SAĞLIK KOLAY, HASTALIK ZOR
Otuz yılı aşan hekimlik tecrübemin sonucu olarak söylüyorum: Sağlık kolay, hastalık zor! Sağlam bir beden ve ruhu yaralayıp hasta etmek, sorunlu ve problemli hale getirip keyfini kaçırmak kolay başarılacak (!) bir iş değil. Bol miktarda bilgisizlik, ilgisizlik, ihmal ve ihanet gerektiriyor. Sağlığı korumaksa sıradan ve doğal bir süreç. Yapacağınız şeyler son derece basit bazı kurallara dikkat etmekten ibaret. Son haftalarda yayınlanan iki yeni araştırma da bu düşüncemi doğruluyor. İlkini geçen hafta yazdım: Günde iki dakikacık egzersiz yapmanız bile sağlığınızı koruyup güçlendiriyor, ömrünüzü uzatıyor. Sağlıklı kalmanın zannedildiğinden de kolay olduğunu gösteren diğer bir araştırmaysa geçenlerde bir tıp dergisinde “Journal Of Epidemilogy”de yayınlandı. Maastricht Üniversitesi’nde Prof. Van den Brand’ın başkanlığında yapılan çalışma 1986’dan beri sürüyor. 120 bin kişinin beslenme ve yaşam tarzını izleyen büyük bir araştırma bu. Sonuçlar şunu gösteriyor: “Günde en az 10 gram fıstık, fındık, ceviz veya badem yemek, erken ölüm riskini en az %23 oranında azaltıyor.” Saydığım sert kabuklu kuruyemişleri tüketenlerde şeker, kanser ve diğer yıpratıcı kronik hastalıklara daha az rastlanıyor, rakam vermek gerekirse diyabette %30, solunum sistemi hastalıklarında %39, sinir sistemi hastalıklarında %45’e yaklaşan bir düşme var. Sonuç şu: Günde yalnızca 10 gram kuruyemiş yani “beş adet fındık veya badem ya da iki bütün ceviz” yemeniz, yani bu üçlüden herhangi birini 10 gram civarında tüketmeniz sağlığınıza sağlık, ömrünüze ömür katıyor. Araştırma Hipokrat’ın yüzlerce yıl önce verdiği o ünlü öğüdü yeniden onaylıyor: “Yiyeceklerinize ilaç muamelesi yapınız!” 4 kuralı yeniden hatırlatalım: Akılcı beslenelim, hareketli olalım, güzel uyuyup üzüntü, kaygı, endişeden uzak keyifli bir hayat sürmeye çalışalım.
BANA GÖRE
KURUYEMİŞ SEÇERKEN…
“Fındık, fıstık tüketmek, ceviz, badem yemek” sağlığımızı koruyup güçlendirmenin, hastalıklardan korunmanın temel anahtarlarından biri. İyi netice için bazı temel kuralları unutmayalım.
- Sert kabuklu yemişlerin hiçbirini işlemden geçirmeyin. Dışlarındaki ince kabuğu (kırmızı-kahverengi zarı) soymayın. Tuzlamayın, kavurmayın, yakmayın, haşlamayın, fırınlamayın. Doğal halleriyle, oldukları gibi yiyin.
- Mümkünse kabuklu halleriyle satın alıp yiyeceğiniz zaman kabuklarını kırıp yemeyi deneyin. Eğer paketlenmiş şekilde alıyorsanız uygun koşullarda paketlendiklerinden, saklanıp dağıtıldıklarından emin olun.
- Ezme veya toz formlarından, reçellerinden, macunlarından değil, doğal ve tabii formlarından faydalanmaya çalışın.
- Her birinin 100 gramının ortalama 600 kalori civarında enerji sağlayacağını unutmayın. Sağlıklı bir yetişkinin bir günde tüketebileceği kuruyemiş miktarının 30 gramı geçmemesi öneriliyor, 10-30 gram aralığı güvenli bulunuyor. Fazlası kilo yaptığı için avuç avuç yemek tavsiye edilmiyor.
BİR SORU
KALP ACISI ÖLDÜRÜR MÜ?
Endişe, korku, üzüntü, daha geniş anlamıyla yönetilemeyen ve uzamış kaygı hali sağlığımızın en önemli düşmanlarından biri. “Kaygı bozukluğu” zamanında fark edilip ortadan kaldırılmadığında uykuyu bozan, belleği güçsüzleştiren, tansiyonu, şekeri yükseltip kalp ritmini bozabilen tehlikeli bir süreç. Kaygının kalp düşmanı olduğu ve “Kırık kalp sendromu” sorunu yeni bir bilgi değil. Elli yıl önceki tıp kitaplarında da bu kavram vardı. “Asker kalbi” veya “Da Costa sendromu” denilen durumda kalbi gerçekte hasta olmayan kişilerde “kaygı ve depresyon” nedeniyle oluşabilecek kalp şikâyetlerinden söz edilirdi. Konu son zamanlarda yeniden popüler hale geldi. Nedeniyse kaygı bozukluğu sorununun adeta global bir vebaya dönüşmesi. Ruh sağlığı uzmanları da, kardiyoloji uzmanları da bu gelişmeden müthiş rahatsızlar. Birçok kardiyolog aşırı stres ve üzüntü ile birlikte giden ruhsal zorlanmaların en az kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, diyabet, hatta sigara kadar önemli bir kardiyak risk faktörü olduğunu düşünüyor ve “kaygının yol açtığı kalp acısı kalp krizi yapabilir” diyorlar…
BİR UYARI
DİYABET TEHDİDİ BÜYÜYOR
On yılı aşkın bir süredir herkesi obezite ve bunun beklenen sonuçlarından biri olan diyabet patlaması tehlikesine karşı uyarıyorum. İtiraf ediyorum: Başarılı olamadım! Ortada hala göstermelik birkaç demeç, proje, vaat dışında resmi yetkililerin düğmesine bastıkları net ve açık bir çözüm planı yok. Oysa ardı ardına yapılan pek çok çalışma tehdidin her geçen gün büyüdüğünü gösteriyor. “CREDIT-2” çalışması da bunlardan biri. Bu yeni çalışmanın sonuçlarına bakılırsa 2006’da %12,7 olan diyabet sıklığı daha on yıl bile geçmeden, 2016’da %18,3’e yükselmiş durumda. Bu sokaktaki her beş yetişkin vatandaşımızdan birinin şeker hastası olduğu anlamına geliyor. Kısacası obezite ve neticesinde diyabet patlaması sorunları gün geçtikçe büyüyor. Bence önümüzdeki yıllarda Türkiye’yi bekleyen en önemli sağlık tehditlerinden biri de bu ikili olacak. Özellikle diyabetin sağlık harcamalarımızın önemli bir bölümünü oluşturacağını unutuyoruz. Mevcut rakamlar diyabetin Türkiye’deki sağlık harcamalarının dörtte birinden sorumlu olduğunu gösteriyor.
BİR BİLGİ
ROMATİZMA NEDEN PATLADI?
Sıklığı artan sağlık sorunlarımızdan biri de “diz ve kalça eklemlerini tehdit eden romatizmal problemler”. Eskiden “yaşlanmaya bağlı bir eklem problemi” olarak tanımladığımız “osteoartrit” tipi eklem hasarları günümüzde sadece ileri yaşlıları değil, orta yaşlılar, hatta gençleri bile tehdit etmeye başladı. Birinci neden yine aynı: Kilo fazlalığı yani obezite sorunu. Bunu beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi ve hareketsizlik takip ediyor. “Beslenme alışkanlıkları ile eklemler arasında ne ilişki var?” demeyin. Vücudunuza yeteri kadar “glikozaminoglikan” ham maddesi kazandıramadığınız, kafi miktarda kolajen, kaliteli protein, omega-3 yağ asidi, mineral temin edemediğinizde eklemlerinizin –ve kemiklerinizin- kendilerini korumaları, kırık döküklerini tamir etmeleri, yapılarını yenilemeleri imkansız hale geliyor. Buna bir de hareketsizlik ve hatalı aktiviteler eklendiğinde haklı olarak diziniz de, kalçanız da, beliniz de bağırıp çağırmaya başlıyor.
HATIRLATMALAR
YAZ İÇİN 6 ÖNERİ
- Limondan daha sık faydalanın. Mümkün olan her şeye limon sıkın! Limon sadece güçlü bir C vitamini, flavonoid ve lezzet deposu değil, aynı zamanda etkili bir “kilo koruyucusu”. Bu etkisini de zannedildiği gibi “yağları eritmesine” değil, eklendiği gıdaların “glisemik yükünü azaltması ve kana karışma hızını yavaşlatmasına” borçlu.
- Meyvenin püresi suyundan, salatası püresinden, doğal hali de salatasından daha faydalı. Meyveleri ne kadar az ezer, keser, hırpalar, parçalarsanız sağlık güçlerinden o kadar çok faydalanırsınız. Kabuğuyla yenebilen meyveleri doğal halleriyle tüketmenizi tavsiye ederim.
- Sofranızda “iki S”ye yer açın: Sirkeyi ve sarımsağı da tıpkı limon gibi daha sık ve bol kullanın. Sirke ve sarımsak da limon gibi yiyeceklerin glisemik yükünü azaltıyor, kan şekerini aniden yükseltme ve insülin patlamalarına yol açma güçlerini baskılıyor.
- Yaz geliyor, dondurma keyfi başlıyor. Birinci önerim şu: Yediğiniz dondurmanın sütten mi süt tozundan mı yapıldığını kontrol edin. İkincisi ise dondurmanın usulüne uygun üretilip saklanmadığında ciddi bir besin zehirlenmesi nedeni olabileceğini unutmayın.
- Yaz meyvelerinden faydalanın. Karpuzu, vişneyi, kirazı, karadutu, siyah eriği, kayısıyı, kavunu ilk sıralara yazın. Daha zamanı var ama inciri ve üzümü ise sakın abartmayın. Meyvelerin de ciddi birer doğal şeker (fruktoz) kaynağı olduklarını, özellikle insülin direnci bulunanlarda yağlanmaya yol açtıklarını, kanda şeker ve yağ dengesini bozabildiklerini hatırlayın.
- Kuruyemiş seçimlerinizi yaparken ilk sıraya cevizi, ikinci sıraya bademi yazın. Üçüncülüğü fındığa verin. Dördüncülüğü yer fıstığı ve Antep fıstığı arasında paylaştırın. Arada –ama az miktarda- kabak ve ayçiçeği çekirdeği çitlemeyi de ihmal etmeyin. Beyaz leblebiye gelince… Bence biraz uzak durun.
15.06.2015