebileceğinden daha fazla serbest radikal birikmesine yol açıyor.

Aslında, vücudun kendi antioksidan savunma sistemi var ve bu sistem oldukça güçlü. Kolay kolay da bozulmuyor. Ama eğer, siz vücudunuza gereğinden fazla serbest radikal yüklüyorsanız, bunların yok edilemeyen kısmı hücre duvarına veya hücre içi organcıklara yapışıyorlar hatta fırsat bulurlarsa DNA'nın yapısına bile zarar verebiliyorlar.
DNA'nın yapısına zarar verdiklerinde kontrol dışı ve sınırsız çoğalma yeteneği olan anormal hücrelere, yani kanser hücrelerine doğru bir dönüşüme, sonuçta da kansere sebep olabiliyorlar.
Sonuç olarak, hücreler normalden daha hızlı yaşlanıyor. Daha erken ölüyor. Kısacası, serbest radikal yükünüz arttıkça, yani vücudunuz "oksitleyici" -paslandırıcı- zararlılara daha fazla maruz kaldıkça beklenenden daha erken yaşlanıyor.

 

HÜCRELER DAHA HIZLI YAŞLANIYOR

 

Kısacası, antioksidanlar vücudu serbest radikallerin yıkıcı gücüne karşı hücreleri koruyan moleküllerdir. Hücrenin DNA'sı, protein yapılarının özellikle oksijen ve akrabalarının yıkıcı gücüne karşı korunması yaşlanma hızını düşürebiliyor. Sakın şaşırmayın! Oksijen bazen çok tehlikeli bir dost da olabiliyor. Çünkü serbest radikal dediğimiz maddelerin çoğu oksijene bağlı yan ürünler olarak ortaya çıkıyor. Bu yan ürünlerin temel ortak noktaları elektron almaya çalışan kararsız, elektron açısından doymamış moleküller olmaları. Bu kararsız moleküllerin hedefleri ya hücrenin yağdan zengin duvarı, ya elektron verebilen DNA'sı, LDL kolesterol parçacıkları ya da önemli işlevleri olan proteinler oluyor.

Son zamanlarda birçok araştırma, yaşlılık hastalıkları olarak bilinen çoğu sorunun oluşumunda, örneğin katarakt, artrit, bellek kaybı, kanser, hatta kalp hastalıklarının gelişiminde bu kararsız ve saldırgan moleküllerin etkili olabileceğini düşündürüyor.
 

NE YAPMALIYIZ?

 

Yaşadığımız çevre, içtiğimiz-yediğimiz besinler ve soluduğumuz hava, tabii halinden çıktıkça bedenimize giren serbest radikal miktarı çoğalıyor.

Serbest radikal saldırılarının etkisini azaltmanın birinci yolu, sağlığa uygun temiz bir ortamda yaşamaktır. Sigara içmemek, gereğinden fazla güneş ışığına maruz kalmamak, alkol kullanmamak, tabii yiyecek ve içecekler tüketmek serbest radikal saldırısını önlüyor. Kısacası, havası suyu, yiyeceği içeceği temiz bir çevrede yaşıyorsanız vücudunuzu ilaçlar, hormonlar, katkı maddeleriyle kirletmiyorsanız korkmanıza gerek yok!

Vücudu yaşlandırıp hasta eden serbest radikaller ile en büyük mücadeleyi antioksidanlar yapıyor.
 

BİR BİLGİ

 

BİTKİLER NİÇİN ANTİOKSİDAN ÜRETİR


Doğadaki her canlı gibi bitkiler de bazı çevresel zararlılarla karşı karşıyadır. Aslında bitki veya insan, hayvan hücresi olup olmaması hiç fark etmiyor, her hücre benzer dış saldırılarla (mikroplar, mantarlar) yaşlandırıcı, hastalandırıcı, tahrip edici faktörlerle (güneş ışınları) karşı karşıya kalıyor.
Bu dış ve iç zararlılardan korunmak isteyen sebze ve meyveler bünyelerine koruyucu kalkanlar katmaya, bazı özel moleküller üretmeye çalışıyor. Bu maddeler o bitkinin gövdesinde, kökünde, yaprağında, çiçeği ya da meyvesinde bulunuyor. Çoğu zaman da kendini deli dolu ve canlı mı canlı renklerle ifade ediyor. Bu bitkileri (meyve, sebze veya bakliyat) yiyenlerin vücudunda antioksidan güç artıyor.

 

ÖNEMLİ

ORGANİK ÜRÜNLERDE NEDEN DAHA ÇOK ANTİOKSİDAN VAR?

Bir bitki ne kadar tabii yetişmiş, ne kadar dış destek almadan büyüyüp gelişmiş, ayakta durabilmek için ne kadar çok savaş vermişse o kadar çok, kaliteli ve yoğun antioksidan üretiyor. İşte bu sebeple tarım ilaçları, yapay gübreler, hormonlar kullanılmadan yetişen besinler diğerlerine oranla daha çok antioksidan ile yüklü oluyor.
Sera domatesinde Çanakkale domatesinden daha az likopen  bulunmasının sebebi bu. 1000-1100 metrede yetişen bir “pinot noir” üzümünün, 200 metre rakımda yetişen çavuş üzümüne oranla daha yoğun resveratrol taşımasının sebebi de aynı. Çünkü yüksek rakımda yetişen üzümler güneşin serbest radikal saldırılarına daha çok maruz kalıyor. Bu sebeple de korunmak için daha çok antioksidan resveratrol ya da oligomerik proantosiyanmenleri, kısacası polifenoller adı verilen tabiat mucizesi ilaç molekülleri üretiyorlar.
 


08.10.2014