HANGİSİ DOĞRU?
Genetik miras, şans, çevre şartları önemli ama hayat kalitemiz, özellikle de sağlığımız büyük ölçüde bizim elimizde. Onu güzelleştirip iyileştiren, keyifli huzurlu yapan da, berbat edip canına okuyan da genelde biziz. Hayata ilişkin seçimlerimiz, karar ve tavırlarımız. Kendimizle ve çevremizle kurduğumuz ilişkiler, davranış kalıplarımız ve tabiî ki sağlığa verdiğimiz değer.
Sağlık yazıları ve haberleri biraz da bu nedenle çok okunup izleniyor. NTV’de yeniden başlattığımız “Yaşasın Hayat”ın formatını bu düşünce ile kurguladık. İçinde “Hangisi Doğru?” başlıklı bir bölüm var, o alan izleyicilere, size ait, sizden gelen sorulara yanıt vermeye çalışıyoruz. Sorularınız önemli, şaşırtıcı ve müthiş! “Günlük hayata” dokundukları “neyin doğru, neyin yanlış” olduğu arayışında oldukları için de keyifli ve öğretici. İzin verirseniz bir süre o sorulardan bazılarına verdiğim yanıtları yazılarımda da özetleyeceğim. Buyurun…
MAKARNA MI, MANTI MI?
İtalyansanız makarnayı, bizden biri (hele hele Kayserili) iseniz kesinlikle mantıyı tercih edin. Makarnayı tercih ettiğinizdeyse onu az pişirmenizi (al dante), mümkünse yoğurt veya kıymayla tüketmenizi tavsiye ederim. Zira az pişmiş ve proteinle evlendirilmiş (!) makarnanın lezzeti daha fazla, zararı daha azdır. Az pişmiş makarnanın “kan şekerini aniden yükseltip insülin patlamalarına yol açma” ihtimali azalır. Mantıya gelince… Mantı bir hamur işi mucizesidir. Akıllı bir “mutfak buluşu!”dur. Son derece bilimsel, olağanüstü bir lezzettir! İçine yerleştirilen kıyma ve üzerine eklenen yoğurt mükemmel bir “karbonhidrat-protein evliliği” örneğidir. Lezzet de, besleyicilik de, zarar verme ihtimalini azaltma mantığı da 10 numaradır. Kısacası mantıda sadece lezzet değil, mantık da var. Dolayısıyla sorunun yanıtını tarafsız olarak vermek gerekirse mantıyı makarnaya tercih etmek lazım.
PİRİNÇ Mİ, BULGUR MU?
Bazen azıcık taraflı davranıp geleneksel lezzetlere öncelik verdiğimi itiraf edeyim. Nedeni yalnızca taraf tutmam değil, “besinlerin genlerle konuştuğunu” düşünmemdendir. Bulgur pirince oranla daha bir bizimdir, bizdendir. Tercihinizi bulgurdan yana yapın, bulgur sadece bizim değil, dünyanın da el üstünde tuttuğu bir besin öğesi olma yolunda hızla ilerliyor ve yıllardır ünlü “Mayo Klinik beslenme listesi”nin “en değerli ilk on besin”i arasındaki yerini kimselere kaptırmıyor. Tavsiyem mümkünse kepekli bulgura ağırlık verip iri taneli olanlarını tercih etmeniz. Bulgurun posa, vitamin ve mineral içeriği çok güçlü. Tok tutma ve insülini patlatma olasılığı ise pirinçten daha az. Pirince gelince… Bir tabak pirinçle bir tabak toz şeker yemek arasında beslenme pratiği açısından ciddi bir fark yok. Siz yine de “hiç olmazsa arada bir pirinç pilavı yesem olmaz mı?” diyenlerdenseniz esmer, ince uzun (basmati) ve doğal (cilalanmamış) pirinci tavsiye ederim.
LEBLEBİ Mİ, FINDIK MI?
Canınız bir şeyler atıştırmak istedi. Kuruyemiş dolabınızda da sadece leblebi ve fındık var. Hangisini mi tercih edeceksiniz? Kesinlikle fındık! Leblebinin besin unsuru az, nişasta oranı ise fındıktan fazla. Doyurucu etkisi daha düşük, kan şekerini yükseltme kapasitesi daha yüksek, insülin dalgalanmalarını şiddetlendirme ihtimali daha çok. Vitamin ve mineral zenginliği fındığa kıyasla maalesef çok az. O da güzel bir besin ama fındıkla yarışması biraz zor. Fındığa gelince… Vitaminlerden, özellikle E vitamininden zengin, içindeki yağ sağlıklı yapıda. Mineral yapısı güçlü. Ama dikkat: Günde 5-10 fındığı geçmek doğru değil. 100 gram fındık yaklaşıl 600 kalori. Atıştırma için 10-30 gram yeterli.
YÜRÜMEK Mİ, YÜZMEK Mİ?
Benim favorim yürümek. Bedenimiz yüzmekten çok yürümeye ayarlı gibi sanki. Basit ev,ofis yürüyüşlerinde bile kalça, baldır, bacak adaleleri gibi vücudun en büyük adale gruplarını çalıştırıyoruz ki bu büyük bir avantaj (Bedendeki toplam adale-kas yükünün yüzde sekseni göbek çizgimizin altında). Ayrıca damar sistemine yürüyüşün yaptırdığı jimnastik de mühim bir nokta. İnsülin direncini kırma bakımından da yürüyüş daha etkili. Zira daha çok kas kütlesi kullanıyorsunuz ve kasları kullanmak onları birer “insülin süpürgesi” yapmak “insülin emen süngerler” haline getirmek demek. Sıradan yürüyüşler de faydalı ama etkin olanı “tempolu” yapılanı. Yani dakikada 120 adımlık ortalama bir ritimle 40-60 dakika sürdürüleni. Vaktiniz mi yok? 20-30 dakika da yetiyor. Yeter ki her gün yapın. Saat başı 5 dakikalık tekrarlara bile razıyız. Yeter ki yürüyün.
SÜT MÜ, AYRAN MI?
Çocuksanız, büyüyor, boy atıyorsanız süt için, yetişkin ya da yaşlıysanız ayranı tercih edin. Süt ürünlerinin hepsi gibi süt de ayran da değerli ama ille de yarıştıracaksak birinciliği ayrana verelim. Gençler, erişkinler ve yaşlılar canları içecek bir şeyler istedi mi önce suya, sonra ayrana yönelmeli. Sırası gelmişken hatırlatalım: Ayran üreticilerimiz yaratıcı değiller. Oysa Türk mutfağı çok farklı, şaşırtıcı ve “lezzetli ayran tasarımları” yapmaya çok müsait. Biraz çalışsalar bizi yeni lezzetlerle, damak çatlatan ayran içecekleriyle tanıştırsalar iyi olacak.
ÇAY MI, KAHVE Mİ?
Çayın “sağlıklı bir içecek” olduğunu gösteren yayınlar oldukça eski. “Kateşinlerden”, özellikle de “epigallokateşinden” zengin yapısı çaya güçlü bir antioksidan özellik kazandırıyor. Bu da kanserden bellek sorunlarına, damar sertliğinden bağışıklığa farklı alanlarda çayın sağlık bakımından da önünü açıyor. Benzer şeyler son yıllarda kahve için de gündeme getiriliyor. Ardı ardına pek çok yayında kahvenin de tıpkı çay gibi “sağlıklı içecekler” kategorisine dâhil edilmesi öneriliyor. Çay konusunda yeni bir şey söylemek istemem. Yeşili de, siyahı da makbuldür. Uyarım çaydaki kafein konusundadır. Bir fincan siyah çay 20, yeşil çay 40 mg civarında kafein içeriyor ve günlük kafein kazanımını 300-350 mg civarında tutmak gerekiyor. Yani abartmamak gerekiyor. Kahveye gelince… Kahve konusundaki son araştırmalardan biri geçtiğimiz ay BMJ Heart Dergisi’nde yayınlandı. O araştırmanın sonuçlarına bakılırsa “düzenli olarak günde üç bardak kahve içenlerin damar sağlığı çok daha iyi!” araştırma Güney Kore’de yapılmış. 25 bin kadın ve erkek araştırmaya dâhil edilmiş. Gelelim neticeye: Keyif yapmak istediğiniz zaman kahve, “canım bir şeyler içmek istiyor” diye düşündüğünüzde çayı tercih edin.
İNEK SÜTÜ MÜ, KEÇİ SÜTÜ MÜ?
Süt çocukların beslenmesinde vazgeçilmez bir gıda. Ayrıca çok sevdiğimiz yoğurt, peynir için de süt lazım. Peki, hangi sütü tercih edelim, keçi sütünü mü, inek sütünü mü? Benim favorim keçi sütüdür. Daha az alerjik. Protein, vitamin ve mineral içeriğinin de daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Ne var ki ikisi arasında zannedildiği ölçüde ciddi bir besinsel fark olmadığını da söylemem lazım. Ve bir hatırlatma: Yeni doğanlar için ANNE SÜTÜNDEN DAHA DEĞERLİ BİR ŞEY OLAMAZ!
ŞEHRİYE ÇORBASI MI, SEBZE ÇORBASI MI?
En keyif aldığım sorulardan biri de bu. Bizim mutfak kültürümüzde nedense sebze çorbalarının ciddi bir ağırlığı yok. Mesela bal kabağı çorbasını, lahana çorbasını, diğer sebze çorbalarını pek bilmeyiz. Oysa daha düşük kalori içerikleri, daha zengin besleyici yapıları nedeniyle öne çıkarılmaları gerekiyor. Kültürel olarak da biraz “karbonhidratçı”, daha doğrusu “uncu/un sever”iz. Un eklenmiş, unlu ürünlerle yapılmış ya da karbonhidrat yapısı güçlendirilmiş çorbaları beğeniyoruz. Prensibimiz şu olmalı: Yemeklere çorba ile başlamak doğru bir tercih (yeter ki çorba çok sıcak olmasın). Çorbanın sebzelisi, sebze ağırlıklı olanı tercih edilmeli. Benim favorim domates çorbası. Zira o tam bir “likopen bombası!” Ayrıca –çok yağ eklenmezse- doyurucu ve düşük kalorili bir başlangıç yemeği. İtalyanların “minestronesi”ne benzer sebze çorbalarını yaz-kış ama özellikle kış aylarında tavsiye ediyorum. Bir de “karotenoid yüklü” bal kabağı ile “antioksidan deposu” lahana çorbasına yeniden eğilelim diyorum. İsterseniz zenginleştirilmiş, hatta ilaç haline getirilmiş bir sebze çorbası versiyonunu “Bağışıklık çorbası” şeklinde yaz kış siz de deneyebilirsiniz. (Yandaki kutuya bakınız)
PİLATES Mİ, YOGA MI?
Yaşasın Hayat’ın gelen soruların hepsi beslenme alanında olmuyor. Bu soru da onlardan biri. Kanaatim şu: Pilates de, yoga da son yılların sevilen ve büyüyen aktivite trendleri. İkisini de çok beğeniyorum. İkisi için de tavsiye edici yazılar yazdım. Tavsiyeme gelince: Bedensel ve ruhsal egzersizleri aynı anda yapmak istiyorsanız yogayı tercih edin. Hedefiniz daha fit, daha bir “sırım gibi görünmek” ise pilatese yönelin. Vaktiniz ve aklınız (!) varsa ikisini de birlikte yürütün. Ama bir şartla! YÜRÜMEYİ İHMAL ETMEDEN!
KARNABAHAR MI, BROKOLİ Mİ?
Hiç tereddütsüz karnabahar! Bana göre brokoli bizi bozar. Bozar çünkü brokolinin bizim mutfağımızla da genetiğimizle de uzak yakın hiçbir ilişkisi, akrabalığı yok. Ayrıca “lezzet” söz konusu oldu mu brokoli karnabaharla asla boy ölçüşemez. Kabul ediyorum, karnabaharda brokoli tomurcuklarına oranla daha az miktarda antioksidan ve antikanser maddeler (indol karbinoller) var ama “kıymalı bir karnabahar” yemeğini ya da haşlanmış veya taze (pişirilmemiş) karnabaharın yoğurtla evlendirilmişini biraz bol yediniz mi o konu da hallolur.
BİR NOT
“YAŞASIN HAYAT” NTV’de Cumartesi 18:15, Pazar 09:15 ve 21,15’te yayınlanıyor.
BİR TARİF
YAŞASIN HAYAT ÇORBASI (4 KİŞİLİK) 1 porsiyon: 60 kal
Malzemeler:
· 1/2 su bardağı küp küp doğranmış soğan
· 1,5 su bardağı doğranmış havuç
· 1 su bardağı doğranmış kereviz
· 2 su bardağı doğranmış domates
· 1 su bardağı doğranmış taze fasulye
· 4 su bardağı su
· 2 yemek kaşığı fesleğen kurutulmuş
· 1 çorba kaşığı Sızma Zeytinyağı
· 2 çay kaşığı kıyılmış sarımsak
· 1 adet defneyaprağı (koku vermek için)
Yapılışı:
Tencereye zeytinyağını koyup soğanları hafifçe pişirin. Üzerine havuç ve sarımsaklarınızı da ekleyip pişirmeye devam edin (ortalama 5 dakika). Küp şeklinde doğranmış domateslerinizi ekleyerek ve salça kıvamına gelene kadar orta ateşte bekletin. İçerisine kerevizi de ekleyerek 1 dakika daha pişirin. Kalan malzemeleri su ile birlikte ilave edin ve kısık ateşte 10 dakika daha pişirmeye devam edin. Koyduğunuz defneyaprağını çorbanız piştikten sonra içerisinden çıkarabilirsiniz.
DYT. NİLÜFER BAYRAM
l>
06.07.2015