BU ÜÇLÜYE DİKKAT EDİN

Son istatistiklere göre ülkemizde yaşayan her dört yetişkinden birinde hipertansiyon, her altı kişiden birinde diyabet var. Her üç kişiden biriyse ya fazla kilolu ya da obez! Üçünün de arka planında ek bazı sorunlar tabiî ki var -Örneğin uyku problemleri, alkol, sigara tüketimi, stres yönetimindeki arızalar, depresyon sorununun yaygınlaşması da bu üçlüyü tetikleyen faktörler- ama esas sorunlar yeme-içme yanlışlarımız ve aktivite azlığımız.

 

Bu üçlü neredeyse “çete” gibiler. Üçünün de temel hedefi damarlarımız! Özellikle diyabet ve hipertansiyon bilinen en tehlikeli damar düşmanları. Bu ikilinin özellikle göz, kalp, beyin ve böbrek damarlarının canına okuduğu, esnekliğini ve elastikiyetini bozduğu, içlerinde ateroskleroz plakaları oluşturduğu kesin. Zaten bu nedenle de bu üçlünün her biri tek başına birer beyin damar hastalığı/demans-bunama/felç-inme nedeni. Her biri birer koroner damar hastalığı/enfarktüs/kalp yetmezliği/anevrizma sebebi. Her biri böbrek fonksiyonlarını bozma ve böbrekleri beklenenden daha hızlı yaşlandırma konusunda son derece usta oyuncular.

 

Bitmedi… Bu üçlünün üçü de yaşlandıkça ön plana geçen sorunlar ve oluşumlarında genetik faktörlerin de etkisi var. Örneğin anne ya da babanızın biri hipertansiyonlu ise sizin de yaşam boyu yüksek kan basıncına yakalanma olasılığınız %25 artıyor. Anneniz ve babanızın her ikisinde de yüksek kan basıncı varsa riskiniz %60’a yükseliyor. Benzer oranlarda genetik risk diyabet için de, obezite için de söz konusu. Değişense sadece rakamlar…

 

İYİ HABER ŞU…

 

İstatistik rakamları kötü ama size iyi haberlerim de var. İyi haber şu: İster yaşlanmaya, ister genetik mirasa, isterse sizin sonradan geliştirdiğiniz yaşam tarzı yanlışlarınıza –kötü beslenmenize, az hareket etmenize…- bağlı olsun bu üçlünün tamamını yenilgiye uğratmak elimizdedir. Yapacağımız şey sadece ve sadece sorunu daha baştan fark edip önlemek ya da fark ettiğimiz andan itibaren tedaviyi sadece ilaçlara, haplara, şuruplara bırakmayıp bir çözüm ortağı gibi hareket ederek onları yaşam tarzı değişiklikleriyle yenilgiye uğratmaktır.

 

Araştırmalar gösteriyor ki sorununuz ister hipertansiyon, ister diyabet, ister obezite olsun fark etmiyor, yaşam tarzınızda gerekli değişiklikleri yaptığınızda bu üçlünün üçünü de yenmek mümkün olabiliyor. Yeter ki bu değişikliklerin neler olduğunu öğrenin ve bir an önce başlayın. Yeter ki bu değişiklikleri kalıcı hale getirin ve peşini bırakmayın. Sadece tuzu azaltmanız hipertansiyonu, şekerli yiyecekler, rafine karbonhidratlar ve nişastalı besinleri kısıtlamanız diyabeti, toplam kalori kazanımınızı azaltmanız ise obeziteyi kontrol etmede zannettiğinizden çok daha fazlasını sağlıyor. Bu üçlüyü kontrol etmede yapmanız gereken diğer değişimler ise aynı: Daha çok hareket edecek, aktif, egzersiz yoğunluğu yüksek bir hayat tarzı sürüp daha güzel uyumaya, daha az stresli, depresyondan uzak, daha keyifli bir hayat sürmeye, alkolden, sigaradan ve gereksiz ilaç kullanımından uzak durmaya gayret edeceksiniz.

 

Kısacası “çağın vebası” olarak kabul edilen bu ölümcül üçlüyü kontrol altında tutmanız, eğer varsa genetik mirasınızdaki tohumların kök salıp çiçek açmasına, hele hele meyve vermesine engel olmanız her zaman ve her yaşta mümkün ve kolaydır. Bunu lütfen unutmayın.

 

 

NOT ALIN

 

HİPERTANSİYONUNUZ VARSA…

 

  • Kan basıncınızı düzenli olarak izleyiniz. –Tansiyonunuzu ölçmeden önce 5 dakika oturup dinlenin-
  • Sigara, kahve, alkol içtikten ve yemek yedikten 30 dakikadan önce tansiyonunuzu ölçmeyiniz. Tütün ve kafein tansiyonunuzu geçici olarak yükseltebilir, alkol düşürebilir.
  • Kan basıncınızı ayakta değil oturarak ölçünüz. Mümkünse rahat bir ortamda bulunmalısınız. Soğuk ortamlarda yapılan ölçümler yanlış sonuç verebilir.
  • Mesaneniz dolu iken yapılan ölçümler yüksek çıkabilir, mesanenizi boşalttıktan soınra ölçüm yapınız.
  • Stres, ağrı tansiyonu yükselten faktörlerdir, dikkate alınız.
  • Sabah uyanınca ölçülen kan basıncınız yüksek çıkabilir. Sabah ölçümleri yerine günün en aktif saatinden sonra tansiyon ölçümlerini yapınız.
  • Kan basıncınızın günün zamanı ile de değişiklik gösterebileceğini unutmayınız. Genel olarak sabah yüksekken akşam saatlerinde düşmeye başlar, uyku saatlerinde en düşük değerlere ulaşır. Stres hali, korku, heyecan, endişe durumu, hatta bunları düşünmek bile tansiyonu yükseltebiliyor.
  • Eğer hipertansiyonu olan biriyseniz tansiyonunuzu ölçmeyi öğrenmenizde fayda var ama doğru ölçümü yapmayı da öğrenmelisiniz.
  • Bazı grip/nezle ilaçlarının, ağrı kesici ve romatizma haplarının, bitkisel desteklerin –ginseng, ginkgo gibi- tansiyonu yükseltebileceğini aklınızda tutunuz.

 

 

AKLINIZDA OLSUN

 

HİPERTANSİYON RİSKİ YÜKSEK OLANLAR

 

  • Şişmanlar, göbek çevresi büyük, beli kalın olanlar: Bel çevresi erkeklerde 100, kadınlarda 88 cm.yi geçmemeli, bel/kalça oranı 1’in altında olmalıdır.
  • İnsülin direnci veya metabolik sendromu olan kişiler (İR>2,5)
  • İyi kolesterolü düşük olanlar (HDL<40mg)
  • Ürik asidi yüksek bulunanlar (ürik asit>7,5 mg)
  • Trigliseridi yüksek saptananlar (trigliserid >200 mg)
  • Sigara, alkol kullananlar
  • Hareketsiz bir yaşam tarzı olanlar
  • Şeker hastaları
  • Tuza duyarlı kişiler
  • Potasyum düşüklüğü saptananlar
  • Uyku apnesi bulunanlar
  • Böbrek hastaları: Böbrek taşı olanlar, nefrit geçirenler, böbrek damarlarında hastalık bulunanlar
  • Böbreküstü bezi hastalığı olanlar (feokromositoma, Kuşing)
  • Tiroid bezi hastalığı olanlar (hipo ve hipertiroidi)

 

 

 

 

ÖNEMLİ

 

DİYABET RİSKİ YÜKSEK OLANLAR

 

  • Kilo sorunu ve obezitesi bulunanlar
  • İnsülin direnci ve reaktif hipoglisemi saptananlar
  • Metabolik sendromlu kişiler
  • Yüksek kalori tüketimi olan özellikle şeker ve nişasta tüketimini abartanlar
  • Aktivitesi düşük olanlar
  • İyi kolesterolü düşük, trigliseridi yüksek saptananlar
  • Gebelik diyabeti geçirenler
  • Hipertansiyonlular
  • Ürik asidi yüksek bulunanlar

 

 

BESLENME

 

SAĞLIKLI BESLENİN AMA…

 

Bence beslenme sorununu önemli ölçüde hallettik, nerelerde yanlış yaptığımızı öğrenip daha doğru şeyler yiyip içmeye başladık. Fast food beslenmenin zararlarını, şeker tüketimi fazlalığının yaratabileceği problemleri, nişastadan zengin yiyeceklerin oluşturduğu tehlikeleri, trans yağları, tuz tehdidini öğrenmeyenimiz kalmadı. Atıştırmalıklar konusunda da hassas davranmaya başladık. Üreticiler az yağ ilave ettiklerini, tam tahıl kullandıklarını iddia etseler de eskisi kadar cips, gofret vs. yemiyor, gazlı, kolalı içeceklere eskisi kadar samimi (!) davranmıyoruz. Yağ tüketimi konusunda da oldukça akıllandığımızı söyleyebilirim. Eğer kızartmalardan vazgeçmeyi öğreniri zeytinyağı dışındaki bitkisel yağları azaltmayı başarabilirsek işimizin daha da kolaylaşacağı kesindir. Ama bütün bunları yapmamız yeterli olmuyor. Nedeni şu: Ne yediğimiz kadar, ne kadar yediğimiz de önemli bir ayrıntıdır. Sağlıklı gıdaları hatta tamamen organik olduğundan emin olduğumuz besinleri bile eğer gereğinden fazla tüketecek olursak sağlığımızın yine tehdit altında olabileceğini unutmayalım. Tükettiğimiz besin miktarına da dikkat edelim. Tabak büyüklüklerini küçültelim. Gıda tüketim miktarını kontrol edebilmenin ilk şartınınsa ayaküstü atıştırmayı bırakıp masada oturarak ve yavaş yavaş yemek olduğunu unutmayalım. Her gün birçok kişi ile beslenme konusunu konuşuyor, kilo sorunlarını çözmede yardımcı olmaya çalışıyor ama “zeytinyağından başka yağ kullanmıyorum” diyen ama her sabah neredeyse iki üç yemek kaşığı zeytinyağına limon sıkıp üzerine biraz da kekik ekleyerek birkaç dilim ekmekle midesine indiren çok sayıda insanla karşılaşıyoruz. Oysa bir dilim ekmekte –tam buğdaydan yapılmış da olsa- ortalama 70 kalori, bir yemek kaşığı zeytinyağında yaklaşık 120 kalori var! Yine benzer şekilde sağlığıma faydalı deyip 50 adet kirazı akşam televizyon seyrederken midesine indiren, üstüne 1-2 şeftali, birkaç kayısı, hatta 1-2 dilim de karpuz götürenler de eksik değil. Unutmayalım: Sağlıklı şeyler de gereğinden fazla yenilip içildiğinde kilo aldırabiliyor, insülin direncini tetikleyerek diyabete ya da hipertansiyona sebep olabiliyor.

 


26.05.2014