GLÜTENLİ Mİ, GLÜTENSİZ Mİ?

Glutensiz değilse de “gluteni sınırlı” bir beslenme planının daha doğru olduğu fikrine ben de katılırım. Özellikle de bağırsak sağlığı ve kronik iltihaplar söz konusu olduğunda glutenden uzak durmanın doğru olabileceğini düşünürüm. Son yıllarda bu konuda da ciddi bilgi birikimi oldu. Bağırsaklarımızın önemi daha iyi anlaşıldı. Glutenin önemli bir sağlık tehdidi olabileceği düşüncesi daha çok kanıta kavuştu.

 

Doktor Evren Altınel bu konuda güzel bir yazı hazırlamış. İsterseniz buyurun beraberce okuyalım…

 

Sağlık konularında her zaman başa oynayan organlarımız var. Bunların ilk beşi beyin, kalp, akciğer, böbrek ve karaciğer. Tıp bilimi de onları “hayati organlar” olarak tanımlar. Organlara özel önem sıralaması yapıldığında barsaklarımız hep geri planda kalır. Onlardan söz etmek akla gelmez. Ama şimdi sıralamada yaklaşım da değişti. Barsaklar hakkında koca koca kitaplar yazılıyor, filmler çekilip makaleler yayımlanıyor. Zira gayet iyi biliyoruz ki gündelik yaşantımızın konforu açısından barsaklarımızın “keyifli” olması çok ama çok önemli.

 

İKİNCİ BEYİN: BAĞIRSAKLAR

 

“İkinci beyin” tanımlamasını bile hak edecek kadar vücudumuz ve hayatımızın yönetiminde söz sahibi olan bu upuzun ve geniş (açıp yaysak neredeyse top sahasını kaplar) organ, gece gündüz incesi ve kalını ile yiyip içtiklerimizi kullanılabilir enerji kaynakları haline getirmek için çalışır. Sahibine yaşattığı sorunların çoğu hareketlerin kısıtlanması ya da ritminin bozulması yüzünden ortaya çıkar. Duygusal yüklenmeler, stres, kaygı ve zihinsel yorgunluklar yalnız beyni değil onun adeta bir iz düşümü gibi yapılanan barsakları da hırpalar. Tıpkı kötü bir beslenme örneğinde (dengesiz, aşırı tuzlu, niteliksiz yağlar içeren) ya da barsakları etkileyen bakteri veya virüslerin yarattığı enfeksiyonlarda olduğu gibi barsak cidarının uyarılması da salgıyı (müküs) artırır, hareketin ahengini bozar. Gaz, şişkinlik, hazımsızlık, iştah değişikliği, ağız kokusu gibi birçok yakınma ortaya çıkar. Barsakları “pohpohlamak”, gönlünü alıp hatırını sormak ve onlara iyi davranmak genel sağlık açısından çok önemlidir.

 

Daha sağlıklı barsaklara sahip olabilmek için öncelikle gazlı içeceklerden, işlenmiş hazır gıdalardan, zararlı pişirme tekniklerinden uzak durulması gerektiğini bilelim. Gazsız, krampsız, düz bir karın istiyorsak yerine göre inek sütü, bazı sebzeler, bakliyat ya da yer fıstığından da feragat edelim. Hatta güzelim ekmekten bile vazgeçmeyi göze alalım. Çünkü birçok farklı ve özel beslenme planı arasından “glütensiz diyet”ler aradan sıyrılıp zirveye tırmandı, şimdi de “glütensiz diyet” salgını başladı.

 

GLUTEN NEDEN AZALTILMALI?

 

Uzun süre “glütensiz diyet” sadece Çölyak hastaları için önerildi. Kendi barsak hücrelerine karşı antikor yapan bir bünyeye sahip olan Çölyak hastaları glüten içeren gıdalarla beslendiklerinde sıklıkla ishal, çok nadiren de kabız oluyorlardı. Besinler zarar gören barsak yüzeyinden yeterince iyi emilemediğinden birçok temel maddenin (demir, kalsiyum gibi…) eksikliğini de yaşıyor, kansız, bitkin kalıyorlardı. Şimdi özel bir diyetle glütensiz beslenerek sorunlardan kurtuluyor, yediklerinin de hayrını görüyorlar. Yaşamları boyunca bu diyete uymaları genel sağlıkları açısından çok önemli.

Glütensiz diyet yapmanın sağlığa bir zararı yok. Olmazsa olmaz bir gıda unsurunun eksikliği de çekilmiyor. Ama bu tür beslenme düzenini sürekli kılmak pek kolay bir şey değil. Ama bir kez başlayanlar “çok rahatladıklarını, müthiş hafiflediklerini, sönmüş balon gibi olduklarını” söyleyip bir daha asla bırakmayacaklarını ekliyorlar.

 

Çölyak hastaları bir ömür boyu glüten içeren gıdalardan uzak durmak zorundalar. Sıkı, hem de çok sıkı bir kısıtlama onları bekliyor.  Benzer sindirim sorunlarına sahip gıda intoleransı olan kişiler de bu tür beslenme planlarından yarar görüyor ama o kadar da keskin hatları olan bir diyet yapmaları gerekmiyor. Oysa basit bir kan tahlili ile sorunun ne olduğu anlaşılabilir. Çünkü Çölyak hastalığının kesin tanısı kanda barsak hücrelerine karşı vücudun yaptığı antikorların (anti transglütaminazlar) saptanması ile konuyor. Sıkıntı şu: Birkaç aydan beri glütensiz beslenen kişilerde kan testi ile tanı koymak çok zorlaşıyor.

 

 

 

BİR BİLGİ

 

BENİN DİŞİSİ, ERKEĞİ OLUR MU?

 

Benler yaygın bir cilt sorunu. İyi huylu olanları kötü huylularından daha çok ama bu iyi huylular da zamanla kötü huylu dönüşümler yapabiliyor. Özellikle kanayan, rengi değişen, hızlı büyüyen, etrafında yeni benler üreten koyu renkli benler üzerinde dikkatle durun. Böyle bir ben, hele bir de hızlı büyümeye ve renk değiştirmeye başladıysa bir doktora gösterin. İyi huylu benlere ise, estetik kaygılar dışında pek dokunmayın. Bazı benlerin “erkek”, bazılarının “dişi” olduğuna ise asla inanmayın. Ayrıca bir beni aldırmanın benin tekrarlaması ya da daha fazla ben çıkmasına (üremesine) sebep olacağını da düşünmeyin. Hele hele “bir ben çıkarıldığında kötü huylu bir şeye dönüşür” safsatasına asla inanmayın. Herhangi bir iyi huylu beni doktorunuz problemli ya da riskli görürse çıkarmayı teklif edebilir, düşünmeden kabul edin.

 

BİR SORU

 

KEPEKLENME SAÇ DÖKER Mİ?

 

Saçlarda istenmeyen değişimlerden biri de kepeklenme sorunu. Ortak nedeni henüz açıklanmış olmasa da bazı bakteriler ve mantarlar kepeklenmeye yol açabilir. “Mantar-kepeklenme” ilişkisi kesin olarak ispatlanmış değil ama “mantar ilaçlarıyla tedavi” mevcut kepekleri genelde yok eder. “Anti mantar bileşenler” eklenmiş şampuanlarsa yeni kepek oluşumunu önler. Biliriz ki iyi bakılmayan, düzenli temizlenmeyen saçlarda psikolojik gerginlik durumlarında uzun süreli ağır yorgunluklarda saçlar kepeklenebiliyor. Önemli bir nokta da şu: Kepeklenme bazen bir cilt hastalığının işareti de olabiliyor ve bu önemli durumlar basit kepeklenme hali ile karıştırılabiliyor. Yani bazı egzamaların, sedef hastalığı gibi hastalıkların da kepeklenme nedeni olabilecekleri aklınızda olsun. KEPEKLENMENİN SAÇ DÖKECEĞİ bilgisi ise kanıtlanmış, doğru bir bilgi değildir. Kepek azaltan şampuanların saç dökülmesini önleyeceği ibaresiyle kullanılmalarında herhangi bir fayda yoktur.

 

 

 

BİLGİNİZE

 

ÇİNKONUN ÖNEMİ ARTIYOR

 

Tıpkı demir, magnezyum gibi çinkonun da sağlığı koruyup güçlendirmede daha önemli işlere imza attığını gösteren kanıtlar var. Çinko eksikliğinin bağışıklık gücünü zayıflattığı uzun zamandır zaten biliniyordu. Yeni çalışmalarda iltihabi yanıtların güçlü ve etkili olabilmesi, iltihabın çabuk iyileşebilmesi için de çinkoya ihtiyaç olduğu gösterildi. Çinkoya en çok ihtiyaç duyanlarsa çocuk ve yaşlılar. Her iki grup da yeteri kadar çinko alamama tehdidi ile karşı karşıyalar ve hayatımızın bütünü dikkate alındığında bağışıklığın en kolay hasar görebileceği dönemler bu yıllar. Çinko deniz ürünleri ve kırmızı ette bol miktarda var. Yeterli ve dengeli beslenen birinin çinko eksikliğine maruz kalması bu nedenle pek kolay bir durum değil. Beslenme bozukluğu olan çocuk ve yaşlılarda ise çinko eksikliğine karşı uyanık olmak lazım. Çinko desteğinin kış aylarında sık görülen soğuk algınlıklarıyla mücadelede ve kulak çınlaması sorununu hafifletmede de işe yarayabileceği aklınızda olsun.

 

 

 


25.03.2015