SU ZAYIFLATIR MI?
İhtiyacımızı karşılayacak kadar su içmenin sağlığımız kadar kilo kontrolümüz için de faydalı olabileceğini gösteren birçok çalışma var ama su içerek zayıflamak gibi bir durum söz konusu değil. Peki, düzenli ve yeterli su içmenin kilo dengesi ile nasıl bir ilişkisi var? Su metabolizmayı düzenli çalıştırmak için elzem bir besin. Diğer taraftan “açlık” ve “susuzluk” sık karıştırılan duygular. Çoğu kişi susuzken kendini aç zannediyor, su yerine bir şeyler yiyor. Neticede de daha kolay kilo alıyor. Oysa çoğu zaman “aç değil susuzuz!” Su içsek iş bitecek ama biz yiyerek rahatlamaya çalışıyoruz. Sorun da zaten bundan kaynaklanıyor. Ayrıca yeteri kadar su içerek yeme arzusunu frenlemek, metabolizmayı daha güçlü çalıştırarak bedenin aşırı yağ depolamasını sınırlamak, bağırsakları harekete geçirerek sindirim sisteminin boşalmasını kolaylaştırmak da önemli avantajlar. Suyun sıcaklığı ile kilo arasındaki ilişki ise net ve açık değil. Sırtınızı rahat rahat yaslayabileceğiniz güvenilir bir araştırma yok. Fikirlerse taban tabana zıt! Bir kısım “suyu ılık, hatta sıcağa yakın içmenin” kilo vermeye yardımcı olacağı düşüncesinde. Onlara göre sıcak su “bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırdığı, sindirime yardımcı olduğu, mide asidinin etkisini güçlendirdiği, kabızlığı giderdiği ve iştahı azalttığı” için kilo vermeye de yardımcı oluyor. Tam tersini düşünenler de var. Onlara göre de suyu olabildiği kadar soğuk içmek “bedeni soğuk suyu ısıtmak için kalori harcamak zorunda bıraktırdığı için” zayıflamaya da yardımcı oluyor. Bana sorarsanız burada da “gelenek ve göreneklere yaslanmakta”, dedelerimiz ve ninelerimizi dinlemekte fayda var: Suyu yavaş yavaş, güzel güzel keyifle yudumlayarak, ayakta değil, oturarak için. Ne çok sıcak ne de çok soğuk olsun. İdeal olanı içme suyunun 7-12 derece arasında yani ılık olması. Çok sıcak suyun içimi keyifsiz oluyor, mide bulantısı ortaya çıkabiliyor. Çok soğuk sular da özellikle terli iken içildiklerinde hasta ediyor. Tabi bu işin bir de “ağız keyfi” ve de “alışkanlık” yanı var. Ilık değil de serin sudan keyif alıyorsanız bildiğiniz gibi yapmaya devam edin. Ama şunu da unutmayın: Çok soğuk ya da çok sıcak su içerek kilo vermeyi beklemek hayaldir. Güne oda sıcaklığında bir bardak su ile başlamak herkese, her yaşa, her zaman faydalıdır. Başlıktaki sorunun net yanıtı ise şu: Su ile zayıflamak mümkündür ama içinde her gün 1 saat kulaç atabileceğiniz bir su egzersizi yapmanız şartıyla…
BİR SORU
SOĞUK SU MU, ILIK SU MU?
Bastıran sıcaklarla birlikte su ihtiyacımız arttı. Daha sık ve bol su içmemiz lazım. Su ihtiyacı karşılanamayan her beden performansını kaybedip yorgun, halsiz, bitkin düşüyor, hastalıklara açık hale geliyor. Nedeni şu: Vücudumuzun yaklaşık yüzde 70’i su! Beynin %80’i, kasların %75’i, kanın %90’ı da su. Belki size garip gelecek ama kemiklerin bile %20’den fazlasını su oluşturuyor. Kısacası su vücudumuzun temel yapıtaşı. Suyun önemi sadece bununla da sınırlı değil, yalıtkan, ısı düzenleyici, kayganlık sağlayıcı ve eritici olarak görev yapıyor. Yediğimiz gıdaların daha iyi sindirilmesi, bedenin toksin ve benzeri atıklardan temizlenmesinde de mühim görevler üstleniyor. İşte bu nedenle kaliteli, temiz ve yeterli su içmek boynumuzun borcu! Peki, suyun soğuğu mu, ılığı mı makbul? Sağlık ve kilo kontrolü üzerinde farklı etkileri var mı?
BİR YANIT
GEÇMİŞ Mİ, GELECEK Mİ?
Özellikle ruh sağlığı söz konusu ise geçmişten çok geleceğe bakmamızda fayda var. Bu yaklaşımı ilk kez 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel’den öğrenmiştim. Özel hekimliğini yaptığım dönemde küçük not defterime yazdığım beş yüzden fazla anekdottan birinde şöyle demiş: Arkana bakarak önünü göremezsin! Peki, işin uzmanları bu konuda ne diyor? Buyurun… “Herhangi bir anda yaşamış olduklarımız ve uzak geçmişimiz şuandaki ruh halimizi ve mutluluğumuzu biçimlendirmede şaşıracak kadar güçlü bir etkiye sahiptir. Mutsuz bir çocukluğu düşünmek depresyona girmek için tek yönlü bir biletken, eski sevgilinizle yaşadığınız güzel bir anı düşünmek bugününüzün daha mutlu geçmesini sağlayabilir. Geçmişteki olumsuz bir olayı düşünmek şimdiki mutluluğumuzu arttırıyor. Bu da zihnin karşılaştırma seviyesinin değişmesinden kaynaklanıyor. Yani geçmişteki kötü anları anımsamak ters etki yapıyor, içinde bulunduğumuz an bize daha parlak görünüyor. Kısacası her gün bin türlü zorlukla karşılaştığımız modern dünyada, geçmişin çok mutlu anlarını hatırlamanın bize pek de bir faydası yok. Geçmişte yaşanan fakirliği, zorlukları düşünmek şuan ki hayatımızın daha iyi görülmesini sağlar. Yetersiz olduğunuz noktalara saplanıp kalarak zaman kaybetmeyin. Mutluluğun beklentilerinizle algıladığınız olumlu edinimleriniz arasındaki mesafeyi kısaltmakla ilgili olduğunu unutmayın. Bu yüzden ya beklentilerinizi azaltın ya da sahip olduklarınızın değerini bilin. Düşüncelerinizi mutluluğunuzu arttıracak şekilde yönlendirmeniz önemlidir. Eksiklerinize değil, sahip olduklarınıza yoğunlaşın. Güzel duygular, sağlıklı ve iyimser bir gelecek düşüncesinin üzerine akar.” (Robert Ornstein ve David Sobel/Sağlıklı Hazlar/Kuraldışı Yayıncılık/İstanbul/2004)
5 SORU/5YANIT
SORU 1: NEDEN FAZLA KİLOLULARIN HEPSİ ŞEKER HASTASI DEĞİL?
Fazla kilolar, insülin direnci, metabolik sendrom gibi sağlık sorunlarını da beraberinde getirir. Şişmanlığın şeker hastalığı, kalp krizi, damar sertliği, inme gibi hastalıklara yol açma ihtimali yüksektir. Fazla kiloluların yaklaşık %80’i bu sağlık sorunlarıyla er ya da geç tanışırlar. Kısacası, kilolu olmak mutlaka şeker hastası olmak anlamına gelmez ama fazla kilolu ya da obez birinin şeker hastalığına yakalanma ihtimali gerçekten çok yüksektir.
SORU 2: KALITIMSAL ÖZELLİĞİ OLAN ŞEKER HASTALIĞI HANGİSİ?
Tip1 şeker hastalığında pankreas insülin üretemez. İnsülini yapan sistem, ya doğuştan ya da nedeni açıklanamayan bir nedenden ötürü bağışıklık sisteminin saldırısına uğrar. Bu saldırı insülin üreten sistemi mahveder ve pankreas insülin üretemez duruma gelir. Sonuçta, enjeksiyonlar ile karbonhidrat metabolizmasının işlevlerini dışarıdan desteklemenin gerekli olduğu bir tablo ortaya çıkar. Tip2 şeker hastalığı ise kalıtımsal özellik taşır. Aile bireyleri arasında şeker hastalığı, glikoz tolerans bozukluğu ya da reaktif hipoglisemi tanısı ile izlenenler vardır. Bir sonraki kuşakta dengesiz ve kötü beslenme, hareketsizlik gibi yanlış seçimler bu sağlık sorunlarının ortaya çıkmasını kolaylaştırır.
SORU 3: İNSÜLİN DİRENCİM VAR, DÜŞÜK KALORİLİ BİR DİYET UYGUN OLUR MU?
Hayır, önemli olan nokta düşük kalorili değil glisemik yükü az olan bir diyet uygulamak. Aksi halde kandaki insülin seviyesi düşmüyor. Kandaki insülin değeri azalmayınca da hem kilo vermek çok zorlaşıyor, hem de verilen kilolar kısa sürede geri alınıyor. Hem de fazlasıyla!
SORU 4: İNSÜLİN DİRENCİNE KROM KULLANABİLİR MİYİM?
İnsülin seviyesini azaltmak için destek olarak kromdan faydalanmak mümkün. Günde 200-400 miligram kromium pikolinot desteği faydalı olabiliyor ama kromun gücünü fazla abartmamak lazım. Tarçının da insülin direnci üzerinde olumlu bir etkisi olduğu biliniyor. Tarçın, insülin kullanımını kolaylaştırıyor ve insülin şeker dengesini iyileştiriyor. Uzmanlar istenen etki için günde 2-3 çay kaşığı toz tarçının yeterli olduğunu belirtiyorlar.
SORU 5: İNSÜLİN DİRENCİNE EN ETKİLİ İLAÇ HANGİSİ?
İnsülin direncine karşı metformin, akarboz, glitatoz en sık kullanılan reçeteli ilaçlardır. Özellikle metformin bunlar arasında en popüler olanı. Ama sakın bu ilacı gelişigüzel kullanmaya kalkmayın. Her ilaç gibi bu ilacı da ancak doktorunuz önerdiğinde ve doktorunuzun gözetimi altında kullanabilirsiniz.
19.08.2015