ROMATİZMA NİYE YAYGINLAŞTI?

Eklem ve kemik sorunları eskiye oranla daha sık görülüyor. Yaşı elliyi geçenlerin çoğu romatizma veya osteoporozdan şikâyetçi. Kiminin sırtı, beli, kiminin de dizi, kalçası ağrıyor. Bu iki sorun nedeniyle yaşam kalitesi oldukça düşen, günlük ihtiyaçlarını karşılayamayanlar bile var. Sorunun yaygınlığını romatoloji, fizik tedavi/rehabilitasyon, ortopedi uzmanları da doğruluyor. Benim gözlemim de bu yönde. Peki, ne oldu da eklemler bu kadar güçsüz kaldı, kemikler böylesine koflaştı, sorun bu denli yaygınlaştı?  Buyurun…

 

Problemin bir değil, birçok sebebi var. Tabiî ki ömrümüzün uzaması en önemli belirleyici. Ortalama yaşam süresinin uzaması doğal olarak “toplumsal yaşlanma” sorununu da beraberinde getirdi, romatizma ve osteoporoz da bundan nasibini aldı ama tekrarlayıp durduğumuz bazı yanlışlar da işi tetikliyor. Yanlışların başındaysa her zaman olduğu gibi beslenme ve aktivite problemlerimiz var.  

 

Sanılanın aksine kemiklerimiz “metabolik aktiviteleri olmayan, sabit ve değişmez” yapılar değil. Eklemler de öyle. Her kemik ve eklem sanki bir “inşaat şantiyesi” gibi yaşam boyu yoğun bir metabolik aktivite içinde. Her kemik ve eklem “eski yapıların yıkılıp yenilerin üretildiği” bir “kentsel dönüşüm projesi” gibi çalışıyor. Doğal olarak da eklem ve kemikler sürekli olarak eskitiyor, tüketiyor, yeni malzemelere ihtiyaç duyuyor. İhtiyaçlarını, yani demirini, çimentosunu, tuğlasını ise besinlerle karşılıyor. Eğer bunları yiyip içtiklerimizle kazanıp yerine koyamazsak, yapım eksik kalıyor, çürük malzemelerle sürdürülebiliyor. Neticede kemiklerin içi koflaşıp boşalmaya (osteoporoz), en ufak bir depremde (düşmede, travmada) yıkılıp kırılmaya hazır hale geliyor. Eklemlerin kayganlığı azalıyor, sıvıları kayboluyor, tampon sistemleri (kıkırdaklar), diskler incelip harap oluyor.

 

KALSİYUM YETMEZ

 

Yine sanıldığının aksine kemiklerin ana maddesi sadece “kalsiyum” değil. Bedenimizdeki bir kilodan fazla kalsiyumun önemli bir kısmı kemiklerimizde kullanılıyor ama kemik ve eklemlerin bütünlük ve sağlamlığını koruyabilmeleri için D ve K vitamini gibi vitaminlere, magnezyum, bakır, boron gibi minerallere, daha da önemlisi kolajen ve glukozaminoglukanlar gibi destek maddelerine ihtiyaç var. Özellikle eklemler kolajen, glukozaminoglukanlar, omega-3 yağları gibi ana maddeleri azaldığında kendilerini yenilemede zorlanmaya başlıyor.

 

Kısacası romatizma ve osteoporoz problemlerinin bu denli yaygınlaşmasının arkasında doğal yaşlanma kadar bizim “bilgisizlik ve dikkatsizliğimiz” de var. Çünkü biz hala kemik ve eklem sağlamlığı denince sadece kalsiyum ve D vitamini ikilisini hatırlıyoruz. Tabiî ki bu ikili çok önemli, tabiî ki bunların eksikliğinden uzak kalmak mühim bir nokta. Ve tabiî ki vücudumuza daha çok kalsiyum (sadece süt, peynir, yoğurt kaynaklı kalsiyum değil, lahana ve benzeri sebzelerle, bakliyat ve kuruyemişlerdeki kalsiyuma da ihtiyacımız var), daha çok D vitamini (sadece besinlerle değil, özellikle güneşten faydalanarak) temin etmemiz lazım. Ama sadece bunlarla yetinecek olursak yolda kalırız! Kemiklere de, eklemlere de kolajen, glukozaminoglukanlar, omega-3 ve daha pek çok doğal malzeme kazandırmalıyız. Bunun için de daha sık kemikli et (tam tavuk, tam et), balık (kılçığıyla yenen balıklar tercih edilmelidir), kelle paça, sakatat, sebze, bakliyat tüketerek ihtiyacımız olan proteini, kolajen, glukozaminoglukan, omega-3 ve diğer zorunlu maddeleri de bedenimize sokmalıyız. Tabiî ki sadece bununla da yetinmemek lazım.

 

Düzenli fiziksel aktivite de çok önemli bir konu. Yeteri kadar aktivite yapmamak da kemik ve eklem sağlığını tehdit eden sorunlardan biri. Özellikle kemikler için direnç egzersizleri yapmak (itme, çekme, ağırlık çalışmaları) ve kaslara yoğun çalışma yükleyerek kemiklere uyguladıkları zorlamayı yükseltmekte fayda var. Çünkü güce direnmek zorunda kalan kemik içine daha fazla kalsiyum ve esas madde depoladığından daha güçlü oluyor. Diğer taraftan düzenli yürümek, fırsat buldukça aktif yaşam sürmenin bir yolunu bulmak da kemik ve eklemler için çok önemli. Burada dikkat edilmesi gereken aktivite yapacağım derken eklemleri ve onlara destek olan dokuları (tendonlar, menüsküsler, diskler, su keseleri) fazla zorlamamak, hasar vermemektir. Ayrıca bedenimize eklediğimiz her bir kilonun eklemlerimize en az 3-4 katı kadar ağırlık yüklediğini de unutmamamız, fazla kilomuz varsa bir an önce kurtulmamız gerekiyor. Özellikle ellili yaşlardan sonra bedene yüklenen her fazla kilo bele, dize, kalçaya eziyet ediyor.

 

Yazının özeti şu: Sağlam ve güçlü kemiklere sahip olmak istiyorsak beslenmemizi yeniden gözden geçirelim. Aktivitemizi yeniden planlayalım. Kemiklerimize yardımcı olmanın tek yolunun kalsiyum ve D vitamini destekleri, glukozamin ve kolajen hapları olmadığını, hele hele romatizmal ilaçların en son çare olarak düşünülmesi gerektiğini unutmayalım.

 

 

DİKKAT

 

YORGUNLUK ORDUSU BÜYÜYOR

 

Depresyonun ilk işaretlerinden biri yorgunluktur. Uzmanlar özellikle sabah daha yataktan kalkmadan başlayan yorgunluklardan depresyonun sorumlu olabileceğini belirtiyor ve “gün boyu devam eden, gün içinde iniş çıkışlar gösteren yorgunluklarda akla ilk önce depresyon gelmeli” diyor. Özellikle şu işaretlerden bazıları “yorgunluğa” eşlik ediyorsa sorunun depresyonla ilişkili olma ihtimali daha da fazla: Kolay ve aşırı duygulanma halleri. Basit sebeplerle ağlamalar. Kontrolsüz öfkelenmeler. Uyku bozuklukları, özellikle gecenin orta yerinde uyanıp yeniden uykuya dalamamalar. Gereksiz alınganlıklar. Ölçüsüz tepkiler, ani, frensiz sinirlenmeler. Sabahları daha da belirginleşen mutsuzluk durumu ve bunun gün içine yayılması.  Odaklanma bozukluğu. İlerleyici, tekrarlayıcı unutkanlıklar. Lütfen unutmayalım: Özellikle büyük şehirlerde dikkati çekecek ölçüde bir “depresyon dalgası” var ve bu dalga “yorgunluk ordusu”nu hızla büyütüyor. Tabiî ki ekonomik nedenler, hayatın gittikçe zorlaşması da bunda etkili ama bence temel belirleyicilerden biri aidiyet duygusunun zayıflamasıdır. İlişkilerimizin eski anlamını, gücünü, içtenliğini, keyfini kaybetmesi, huzurun ve hazzın neredeyse sadece şarkılarda kalması, hayatımızın “yatay ölçekli” değil, “dikeyine” büyümesi ve bu büyümenin üstümüze bir kâbus gibi çökmesi de önemli noktalar. Neyse ki güzel, aydınlık ve keyifli bir bahar bizi bekliyor. Havaya, suya, toprağa düşen cemreleri yürekten hissedebilirsek eğer yılgınlığın da, yorgunluğun da, depresyonun da üstesinden kolayca gelebiliriz.

 BİR BİLGİ

 

YAĞLI KARACİĞER İÇİN YAPMANIZ GEREKEN İLK 10 ŞEY…

 

  1. Alkolü bırakın (veya azaltın)
  2. Meyve sularından uzak durun (taze sıkılmış olsalar bile)
  3. Meyve tüketiminizi sınırlayın (özellikle akşam meyvelerini)
  4. Alkol ile meyveyi birlikte tüketmeyin
  5. Meşrubatlara, gazlı kolalı içeceklere elinizi bile sürmeyin
  6. Ekmek, makarna, pirinç pilavı keyfine azıcık ara verin
  7. Unlu, nişastalı besinlerden ve tatlılardan (bal, pekmez dahil) uzak durun
  8. Düzenli ama aşırı yorulmadan egzersiz yapın (özellikle yürümeyi ihmal etmeyin)
  9. Kullandığınız ilaç ve gıda takviyeleri gözden geçirin
  10. Bel çevrenizi kadınsanız 90, erkekseniz 100 cm.nin altına indirin

 


09.03.2015