YAŞLANIYORUM NE YAPAYIM?

Altmışlı yaşları bitiren herkes yaşlanmanın nimet ve zahmetleri ile tanışır. “Nimet” ve “zahmet” sözcüklerini özellikle kullandım, yaşlanma süreci nimet ve külfetlerin iç içe olduğu farklı bir zaman dilimi. Nimetlerin mi, zahmetlerin mi ön planda olacağına ise genetik mirasımız, paramız, pulumuzdan çok biz karar veriyoruz. “Yaşlanıyorum, ne yapayım?” diye soranlara benim ilk tavsiyem ise şu olur: Yaşlanmak tabiî ki biraz yorgunluk, ağrı, uykusuzluk, kabızlık, biraz tansiyon ve şeker yükselmeleri, görme ve işitme kayıpları, cinsel güçsüzlük getirebilir ama onun da kendine göre hoş, keyifli, güzel yanları vardır ve iyi yaşlanmak istiyorsanız eğer onun zahmetlerinden çok nimetlerine odaklanmalısınız. Nimetleri neler diye merak ediyor musunuz? Buyurun…

 

 

NİMETİ KÜLFETİNDEN ÇOK

 

Yaşlanmak “huzur” sözcüğünün en çok yakıştığı zaman dilimidir. Ayrıca derinlik kazanmak, hayatın farklı boyutlarının farkına varmak ve becerebilirseniz eğer çoğalmakla da eş anlamlıdır. Çoğalmak deyip geçmeyin! Güzel yaşlanabilirseniz eğer etrafınızda gençliğinize oranla daha çok “gerçek dost” olur. Çevreniz, çocuklarınız, torunlarınız, köklü arkadaşlıklarınız, yıllanmış meslek dayanışmalarınız ve sosyal ağlarla kuşatılmıştır. Yaşlanmanın güzellikleri sadece bunlarla da sınırlı kalmaz. Yaşlı insan bir anlamda “tecrübeli ve bilge” insandır, aksakaldır, deniz feneridir. Kişilik yapısında da olumlu değişikliklere yol açar. Sizi daha sakin, hoş görülü, daha kolay boş ver gitsin diyebilen, görmezden gelmeyi, affetmeyi, paylaşmayı, unutmayı, ertelemeyi becerebilen daha “törpülenmiş, köşelerinden, fazlalıklarından arınmış” biri yapar. Öfkeyi, kini, küslüğü sınırlar. Almaktan çok vermeye, kızmaktan çok sevmeye, hızdan çok sakinleşmeye yöneltir ki bu sonuncusu, yani “yavaşlama, frene basma, dinginlik hali” gençlik ve orta yaşlılığın en önemli sorunu olan “hayatı ıskalama ihtimalini” de minimuma indirdiği için çok önemli bir katkıdır.

 

 

TIBBİ TERÖRE DİKKAT!

 

Eğer sizin de “yaşlanıyorum, ne yapayım?” gibi bir sorunuz varsa biliniz ki bu işin anahtarları başkalarında değil, sizdedir. İlk anahtar da sizin ona özellikle kırklı yaşlardan sonra “nasıl hazırlandığınız?” ile ilişkilidir. “Sağlıklı yaşam” takıntısına takılmadan, tıbbi terörün ve “çakma sağlık teröristlerinin” kurbanı haline gelmeden de bunu yapabilmelisiniz. Örneğin –tekrar olacak ama- kötü alışkanlıklardan, yanlış besinlerden, hareketsizlikten, uykusuzluktan, stresten, olumsuz düşünce ve duygulardan ve “yanlış bilgilerden” uzak duracak, mümkün olan her şeyi haz duyarak, keyif alarak, içine tat ve umut katarak yapmaya gayret etmelisiniz. Eğitiminizi yaşlanırken de sürdürmeyi, hijyenik kurallara özen göstermeyi unutmamalı, güzel ve sağlıklı bir çevrede, iyi ve güzel insanlarla birlikte yaşlanmanın bir yolunu bulmalısınız. Sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırmalı, sağlık problemleriniz varsa eğer çözümü ertelememeli, ufak tefek sorunları da problem haline getirmemeliyiz. Başınıza gelen bazı sorunları ciddi olsalar bile onları ufak tefek sıyrıklarla, olumlu anlam yüklemelerle atlatmanın bir yolunu bulmaya çalışmalısınız...

 

 

HUZUR HAPI OLMADAN OLMAZ!

 

Yaşlılıkla ilgili konuşulacak, yazılacak daha pek çok şey var ama bu yazının temel mesajı şu olmalı: Yaşlanmak bir hastalık hali, kavga edilecek bir sorun değil, hayatın güzel bir dönemi. Eğer iyi yaşlanmak, keyifli ve huzurlu bir yaşlılık süreci geçirmek istiyorsanız sadece ne yiyip içtiğinize, hangi vitaminleri yutacağınıza, hangi egzersizleri yapıp hangi sağlık kontrollerinden geçeceğinize odaklanmayın. İyi yaşlanmanın yol haritasında bu yazdıklarımdan çok daha farklı, çok daha sıradan, basit ama etkili faktörler de var ve bana göre en önemli faktör –daha önce de sık sık yazdım- huzur haplarını almayı asla ihmal etmemektir. Bir süre önce kaybettiğimiz dünyanın en ünlü yaşlanma uzmanlarından biri olan Buttler de benimle aynı düşüncedeydi ve şunları yazmıştı: “İyi yaşlanmanın bir anahtarı da huzur ırmağına yakın durmaktır.”

 

TOPRAK İYİYSE YAĞMUR GELİR…

 

Benim tavsiyem “huzur”u ilk ve değişmez anahtarınız yapmanız, huzur ırmağına yakın durmakla yetinmeyip içine girmeniz, kendinizi onun dinginliğine bırakmanızdır. Tabiî ki kendinize iyi bakmayı da sürdürün.  Kendinize iyi bakar, bedeninizi –toprağınızı- temiz tutar, zamanında havalandırır, gübresini, ilacını zamanında verirseniz suyunu hiç merak etmeyin. Çünkü “toprak iyiyse yağmur mutlaka gelecektir!”

 

BİR NOT

 

İNÖNÜ, BAYAR, DEMİREL GÜZEL ÖRNEKLER

 

Başkan Reagan seksenli yaşlarda bağırsak kanseri nedeniyle ameliyat olduğunda bile iyimserliğini ve yüksek mizah yeteneğini kaybetmeyen biri oldu. Ameliyattan çıktığında “ne hissettiğini?” soran gazetecilere şu cevabı vermişti: “Ben de kanser yoktu, bağırsaklarımda kanserli hücre taşıyan yabancı bir kitle bulmuşlardı, onu aldılar!” Her zaman hepimizin başına sağlıkla ilgili bazı tatsızlıklar gelebilir. Bunlar yaşlılık döneminde biraz daha sıklaşıp can sıkıcı da olabiliyor. Siz siz olun bu durumlarda bile mümkün olduğu kadar “gerçeği kendi lehinize yorumlama alışkanlığını” elden bırakmayın. Güzel yaşlanan ünlü insanlar bizde de var ve sayıları oldukça fazla. Çünkü bizim kültürümüz gençliği kutsayıp yaşlılığı ıskalayan bir kültür değil, aksine yaşlıya saygıyı, ilgiyi, sevgiyi ön planda tutan güzelliklerle süslü. Bana göre rahmetli İsmet İnönü ve Celal Bayar güzel yaşlanmayı bilmişlerdi. 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel de güzel bir yaşlılık süreci içinde. Rahmi Koç, Yıldız Kenter ve Betül Mardin de keyifle yaşlanmanın güzel örnekleri.

 

KISA NOTLAR

 

YAŞLILIK ÜZERİNE SÖYLENENLER

 

  • Yaşlılık sizi bulmaz, siz yaşlılığı bulursunuz.
  • Gençler yakışıklı ve güzeldir, yaşlılarsa mükemmel ve muhteşem.
  • Zarafet kırışıklıklarla birleştiğinde hayranlık uyandırır.
  • Genç bir insan roman yazarken otobiyografisini, yaşlı bir insan otobiyografisini yazarken roman yazar.
  • Büyük babam da, dedem de, babam da öldü. Hatta iki amcam ve halamı da kaybettim. Galiba ölüm kalıtsal!
  • Önce isimleri unuturuz. Bu kabul edilebilir. Sonra yüzleri unutup telaşlanırız. Ama yine de pek dert etmeyiz. Sıra fermuarı kapatmaya geldiğinde ise kafamız karışır, mahcup oluruz ama esas problem daha sonradır: Fermuarı açmayı unutmak!
  • Çocukluk ergenlikten, ergenlik gençlikten, gençlik erişkinlikten nasıl farklıysa yaşlılık da erişkinlikten öyle farklıdır.
  • Altmışlı yaşlardan sonra sabah keyifle uyanmak bile başlı başına bir zaferdir, teşekkür gerektirir. İyi yaşlanmak ille binlerce metreden paraşütle atlamayı, yetmişinden sonra maraton koşmayı gerektirmez. Yediklerinden keyif almak, tuvalet ihtiyacını sorunsuz giderebilmek ve keyifle uyuyabilmek de başlı başına birer iyi yaşlanma işaretleridir.
  • Bir insan hayallerinin yerini pişmanlıklar alana kadar yaşlı değildir.
  • İyi yaşlı kimdir? Çalışmaya devam eden/ailesini seven/hobileri olan, hatta bunlardan bazılarını tutku düzeyine taşıyan/dostlarına düşkün ama yalnızlığın da tadını çıkarmasını bilen/çalışkan ama dinlenmeyi bilen/hala kazanan ama yetinmeyi de bilen, üretken ama paylaşabilen/yaşlılığın kayıplarına rağmen ayakta kalabilen/yanlışları –hataları- ve unutkanlıklarıyla dalga geçebilen/geçmişe değil geleceğe bakan ama “kaç yıl daha kiraz yiyeceğinin” hesabını yapmayan –mizah duygusu mükemmel-/geri çekilmeyi de üstüne üstüne gitmeyi de bilen/eski kalmayı da yenilenmeyi de beceren/dikine değil, enlemesine büyüyüp gelişen/sosyal bağlarını güçlü tutan/hayallerinin peşini bırakmayan herkes mükemmel bir yaşlıdır.

 

 

 


12.05.2014