UNUTKANLIK MI, BUNAMA MI?

Yaşı ilerleyenlerin çoğu sıradan unutkanlıkla bunamayı aynı şey zannedip paniğe kapılıyor. Oysa arada ciddi fark var. Bunu anlatan örneklerinden biri de şu: Otomobilinizin anahtarını nereye koyduğunuzu hatırlayamamanız unutkanlık, anahtarın ne işe yaradığını bilememeniz ise ciddi bir bellek sorununa işarettir. Ama yine de şu nokta kesin: Altmışını geçen herkeste yaşlılık tereddütleri başlar, ürküten şeylerin başında da beyin yaşlanması gelir. Biliriz ki beynimiz yaşlandıkça uyku düzenimiz bozulacak. Odaklanmamız zorlaşıp belleğimiz zayıflayacak. Süreci iyi yönetemezsek devreye “bunama” bile girecek.

 

Bir kere korkmayın ve emin olun ki bunların hiçbiri önlenemez şeyler değildir. Tabiî ki yaşlanan her beyin sinir hücreleri/nöronlar zayıflayacağı, onları birbirine bağlayan ağ sistemi/sinapslar azalacağı, damar yapısı sertleşip daralacağı, ihtiyaç duyulan besin unsurları ve oksijen yeteri kadar karşılanamayacağı, dahası küçük iskemik alanlar, orasına burasına çöreklenen plaklar ve yumaklar nedeniyle yapısı bozulacağı için bazı arızalar gösterecek, en önemli fonksiyonu bellek de bundan etkilenecektir ama ufak tefek değişimleri hoş görüp paniklemememiz lazım.

 

KORKMAYIN

 

Ortalama ömür uzadıkça “bunama” konusu fazlaca ön plana çıktı. Özellikle de Alzheimer hastalığı sık sık gündeme geldi, ölçüsüz bir korku başladı. Alzheimer hastalığının üzücü bir sorun olduğu doğru ama bunamaya yol açan diğer nedenler bu hastalıktan daha az önemli değil. Ayrıca her bellek zayıflaması mutlaka muhtemel bir Alzheimer hastalığına da işaret etmez.

 

Benim tavsiyem şu: Yaşınız ilerledikçe “bunamaya odaklanmak” yerine yaşlılık sorunlarını bir bütün olarak görüp çözmeye, yaşlanan beyninize her yönüyle yardım etmeye bakın. Böyle yaparsanız doksanıncı yaş gününüzü siz de pırıl pırıl bir beyinle kutlayabilirsiniz. Örnek mi? Daha bir hafta önce doksanıncı yaş gününü kutlayan 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel! Allah ömrünü uzun, sağlığını daim etsin.

 

Beyninizin ihtiyaçları diğer organlarınızdan farklı değil: Doğru beslenip bol bol hareket edin –özellikle de yürüyün-, güzel ve huzurlu bir hayata odaklanın ve uykunuzdan taviz vermeyin yeter. Gerisi teferruattır.

 

 

HATIRLATMA

 

ET Mİ, OT MU?

 

Söz beslenmeden açıldı mı “etobur mu, ot obur mu olmalı, et ağırlıklı mı, sebze ağırlıklı mı beslenmeliyiz?” sorusu akla geliverir. Daha önce de yazdım, binlerce araştırma ve makale var ama bir fikir birliğinin olduğunu söylemek zor.  Kimi et ağırlıklı, kimi de bitki ağırlıklı beslenmenin daha doğru olacağı görüşünde. Kısacası “et obur” mu yoksa “ot obur” mu olmalıyız sorusunun net ve açık bir yanıtı hala yok ama “HEP OBUR” olmanın sağlığa zararlı olduğu kesin. Uzmanlar “az yiyen” kişilerin “sağlıklı ve uzun ömür sürme” şansının daha yüksek olduğunu söylüyor ve ekliyorlar: Ne kadar az yerseniz o kadar az toksik madde/serbest radikal, o kadar çok antioksidan/pas giderici enzim üretirsiniz. Az ve öz yemek bağışıklık sistemini güçlendirir, kan insülin düzeyini dolayısıyla şeker, ürik asit, trigliserid, kolesterol seviyelerini azaltıp kan basıncını dengeler. Kişisel görüşüm ise şu: Son yıllarda özellikle daha çok kırmızı et yememiz yönünde bir yönlendirme var. Hayvansal ürünlere, özellikle de kırmızı ete yüklenmekse doğru bir seçim değil. Erişkin birinin günlük protein ihtiyacı kilosu başına ortalama 0,75 gram civarında. Kırmızı eti ve diğerlerini (tavuk, peynir, yoğurt) fazla tükettiğinizde bu miktarı ikiye üçe katlayabiliyorsunuz. Ayrıca hayvansal ürünlerde (özellikle de kırmızı ette) bol bulunan doymuş yağların fazlasının sağlığımız için ciddi tehdit olduğunu da unutmamamız lazım. Ben burada da “makul” sözcüğünü rehber yapmanızı tavsiye ederim. Et de, balık, tavuk, hindi de, yumurta da, sebze, meyve, bakliyat, tahıl hepsinden yiyin ve bunu özellikle yapın, çünkü beslenme bilimi çeşitliliğin üzerinde özellikle duruyor. 

 

NOT ALIN

 

5 ÖNEMLİ TAVSİYE

 

  1. D vitamini noksanlığı her geçen gün büyüyen önemli bir problem olma yolunda. Kışa girerken D vitamini rezervlerinizi kontrol ettirmeye çalışın. Eksikse tamamlayın ve fırsat buldukça bedeninizi güneşle buluşturun.
  2. B12 vitamini noksanlığı yaşlılıkla ilgili problemleri, özellikle de bellek sorunlarını hızlandırıyor. D vitamininizi ölçtürürken B 12 vitamininizi de ölçtürebilirsiniz. Yetişkin ve yaşlı birinde D vitaminini 50-100, B 12 vitaminini 500-1000 aralığında tutmakta fayda var. “Gizli tiroid yetmezliği” de yaşlılarda sık görülen, geç fark edilen ve hızlı yaşlandıran bir problem. Erken yakalamak için yıllık sağlık kontrollerinde TSH’nızı da kontrol ettirin.
  3. Yaşlandıkça daha çok dinlenmeye değil, daha çok hareket etmeye ihtiyacımız var. Aktivitenin olumlu etkileri altmışlı yaşlar sonrasında alınıyor, özellikle de yürümek inanılmaz neticeler verebiliyor. Daha önce de yazdım, hatırlatayım: Aktivite sorununu çözmede saat başı beş dakika yürümek bile işe yarıyor.
  4. İyi yaşlanmanın önemli karar vericilerinden biri de uyku süresi ve kalitesi. Ne yapın edin eğer varsa uyku sorununuzu çözmeye çalışın. “Uyku uzmanlığı” diye bir alan da var, bazı nörologlar bu konuda inanılması güç kazanımlar sağlayabiliyor.
  5. Tavsiyeler listesine iri çekirdekli siyah üzümü de ekleyelim. Çünkü üzümde bulunan pek çok “doğal ilaç!” özellikle de resveratrolün yararları konusunda neredeyse her gün yeni bir çalışma yayınlanıyor. Sabah kahvaltıda ve akşam ara öğününde çekirdekli kuru siyah üzüm –bugünlerde tazesi de var ve tam da kıvamında- yemeye çalışın. 

 

BİR ÖNERİ

 

PREVENTİF VE PROAKTİF OLUN

 

Sağlığınız bozulunca hiçbir şeyin kıymeti kalmaz, hayatın tadı da tuzu da olmaz. Sağlık denince de aklınıza onu hastalanarak kaybetmek gelmesin, koruyup muhafaza etmeyi (koruyucu/preventif sağlık) ve risklerinize karşı uyanık olup sorunlara erken müdahaleyi de (öngörücü/proaktif sağlık) ihmal etmeyin. Unutmayın ki koruma tedaviye oranla sadece daha ucuz, kolay ve güvenli değil, aynı zamanda daha az acıtıcı ve üzücüdür. Sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin. Sağlığınızdaki değişimleri dikkatle izleyin. Oluşabilecek muhtemel problemler hakkında size önerilen tavsiyeleri eksiksiz yerine getirin. Herhangi bir sorun olduğunda da geç kalmadan yardım isteyin. 

 

PAZARTESİ TAVSİYESİ

 

YAVAŞLAYIN

 

Stresle mücadelenin farklı yolları var. En etkinlerinden biri “yavaşlamak”. Konu yavaşlamak olunca da on yıl önce yine yayınlanan bir yazıyı yeniden hatırladım: Endişe ve korkudan uzak, hayata sevgiyle bakabilen ve yüreğindeki sınırsız sevecenliği cömertçe yansıtıp iyilikleri bir mıknatıs gibi çevresinde yoğunlaştırabilen birisi olabilmeyi istiyorsanız, yavaşlamalısınız. Yavaşlayıp derin bir solu almalı, hayatı yeniden yorumlayıp anlamaya, farklı şeyler duymaya çalışmalısınız. Beynimizin her gün ortalama 40-50 bin düşünce ürettiği, bunların çoğunluğunun yargı, eleştiri, endişe gibi olumsuz şeyler olduğu biliniyor. Yavaşlarsanız bunları da azaltırsınız. Daha az yargılar, eleştirir, korkar, endişelenirsiniz. Yavaşladığınızda karşılaştığınız en zor dönemeçlerde bile “neden ben?” diye isyan etmek yerine “bu da geçer!” dersiniz. Yavaşlarsanız sevgi ve korkunun duygusal düzlemde birbirine zıt iki farklı ucu oluşturduğunu fark eder, sevgiden uzaklaşıp korkuya yaklaştıkça daha çok tersi durumda daha az hastalandığınızı ve daha hızlı iyileştiğinizi öğrenirsiniz.” Yeni hayatın dayattığı en tehlikeli şeylerden biri “hız sorunu”dur. Hız aşırı olunca hayat otobanında da kaza ihtimali artıyor, daha da önemlisi “hız arttıkça haz azalıyor!”

 

 

ÖNEMLİ

 

GEVŞEYİN!

 

Stresle mücadele ederken “gevşeme”yi, “gevşemenin” en az “yavaşlamak” kadar önemli bir “stres savar” olduğunu da unutmayın. Gevşeme deyince de aklınıza sadece “meditasyon” gelmesin. Meditasyon önemli ve faydalı bir “gevşeme yöntemi” ve ortalıktaki şarlatan yaklaşımlarla hiçbir ilgisi yok. Meditasyonu destekleyen sağlam bilimsel kanıtlara sahibiz. Bunların hepsi doğru ama ben genlerimize (geleneklerimize) işlemiş gevşeme yöntemlerinin daha çok etkili olacakları düşüncesindeyim. Kültürümüzde en az meditasyon kadar etkili gevşeme yöntemleri var. İster o ister bu yolu deneyin ama mutlaka gevşeyip sakinleşin: Gevşeme çalışmalarının hemen hepsi kalbinizi de, beyninizi de destekler. Uykunuza destek olur. Sizi daha huzurlu biri yapar. Son zamanlarda toplumsal bir “KASILMA” içindeyiz ve gevşeme çalışmalarına/çabalarına çok ihtiyacı var.


10.11.2014