BESLENME-KANSER İLİŞKİSİ ÖNEMLİ

 

 

 

Kanser bizi en çok korkutan sağlık problemi. Can sıkıcı ve umut kırıcı bir sorun ve her gün bir şekilde onu konuşuyoruz. Şimdi de “içme suyundaki arsenik tehdidi” ve “ayakkabılardaki azo boyaları” nedeniyle yeniden gündeme geldi. Bana göre kanseri bundan sonra daha da sık konuşacağız. Çünkü dünya büyük bir KANSER ÇÖPLÜĞÜ’ne dönüşmüş durumda. Soluduğumuz hava, yediğimiz gıda, dokunduğumuz yüzlerce eşya kanserojen madde ile dolu. Ne yediğimiz ekmek, içtiğimiz su, ne bin bir zahmetle satın alabildiğimiz et ve balık ne de sofralarımızın baş tacı sebze ve meyvelerden eminiz. Peki, ne olacak bu işin sonu? Ne oldu da bu iş bu kadar büyüdü? Ve ne yapmalıyız kendimizi bir nebze de olsa güvenceye almak için?

 

Bu soruların cevabı bir hayli uzun ama önceki yazılar ve kitaplarımdan da toparlayıp size bazı şeyleri bir kez daha anımsatmak istedim. Buyurun…

 

DOĞRU BESLENME KANSERİ ÖNLER Mİ?

 

Beslenme faktörü kanserle mücadelede ilk ve en önemli adım. Hastalığın başlıca nedenlerinden birinin, beslenme modelimizdeki köklü değişiklikler olduğu şimdi daha iyi anlaşıldı. Maalesef, genlerimiz yiyeceklerimizin yapısındaki baş döndürücü değişikliklere ve içine giren toksik, kanserojen unsurlara artık ayak uyduramıyor. Kanser, genel DNA yapısındaki parçalanma ve kırılmaların hücrenin yapısını bozması, anormal ve farklı yeni bir hücrenin ortaya çıkması, sonra da o hücrenin baş döndürücü bir hızla çoğalması ile ortaya çıkıyor. Hâlbuki normal şartlarda genetik yapımızdaki en ufak bir değişikliğin meydana gelebilmesi için binlerce yılın geçmesi gerekiyor. Ancak sadece son yüzyılda, beslenme sistemimiz ve besinlerin içeriği yüz bin yılda bile görülmeyecek kadar değişikliğe şahit oldu. Bu dramatik değişikliklerin sonucunda da sistem bozuldu. Neticede kanser gibi zorlu bir hastalıkla mücadele edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Peki, bu açmazdan nasıl çıkabilir, hücrelerimizle, DNA’mızla konuşacak ve anlaşacak doğal bir beslenme tarzını nasıl yaratabiliriz? Her şeyden önce hangi yanlışların bizi bugüne getirdiğini iyi anlamalıyız. Bilimsel çalışmalar, genetik faktörlerin kanser nedeniyle ölümlere etkisinin yaklaşık yüzde 20 oranında olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla, genetik miras öyle sanıldığı kadar baskın bir neden değil!  Yani, yaşam tarzı (sigara ve alkol kullanmak, besin seçimleri, ruhsal durum, aktivite düzeyi, stres yükü ve uyku kalitesi gibi) ile kanser arasında çok daha güçlü bir ilişki söz konusu. Özellikle de beslenme rejimimiz çok mühim bir nokta. Araştırmalar, sadece doğru beslenme ile kanser vakalarının yaklaşık yüzde 45’inin önlenebildiğini gösteriyor. Bu nedenle de bizim önce hangi beslenme yanlışlarının kansere neden olduğunu öğrenmemiz gerekiyor. İlk yanlışımız şeker, ikincisi ise un! Genetiğimizin tanımadığı yeni beslenme modelinde çok fazla şeker var. Peki, neden şeker bu kadar önemli bir tehlike?

 

ŞEKERİN FAZLASI NEDEN TEHLİKELİ?

 

Kanser hücreleri olağanüstü bir hızla çoğaldıkları için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Enerjiyi hızlı bir şekilde bulabilecekleri temel bir kaynak da şekerdir.  Şeker kansere yakalanmayı kolaylaştırırken, kanserle mücadeleyi zorlaştırıyor. Yüz yıl önce kişi başı tüketilen şeker miktarı 2-3 kiloyu geçmezken, günümüzde aynı rakamın 80 kiloya çıktığı biliniyor. İnsan vücudu günde 10 kesme şekerden fazlasını yakamazken, içilen herhangi bir meşrubatın bir şişesinde 11-12 kesme şeker bulunuyor. Bu inanılmaz şeker tüketimini açıklamaya sadece bu örnek bile yeterli. Ne yapın edin önce şeker ve şekerli besinlerle, sonra da un ve nişasta zengini yiyeceklerle ilişkinizi sınırlamaya çalışın. Kanserin beslenme ile nasıl önlenebileceği veya yanlış beslenmenin kansere nasıl davetiye çıkarabileceğini de yandaki kutulardan okuyacaksınız. Bana sorarsanız konuya korkuyla değil de akılla yaklaşın ve yiyip içtiğiniz her şeyin ne olduğunu-olmadığını öğrenmeye çalışın, sorun o zaman kendiliğinden çözüm yoluna girecektir.

 

BİR UYARI

GİZLİ TEHLİKELERE DİKKAT

 

Nemli ortamlarda saklanmış, küflenmiş kuruyemiş ve tahıllarda, en çok da kırmızıbiber ve yer fıstığında bulunan aflatoksin maddesinin ciddi bir kanser tetikleyicisi olduğu biliniyor. Sosis, salam gibi et ürünlerindeki nitrit ve nitratlar da tehlikeli maddeler. Bu gıdaların öncelikle kalın bağırsak, kısmen de mide kanseriyle ilişkili olabileceği düşünülüyor. Ayrıca, ölçüsüz miktarda tüketilen tütsülenmiş ve salamura yiyecekler aşırı sıcak içecekler sindirim sistemi, özellikle mide ve yemek borusu kanserlerine yakalanma riskini artırıyor. Mangalda pişen etlerin, karamelize olmuş ya da yanmış yiyeceklerin de kanserojen içerebilecekleri unutulmamalı. Hazır yiyeceklerde özellikle kızartılmış fast food besinlerde (hamburgerdeki kızarmış patates!) bulunan trans yağ asitlerinin de kanser riski taşıdığı biliniyor.

 

BANA GÖRE

HAYATINIZDAN ÇIKARIN!

 

Kanserden korunmak istiyorsanız, aşağıdakileri hayatınızdan çıkarmanızda fayda var.

·        Aşırı alkol

·        Tatlandırıcılar ve tatlandırıcı eklenmiş yiyecekler, diyet içecekler.

·        Füme, salamura besinler

·        Aşırı tuzlu ve şekerli yiyecek ve içecekler

·        Aşırı fruktoz (meyve şekeri) ve fruktoz bazlı şeker eklenen besinler

·        Yanmış, kömürleşmiş kırmızı et, tavuk eti, sucuk, sosis

·        Kızarmış, yanmış, karamelize olmuş her türlü besin.

·        Yanmış, kömürleşmiş kızartmalar, kızarmış, yanmış ekmek ve tost.

·        Yağda kızartmalar, fast-food yiyecekler, mayonez ve şanti.

·        Trans yağları içeren cipsler, kızartmalar, fırın işi unlu ürünler

·        Küflenmiş, nemli pul biber, kuruyemiş gibi aflatoksin içeren gıdalar.

·        Nitrozamin içerikleri kuşkulu sosis ve salamlar.

 

NOT ALIN

ANTİ-KANSER İKİ REÇETE

 

·        Koruyucu bir içecek: Bir adet asit zengini nar, bir adet C vitamini deposu portakal, iki adet güçlü beta karoten kaynağı havuç, bir adet pancar ve zencefili katı meyve sıkacağında sıkın. Posayı atmak yerine anti-kanser içeceğinize ekleyin. Her gün bir bardak içebilirsiniz.

·        Anti-kanser bir karışım: Bir kâse yoğurt ya da kefirin içine bir çay kaşığı toz zencefil, bir çay kaşığı öğütülmüş keten tohumu, bir çay kaşığı öğütülmüş üzüm çekirdeği, bir çay kaşığı öğütülmüş ısırgan otu tohumu, yine bir çay kaşığı zerdeçal ve tarçın ekleyin.  Bu harika karışımı günde bir defa yiyebilirsiniz. Dilerseniz içine salatalık doğrayıp, biraz da zeytinyağı gezdirerek yemeğe ek bir gıda da yapabilirsiniz. (Prof. Dr. Ahmet Aydın’dan alınmış bir öneridir. Beslenme alanındaki katkıları nedeniyle Ahmet hocaya teşekkür borçluyuz.)

 

UNUTMAYIN

KANSERSAVAR SEBZE VE MEYVELER

 

Kansere karşı en önemli koruyucularınız doğanın bize sunduğu nimetler, yani meyveler, sebzelerdir. Eğer bir liste hazırlayacak olsak, listenin en üst sıralarında bana göre nar yer almalıdır. Ahududu, böğürtlen ve yabanmersini üçlüsü de tam anlamıyla doğal kanser ilaçlarıdır. Kiraz, vişne ve kayısının bu alandaki gücü tartışılmaz. Portakal ve elmayı da listeye eklemenizi öneriyorum.  Elmadaki kuversetin maddesi kansere karşı önemli müttefiklerinizdendir.  “Günde bir elma giren eve doktor girmez,” şeklindeki İngiliz deyişi boşuna söylenmemiş. Kanser savar sebzelerde başı soğan ve sarımsak çekiyor. Brokoli de etkili bir kanser savaşçısı olarak bilinir, ama ben brokoli gibi genetiğimizin alışık olmadığı gıdalar yerine binlerce yıldır yediğimiz, tanıdığımız besinleri tüketmenizi öneriyorum. Mesela karnabahar ve lahana, hem brokoliden çok daha faydalı hem de genlerimizin alışık olduğu sebzelerdir. Eğer lahana yiyecekseniz, beyaz yerine mor renklisini tercih ederek daha da etkili bir koruma sağlamış olursunuz. Siyah turp, pancar ve şalgam da kanser savar sebzeler listesinin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Havuç, bir karoten deposu ve anti-kanser beslenme modelinin vazgeçilmezleri arasındadır. Rendeleyin, doğrayın, salatasını yapın ama sofralarınızda mutlaka havuca yer verin. Kırmızı mucize domates bol miktarda likopen içerir. Bu değerli maddenin özellikle prostat ve meme kanserini önleyici etkisi olduğu biliniyor. Domates biraz ısıtılırsa, vücut likopenden daha etkili bir şekilde faydalanıyor. Bunun için domatesi yemeden önce ortadan kesip tavada hafifçe ısıtmanızı ya da rendeleyip, suyunu sıkmanızı ya da salça haline getirip tüketmenizi öneriyorum. Yeşilliklerde ise birinciliği maydanoza veriyorum, içerdiği “apigenin” maddesi bu otu tam bir kanser ilacı haline getiriyor. Nane, fesleğen, kekik ve tere de aynı başlık altında değerlendirilebilir. Bu otların mümkünse tazelerini tüketmeye gayret edin. Tazesinin bulunmadığı durumlarda kurusu da kullanılabilir. Baharat listenize tarçın, zerdeçal ve zencefili eklemeniz iyi olur.

 

 

 


01.12.2014