GENÇ KIZLAR DİKKAT

Neredeyse her on genç kızdan birini ilgilendirmeye başlayan önemli bir sorun var! Zaman zaman Kelebek’teki sayfamızda da yer verdiğimiz bu sorun üçlü bir yapıdan oluşuyor: Kilo kontrolünün bozulması/tüylenme eğiliminin artması/akne, yani sivilce probleminin yaygınlaşması. Üçlünün oluşturduğu tabloya başka belirtiler de eşlik edebiliyor ama temel yapılanma bu. Yapının tıbbi adı POLİKİSTİK OVER SENDROMU ya da kısaltılmış haliyle PKOS! Sorunun son yıllarda daha sık görülmesinin iki temel nedeni var. Birincisi genç kızların eskiye oranla daha erken ve daha yaygın biçimde şişmanlık tuzağına düşmeleri, yani burada da problem “yanlış beslenme ve hareketsizlik” ikilisiyle bağlantılı. Öyle ki kilo alma ve onun getirdiği insülin direnci mevcut bir polikistik yapılanmada insülin direncini davet edebiliyor, daha da kötüsü direnci şiddetlendirebiliyor bile. Diğer taraftan insülin direncinin belirginleşmesi ise kilo almayı hızlandırabiliyor. Özetle “kilo kazanımı ile polikistik yapılanmanın aktivitesi arasında” “birbirini besleyen” kötü bir ilişki var ve bu ilişki bir anlamda “kısır döngüye” veya “tavuk/yumurta ilişkisine” benziyor. PKOS’un daha sık teşhis edilmesinin bir başka nedeni ise teşhis imkânlarımızın artması. Özellikle ultrason incelemelerinin yaygınlaşması ve hormon analizlerinin kolaylaşması tanıyı bir hayli kolaylaştırmış durumda, vakalar daha kolay yakalanıyor, tedavi daha yakın yürütülebiliyor. İsterseniz PKOS’un belirtilerini diğer işaretlerini de hatırlayalım:

 

BELİRTİLER NELER?

 

  • Genç kız ve kadınlarda ortaya çıkan kilo kontrolü bozulması ve şişmanlama eğilimi ve bu eğilime özellikle yemek sonrası hipoglisemi ataklarının (reaktif hipoglisemi) eşlik etmesi.
  • Yumurtlama düzenindeki bozulmayla ilişkili adet düzensizlikleri ve/veya adetten kısa ya da uzun süreli kesilmeler, adet düzensizlikleri
  • Yumurtalıklarda üretilen testosteronunu aşırı tetiklenmesi neticesi erkek tipi kaslanma, özellikle vücudun üst taraf kaslarında/kitlesinde genişleme ve tüylenme eğiliminin artması. Ayrıca alnın üst kısmından başlayan erkek tipi saç kayıpları ve kolay kolay denetim altına alınamayan sivilceler.

 

 

Hemen hatırlatalım: Kesin teşhis için ille de bu üçlünün yani “kilo sorunu+sivilcelenme+tüylenme” üçgeninin bir arada olması gerekmiyor. Sorunun çözümü kilo kontrolünü de içeren bir metabolik ayardan ve hormonal yapıyı düzenlemekten geçiyor.

 

DİKKAT

 

SIRT AĞRINIZIN NEDENİ OSTEOPOROZ OLABİLİR

 

Kemiğin içini doldurup ona güç veren, kırılıp ezilmesini önleyen yapıların erkekte de kadında yaşla birlikte azaldığı biliniyor ama bu değişimlerin kadınlarda menopozla birlikte daha bir hızlandığı da kesindir. Diğer taraftan kemik kaybı genelde belirti vermeden ilerliyor. Sürecin ilk aşamasına OSTEOPENİ deniyor. Sorun bu noktada fark edilip tedavi başlanırsa süreç kemiklerin gözenekli bir biçim alıp zayıfladığı ve kırılmaya uygun duruma geldiği OSTEOPOROZ’a dönüşmeden engellenebiliyor. Aksi halde geriye içi kof, yaşlı, güçsüz bir kemik kalıyor. Osteoporozun genelde sessiz ve derinden ilerleyen ve ancak kendiliğinden ya da küçük travmalarla (burkulmalar, vurmalar, düşmeler) kırıklar oluştuğu zaman fark edilen bir problem olduğu doğru ama yine de bazı ön işaretleri var. Mesela sırt ağrıları bunlardan biri. Eğer sebebini açıklayamadığınız sırt ağrılarınız varsa problemin arka planında kemik erimesinin olabileceği aklınızda olsun. Ağrılar özellikle geceleri belirginleşiyorsa bu olasılığın biraz daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Ağrıların basit ağrı kesicilere cevap vermemesi ve zamanla “sırtta eğilme/kamburlaşma” işaretleriyle birlikte dik durmayı engeller hale gelmesi de önemli bir göstergedir.  Bunlara boy kısalması da eşlik ediyorsa sorunların osteoporozla ilişkili olduğu daha da netleşir. Özetle “sırt ağrıları boy kısalması ve sırt ve boyun bölgesinde dik durmayı engelleyecek düzeyde eğilme” ilerleyici bir osteoporoza işaret edebilir.

 

BİR UYARI

 

BİTKİSEL İLAÇLARA DİKKAT

 

Bitkisel ilaç kullanımında patlama var. Ne yazık ki reçeteli ilaçlarda olduğu gibi burada da yaygın bir “gereksiz” ve “yanlış kullanım” sorunu söz konusu. Bir taraftan ilgili bakanlıkların sürecin üretimi ve satışı ile ilgili yasal çerçevesini çizmede geç kalmaları, diğer taraftan bu ürünleri pazarlayanlardan bazılarının seçtiği yasa tanımaz ve etik olmayan yollar, en önemlisi de bitkisel ürünleri pazarlayarak geçimini sağlayan ama tıpla uzaktan yakından ilişkisi olmayanlar sorunun bu noktalara gelmesinin sorumluları. Bitkisel takviye ilaçlarında standardizasyonun henüz yeterince sağlanamamış olması, bu ilaçları önerenlerin hekimlerden çok aktarlar olması da ayrı bir sorun. Bitkilerin içinde sağlığımızı iyi yönde etkileyen şifalı maddelerin olduğu doğru. Doğru ama bunların çoğunun dikkatli kullanılmadıkları takdirde yaşamı tehdit edebilecek problemlere yol açabilecekleri de ayrı önemli bir gerçek. Bu nedenle “doğaldır, sağlığıma zararı değil, faydası olur” diye düşünüp önünüze gelen her bitkisel ürüne sarılmayın. Tıpkı ilaçlar gibi bitkisel ürünlerin de “iki ucu keskin bıçaklar” haline gelebileceklerini unutmayın. Reçeteli ilaçlarda olduğu gibi bu ürünleri de doktorlarınıza danışmadan kesinlikle kullanmayın. Ve bunların da mümkünse eczane kanalıyla satılanlarını tercih edin.

 

 

 

 

 


13.12.2014