YAŞLANMA YAVAŞLATILABİLİR Mİ?

Ömrümüz uzuyor. Yeni rakamlara bakılırsa ortalama yaşam süremiz 74 yıla ulaştı. Avrupa ve Japonya’nın azıcık gerisinde görünsek de fena bir rakam değil bu. Özellikle kadınlarımızın seksenli yılları zorlamaları ayrı bir övünç ve sevinç konusu. Bunda son yıllarda sağlık alanında elde edilen başarıların, sağlık hizmetlerinin, toplumun orta ve alt kesimlerine de ulaşmasının önemli payı var.

 

Daha önce de yazdım. Yaşlanmayı durdurmak mümkün değil. Pek çok neden şu veya bu nedenle bizi yaşlandırıyor. Zamana direnmek zaten olanaksız değil mi? Bu durumda yapılması gereken “durdurmaya değil, yavaşlatmaya, daha da önemlisi belirtilerini azaltmaya” yönelik tedbirlere ağırlık vermek. Eğer hızlı yaşlandıran nedenlerden uzak durabilirseniz zaten az ya da çok ama bir ölçüde daha yavaş yaşlanıyorsunuz. Eğer “BİTİŞ ÇİZGİNİZİ BİRAZ DAHA İLERİ ALMAK” istiyorsanız o zaman yapmanız gereken ilave bazı işler var. Mesela mı?

 

GENETİĞE DİKKAT!

 

Mesela genetik yapınızı bilmek ve ona uygun beslenme planları geliştirmek zorundasınız. Eğer bunu yapmazsanız yani bedeninize yanlış yakıtlar –yiyecek ve içecekler- sokarsanız sistem daha çabuk paslanıp yaşlanıyor. Çünkü aldığınız yanlış yakıtlar hem yeterince yakılamıyor, hem de mevcut sistemin dişlilerini bozuyor, oksitleyip paslandırıyor. Bizi hızlı yaşlandıran metabolik sorunların en başında ise insülin direnci var. Genetik olarak insülin direncine eğilimli biriyseniz eğer yaşam tarzınızı, özellikle de beslenmenizi buna göre yeniden planlamanız lazım. Hele hele kırklı, ellili yaşlara geldiğinizde bu işi mutlaka bir düzene sokmak zorundasınız. Nedeni şu… 

 

İNSÜLİN FAZLA İSE İŞİNİZ ZOR

 

Besinlerle alınan glukozun hücrelere girerek enerji kaynağı olarak kullanılabilmesi insüline doğru hücre yanıtı ile mümkündür.  Eğer insülin glukozu hücreye sokamıyor, insüline hücre ve dokular yanıt vermiyorsa bir insülin cevapsızlığı, insülin direnci mevcuttur. Bu durumda glukoz hücreye giremez, kanda birikir ve birçok yanlış ve zararlı biyokimyasal süreç başlar. Neticesi dokuların ve organların hızla yaşlanmasıdır.

 

İnsülin direncinde karaciğer ve kaslar şeker, yağ ve proteini kan dolaşımından düzenli olarak temizleyemezler. Bu “şeker-trigliserid” ikilisi kanda “sıkışmış” hale gelir. Uygun miktarda kalori ile beslenilmesine rağmen besinler enerji sağlamak için kullanacakları hücreye giremedikleri için (hücreler yakıtsız kaldıkları için) doku ve organlar besin bolluğu içinde açlık çeker hale gelirler. Yorgun ve bitkinlik kaçınılmazdır. Beynin hücrelerin düzenli olarak beslenemediğini algılaması işi daha da sorunlu hale getirir: Kontrolü güç bir açlık duygusu oluşur. Bu yoğun açlık duygusu özellikle yüksek miktarda şeker ihtiva eden yüksek kalorili besinlere (makarna, tatlılar, tahıl, alkol)  yönelmeye sebep olur. Bu da bir kısır döngü yaratır, HİPERİNSÜLİNEMİ’yi daha da kızıştırır, şiddetlendirir. Yavaş yavaş bel çevresinde yağ birikmeye, kanda trigliserit ve tokluk kan şekeri artmaya, kan basıncı yükselmeye başlar: Artık erken ve hızlı yaşlanma da tetiklenmiştir. Bir süre sonra LDL kolesterolünüz yükselmeye, HDL kolesterolünüz düşmeye, damar sertliği kalp ve damar sorunları oluşmaya başlar. Şeker hastalığı ve hipertansiyon orta ve uzun vadede sizin kaçınılmaz konuklarınız olacaktır.

 

SONUÇ

 

İnsülin rezistansına yol açan en temel sorun genetik eğilimdir. Kan insülin seviyesini tahrik eden yanlış bir beslenme şekli  ( öğün atlayıp birden yüksek kalorili öğünler almak, uzun süreli açlık ve ani yoğun kalori tüketmek, bir öğünde yüksek kalori içerikli gıdaları özellikle şekerli unlu besinler sık sık tüketme eğiliminde olmak) ile hareketsiz “TEMBEL”  bir yaşam tarzıdır.

 

İnsülin direncini çözerken 2 temel unsuru asla ihmal etmemelidir: Bir: Asla büyük öğünler yememek ve olabildiğince şeker veya şekere dönüşebilen besinleri azaltmak. İki: Aktiviteyi arttırmak.

 

UNUTMAYIN

 

HİPERİNSÜLİNEMİ BELİRTİLERİ

 

Eğer;

Ø                  Karın çevrenizde yağ birikiminiz varsa ( bel kalınlığınız erkeklerde

102 cm’den, kadınlarda 88 cm’den fazla ise)

Ø                  Kolesterolünüz ve özellikle trigliserit seviyeleriniz yüksekse,

Ø                  Kan basıncınız yükselme eğiliminde ise,

Ø                  Tatlı ve alkolü canınız çok sık çekiyorsa,

Ø                  Gün içerisinde özellikle öğle yemeklerinden sonra kendinizi çok

yorgun ve bitkin hissediyorsanız,

Ø                  Ekmek ve makarna favori yemeğinizse,

Ø                  Gece uykunuzdan kalkıp özellikle tatlı ya da nişastalı birşeyler

yemek isteğindeyseniz,

Ø                  Sabah yorgunluğunan çok şikayetçi iseniz,

 

büyük bir olasılıkla insülin direnci ve hiperinsülinemi sorununuz var demektir. (Not: Açlık insülin seviyesinin 5-6 üniteyi geçmesi, özellikle 8’in üzerinde olması insülin fazlalığına işaret eder)

 

BİR ÖNERİ

 

ANTİ- İNSULİN PROGRAM

 

  • Beslenmenizde her türlü şekeri sınırlayın (fruktoz, sukroz, glukoz). Yoğun beyaz un kullanılarak yapılmış besinleri yemeyin: Beyaz ekmek, kekler, makarnalar, krakerler, mısır-patates cipsleri, snack barlar, pankek, donut, tahıllar
  • Şeker gibi tuzu da çok az kullanın. Özellikle tuzlu-unlu ve tuzlu- nişastalı ürünleri azaltın. (krakerler, tuzlu bisküviler, cipsler)
  • Yağsız protein kaynaklarına yönelin:  Balık, hindi, tavuk. Bu besinler insülin karşıtı bir madde olan glukagonun yapımını arttırırlar.
  • Karbonhidrat alımınızı sınırlayın. Kompleks karbonhidratlara ağırlık verin. Özellikle daha çok sebze kullanın. Meyvelerin yoğun şekerli olanlarını yemeyin. Glisemik değeri düşük meyve ve sebzeleri kullanın.
  • Düzenli egzersiz yapın. Hızlı yürüyüşler en iyisidir. 40-60 dakikalık yürüyüşü en az 4-6 kez tekrarlayın. Ayrıca ağır bir yemek yediyseniz 30-60 dakika sonra 30-60 dakikalık ek yürüyüşler yapın.

 

 

 

 

 

 

15.01.2015