HAYAT DEDİĞİN ORGANİK OLMALI

Organik beslenme son yılların yükselen yıldızı. Sağlıksız yiyecek içeceklerin artması imkânı olan herkesi organik veya doğal beslenmeye yöneltti. Peki, sadece “organik beslenme” yeterli mi? Sağlığımızı yalnızca organik beslenme seçimleri ile koruyabilir miyiz? Maalesef hayır!

 

Sağlığı koruyup kollama ve hastalıklardan uzak durmanın yolu sadece beslenmeyi organikleştirmekten geçmiyor, “doğal yaşam”ı ve “geleneksel hayat tarzını” da hayatın her alanına yansıtmak gerekiyor. “Organik hayat”tan bahsediyorsanız “fiziksel aktivite” seçimlerinizi de organik kılmalı, hayatın doğal olarak içinde bulunan aktivitelere öncelik vermelisiniz. Örneğin koşmak yerine yürümeli, aktivitelerinizi olabildiğince açık havada yapmalısınız. Bu önerim planlanmış, profesyonel egzersiz aktivitelerden uzak durmanız anlamına gelmiyor. Onları da yapın ama “genlerinize, imalat şartnamenize, kullanım kılavuzunuza” uygun egzersizlere öncelik, ağırlık verin. Bana göre sadece beslenme ve aktivitenize organik anlamlar yüklemekle de yetinmeyin. Aynı şeyi “düşünce sisteminiz” ve “algılarınız” için de deneyin, düşünürken de “organik olmaya” gayret edin. Bizi zehirleyen toksinlerin çoğu bedensel değil, ruhsal. Kirliliğimizin önemli bir bölümü zihinsel toksinlerden, hoşgörüsüzlükten, kıskançlıktan, hırstan, öfkeden, kaygıdan, anlamsız yarışlardan kaynaklanıyor. Unutmayın! “Organik Yaşam” hayatınıza daha çok sağlık, mutluluk ve huzur verecektir. Genlerinizi yeniden düzenlemeniz imkânsız değilse genlerin değişmesi binlerce yıl gerektiriyor. Hayatınızı “imalat şartnameniz”e ve onu yöneten “genleriniz”e uydurup her alanda organik seçimler yapın.

 

 

HATIRLATMA

 

UNUTMADAN OLMAZ

 

Bellek kaybı herkesi en çok da yaşlanma sürecine girenleri korkutur. Oysa makul ölçülerde kaldığında “unutmak” da tıpkı “hatırlamak” gibi beynin vazgeçilmezlerinden biri. Uzmanlara göre “insan beyni hatırlamak kadar unutmak gibi bir mükemmel yeteneğe de sahip!” Haklılar. Eğer öyle olmasaydı kaydettiklerimiz ve kaybettiklerimizin anıları içinde boğulurduk. Uzmanlar “beynimiz gereksiz gördüğü şeyleri kayıt altına almıyor, unutulanlar çöplüğüne yolluyor” diyor. Bu yetenekten mahrum kalsaydık acılarımızın hepsi ilk günkü gibi taze kalır, bu da hayatı çekilmez kılardı. Kısacası hatırlamak kadar unutmak da beynin önemli bir meziyeti. Sağlıklı bir beyin önemli olduğunu düşündüğü bilgileri saklarken önemsiz bulduklarını otomatik olarak siliyor. Bu nedenle ne “benim belleğim tarih kitabı gibidir, her şeyi kaydeder, unutmak ne bilmez” diye böbürlenin, ne de “hatırlamam gereken çoğu şeyi hatırlayamıyorum” diye hayıflanın. İkisi de makul ölçülerde kaldıkları sürece normaldir, unutmak da beynin hatırlamak kadar doğal bir işlevidir. Unutmaktan korkma. İyi hayat unutmadan olmaz!

 

 

BİR NOT

 

BEŞ GÖZLEMİM VAR!

 

Yaşlanma süreci ile yakından ilgilenen bir hekim olarak bellek şikâyeti olanlarla sık karşılaşıyorum. Kişisel 5 gözlemim var:

  1. Bellek kaybı ile basit unutkanlıkları, sıradan dalgınlıkları karıştırıyoruz. Neticede boşuna üzülüyor, korkuyor, paniğe kapılıyoruz.
  2. Oysa panik, endişe, korku belleğin en önemli düşmanı. Bunlar arttıkça bellek bozukluğunun süratlenme ihtimali belirginleşiyor.
  3. Unutkanlık sorunu ileri yaşlılardan ziyade orta yaşlıları, hatta gençleri ilgilendiren bir probleme dönüşme eğiliminde. Bunun en önemli nedenlerinin stresin yaygınlaşması, depresyon dalgası, uykusuzluk sorunu, beslenme yanlışları olduğunu düşünüyorum.
  4. Nedenini bilmiyorum ama bizim yaşlılarımız bellek kaybına oldukça dirençliler. Seksenini geçen çok sayıda yaşlı ile tanışıyorum, hala pırıl pırıl bellekleri var.
  5. Bellek sorunu sadece doğal desteklerle, hele hele “otla çöple” asla çözülmez. Bazı desteklerden belleğin yararlandığını gösteren kanıtlar var. mesela DHA, B12, folik asit, D vitamini, kolinin işe yaraması mümkün ama bunların rastgele kullanılmaları fayda vermiyor, zararlı bile olabiliyor.

 

BİR ÖNERİ

 

BELLEK NASIL KORUNUR?

 

Eğer akıllı yaşam stratejileri oluşturabilirseniz yaşlanmaya bağlı normal unutkanlıklarla da, hafif bilişsel bozuklukla da, demansla da beklenenden daha az karşılaşırız. Bunun için öyle çok özel gayretler içine girmemiz de gerekmiyor. Bu köşede sık gündeme getirdiğimiz genel sağlık tavsiyeleri yine işe yarıyor. Uykusuna özen gösteren, aktif hayat süren, streslerini iyi yöneten ve doğru beslenen biri yolun yarısını zaten alıyor. Azıcık “ince ayar” verir, “kan basıncının ayarlanması, şeker/insüln dengesinin sağlanması, kan yağlarının dengelenmesi, sağlıklı bir kiloda kalınması, sigara-alkolden uzak durulması, depresyona karşı uyanık kalınması” gibi bazı detayları da listeye eklerseniz en az %25’lik bir avantajı daha yakalanıyor. Geriye kalan %25 içinse şunları unutmayın: Mümkün olduğu kadar okuyun, yazın, çizin. Görün, gezin, izleyin. Yeni ve farklı şeyler öğrenin. Rahat, huzurlu bir hayat sürmeye odaklanın. Bedeninize ve beyninize sürekli jimnastik yaptırın. Yeni bir dil, yeni şiirler, şarkı sözleri, bulmacalar, satranç, briç ve diğer akıl oyunları… Hepsi işe yarıyor, deneyin. Beslenmenizi detaylandırıp içine daha çok renk ve antioksidan (çaydaki kateşinler, kırmızılardaki antosiyanidinler, likopenler, sarılardaki karetenoidler), daha bol omega-3 (özellikle DHA), daha fazla beyin vitamini (B1, B6, folik asit, B12, D vitamini, kolin, fosfolipid) ekleyin. Sağlıksız yağlardan (özellikle trans yağlar), kötü karbonhidratlardan (özellikle şeker-un-nişasta) uzak durun. H-A-Y-A-T-I S-E-V-İ-N ve Ö-N-C-E H-U-Z-U-R deyin!

 

BİR UYARI

 

GİZLİ ŞEKERE DİKKAT

 

Yetişkinler arasında açık diyabetin oranı %20’lere yaklaştı. Bu bilgi her beş yetişkinden birinin diyabetli olduğu anlamına geliyor. Sorunun bir de “G-İ-Z-L-İ D-İ-Y-A-B-E-T” bölümü var ki orası tam bir facia. Gizli diyabetlilerin sayısı da oldukça fazla. Üstelik bunlar kendilerini sağlıklı zanneden G-İ-Z-L-İ H-A-S-T-A-L-A-R. Kanları insülin kaynayan, şeker metabolizmaları bozulan ve bu nedenle de hücreleri iltihap üreten bireyler.  İster inüslin direnci, ister gizli diyabet aşamasında olsunlar fark etmiyor, Alzheimer dâhil bellek bozukluklarının her türlüsü diyabet hastası olmasalar bile “normalin üzerinde glikoz ve insülin düzeyleri” bulunanlarda daha sık görülüyor.  Açık diyabetin de, gizli diyabet ya da insülin direncinin de hafif bilinçsel bozukluktan demansa kadar her türlü bellek problemi bakımından risk oluşturduğu anlaşılıyor. Ünlü diyabet dergilerinden birinde (Diabet Esquare) yayınlanan bir araştırmaya göre kanda aşırı insülin birikiminin (hiperinsülineminin) şeker hastalığı teşhisi konulmamış olanlarda bile zaman içinde bellek gücünü zayıflatabileceğini net ve açık olarak gösterdi. Bu bilgi son yıllarda yayınlanan yeni çalışmalarla da doğrulandı. Özetle gizli diyabet de, aşırı insülin birikimiyle karakterli insülin direnci de en az şeker hastalığı kadar önemli bir bellek sabotajcısı. Bu nedenle sadece açlık şekerinize baktırmakla yetinmeyin, özellikle ailenizde diyabet hikâyesi, hipertansiyon, kolesterol dengesizliği, gut hastalığı, kilo problemi gibi anormallikler söz konusuysa gizli diyabet (prediyabet) veya insülin direnci probleminiz olup olmadığını da araştırın.

 

 

BİR NOT

 

TELEVİZYON ŞİŞMANLATIYOR

 

Hareketsizlik günümüzün en önemli sağlık tehditlerinden biri. Hareket etmek üzere tasarlanmış bedenimizi hareketten uzaklaştırmaksa yapabileceğimiz en büyük yanlış, işleyebileceğimiz en önemli günah. Bir uzmanın çok güzel tanımlamasıyla “bedenin kullanılmaması” ile “bedenin kötüye kullanılması” aynı şeyler. On yıl kadar önce yapılan bir araştırma ortalama bir yetişkinin günde neredeyse üç saate yakın bir zaman dilimini televizyon izleyerek geçirdiğini gösterdi. Televizyon benzersiz bir tembellik makinesi, bulunmaz bir anti egzersiz örneği. Harvard da yapılan bir çalışma uzun süre televizyon seyretmenin diyabet riskini yüzde iki yüz elli arttırdığını göstermiş. Hareket etmek istiyorsanız televizyondan uzak durun. Hiç olmazsa televizyon karşısında geçirdiğiniz saatleri dikkate alın, çünkü miskinliğin faturası zannedildiğinden çok daha yüksek. Miskinlik/tembellik yani yetersiz egzersiz sorunu büyüdükçe obezite, diyabet, hipertansiyon, felç, kanser sorunları da büyümeye devam edecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


29.06.2015