BEYNİNİZ SİZDEN YARDIM BEKLİYOR
İstesek de istemesek de yaşlanmadan beynimiz de nasibini alıyor, bunun ilk belirtisi ise belleğimizin zayıflaması, dikkat ve odaklanma yeteneğimizin eski gücünden uzaklaşması oluyor. Peki, bu konuda bize destek verebilecek doğal bir şeyler var mı? Var, hem de sayıları oldukça fazla, üstelik bazıları reçeteli ilaçlardan daha güvenli. Mesela omega-3 yağ asitlerinden DHA bunlardan biri. Çok sayıda araştırma özellikle fosfolipid bazlı DHA ürünlerinin belleği, dikkati ve odaklanmayı desteklemede ciddi faydalar sağlayabileceğini gösteriyor. Fosfolipidden zengin DHA kaynaklarının başındaysa balık yumurtası (havyar) ve krill oil kaynaklı omega-3’ler geliyor. B vitaminlerinin bazıları da belleğe destek sağlayabiliyor. Özellikle B12, B6 ve folik asit çok ama çok önemli fonksiyonlar üstlenebiliyor. Beyne güç verebilecek diğer iki doğal kaynak da fosfatidilserin ve fosfatidilkolin. Bunların kolinden ve fosfolipidlerden zengin yapıları özellikle DHA ile birlikte alınmaları halinde belleğe de dikkate de güç veriyor. Bu listeye sitikolini de (citicholin) eklemekte fayda var. Ayrıca lütein ve magnezyumun da hakkı yenmemeli, bu ikiliye zaman zaman yer açmalı. Üzüm kökenli güçlü polifenol resveratrol, türmerik (zerdeçal) kökenli kurkuminler ve çay yaprağı kökenli L-teaninin de bu listede yer bulması lazım. Listeyi daha da uzatmak mümkün. Yaban mersini antosiyanidinlerinin, ginseng, ginkgo ve bacoba özlerinin de bellek desteği olarak faydalı olabileceğini gösteren bazı çalışmalar var. Benim favorilerime gelince… Fosfolipidden zengin DHA, sitikolin, fosfatidilkolin, B12, folik asit ve D vitamini benim en çok güvendiklerim. Zerdeçaldan elde edilen kurkumin komplekslerinin de faydalı olabileceklerini düşünüyorum. Bu konuda da son birkaç yılda ardı ardına güzel çalışmalar yayınlandı. Mesela Amerika’da UCLA’da bir grup bu alanda kullanılabilecek güçlü bir zerdeçal desteği gerçekleştirme yolunda. Ama yine de çok ama çok önemli bir noktayı lütfen hiç unutmayın: Yukarıdaki desteklerin hepsinin toplamından (!) ve bugüne kadar keşfedilen en etkili bellek ilaçlarından çok daha etkili doğal bir desteğimiz daha var: HUZUR! Sağlam bir hafızaya sahip olmak istiyorsanız aklınıza önce huzur hapları gelsin, onları her gün sabah, öğle ve akşam aksatmadan yutun.
ÖNEMLİ
GAZDAN BOĞULUYOR MUSUNUZ?
Gaz sorunu bazen önemli bir sağlık tehdidi haline geliyor, hatta gazdan boğulduğumuz zamanlar bile oluyor. Bahsetmek istediğim şimdilerde çok gündemde olan “biber gazı” değil, bildiğiniz “bağırsak gazı!” Gastroenterologların son zamanlarda sık gündeme getirdikleri bir sağlık sorunu var: EPİ! İngilizce açılımı şu: Exocrine Pancreatic İnsufficiency. Pankreası bezinin salgılaması gereken enzimleri yeteri kadar salgılayamadığı durumlar anlamına geliyor. Karbonhidrat, protein ve yağların sindirimi için gerekli enzimleri (lipaz, amilaz) üretmekle görevli pankreas bezinin şu veya bu nedenle zafiyete düşmesi durumunda yiyecek ve içeceklerin hazmı zorlaşıyor, sindirimleri bozuluyor. Neticede, şiddetli bir gaz ve şişkinlik ve buna eşlik eden ishal, iştahsızlık, karın ağrısı, kas krampları gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Sorunun en sık görüldüğü sağlık problemlerinin başında pankreasın kronik iltihaplanması var. Şeker hastalığı, Çölyak hastalığı, mide ülseri, Krom hastalığı, pankreas kanseri de benzer problemlerle seyredebilen sorunlar. Zamanında fark edilmezse sadece gaz, şişkinlik ve ağrılarla kıvranmanız yetmiyor, bir süre sonra kemik erimesinden kansızlığa, vitamin noksanlığından kronik yorgunluğa, saç dökülmesinden tırnak kırılmasına daha pek çok problem kapınızı çalmaya başlıyor. Anlaşılan o ki “gazdır, şişkinliktir, geçer ne olacak?” deyip geçmemek lazım. Basit bir gaz problemi bile önemli sağlık sorunlarının işaret fişeği olabiliyor.
AÇIKLAMA
İZZET ÇAPA KİMİ DİNLESİN?
İzzet Çapa’yı on beş yıldır tanırım. Prensip olarak “kafasına göre takılır”, yani kimseyi dinlemez. Peki, “kilo sorununu çözmek için de mi kimseyi dinlemesin?” Dinlesin! Bana sorarsanız önce de beni dinlesin! Beni dinlemezse işte o zaman Ertuğrul Özkök’e kulak versin. Ama İzzet’in ikisini de yapmayacağını garanti ederim. Çünkü o hem iflah olmaz bir aktivite düşmanıdır, hem de çaresi mümkünsüz bir boğaz tutkunudur. Zaten böyle biri olduğu için de kaslarıyla baklava yapmak yerine, tatlıcı vitrinlerinde baklava bırakmamayı hedeflenmiştir. Arada bir aklına “şu işe çözüm bulmam lazım” cümleleri takılınca, soluğu bende alır, dikkatle dinler, sonra da “tamam hocam, haklısın hocam, söylediklerinizi uygulamaya hemen başlayacağım hocam” gibi cümleleri sıraladıktan üç-beş ay sonra en az üç kilo daha alıp yeniden geri gelir. Çünkü İzzet yürümeyi sevmez. Bırakın yürümeyi parmaklarını oynatmak için bile saatlerce düşünür. Çünkü İzzet yemeyi sever. İflah olmaz bir tatlı düşkünüdür. İşte bu nedenle İzzet’in değil kaslarıyla baklava yapması, kilo sorununu çözmesi bile imkânsızdır. Temennim şu: Haydi, “yanılt bizi İzzet!”
BANA GÖRE
GOLFÇULAR NEDEN GÖBEKLİ?
Geçen hafta Bodrum Golf Kulübü’nde güzel bir yaz turnuvası vardı. Çok sayıda golf severin katıldığı bu keyifli turnuvayı izlemek ve ödül töreninde bulunmak güzel bir şanstı. Bodrum’da golf kulübü fikrinin sahibi ve uygulayıcısı Fikret Öztürk’e de, turnuvayı düzenleyen Sabri Yiğit’e de teşekkürler. Golf mükemmel bir spor. Onu daha çok varlıklı kişilerin yaptığı düşünülse de pratikte durum pek öyle değil. Bunun güzel bir örneğine Bodrum’daki golf kulübünde şahit olabilirsiniz. Kulübün üyelerinin çoğu orada sürekli ikamet eden Bodrumlular. Anlaşılan o ki azıcık gayret edilse golf daha da yaygın hale getirilebilecek güzel bir aktivite. Gelelim kilo golf ilişkisine! Golf sporu yapanlardan bazılarının, özellikle de iş adamı golfçuların biraz göbekli olmaları beni şaşırttı. Ertesi gün Kelebek’te turnuvaya katılanların resimlerini görünce “göbeklenme” konusundaki gözlemimin doğruluğundan iyice emin oldum ve “golf göbek yapar mı?” sorusuna kafayı taktım. Bu konuda yapılmış bir araştırma yok. Zaten mükemmel bir aerobik aktivite olduğu için golfun göbek yapmayacağı da kesin. Peki, o zaman sorun ne? Sorun bence beslenmede. Muhtemelen bu sporu yapanların beslenme modellerinde bir problem var, ona dikkat etmeleri lazım.
BİR TARTIŞMA
İLAÇ MI, AMELİYAT MI?
Kolesterol tartışması bitti, şimdi de diyabet tartışması başladı. Diyabeti “metabolik cerrahi” yöntemleriyle tedavi ettiklerini ileri süren hekimler antidiyabetik ilaçlara yüklenip “üretici firmaları, bilim insanlarını kullanarak ilaç araştırmalarını manipüle etmekle” suçluyor, “ilacı bırakın, diyabetin çözümü ameliyatta!” demeye getiriyorlar. Şimdilik sessiz ve derinden giden ama yakında şiddetleneceği kesin olan bir kavga bu. Kavganın bir yanında “diyabeti hapla tedavi etmeye ama hastalarının kilolarına, yiyip içtiklerine ve hareket yoğunluklarına karışmayan hapçı uzmanlar”, diğer yanında “metabolik cerrahi uygulamalarıyla işe çözüm bulduklarını iddia eden cerrahlar” var. Peki, kim haklı? Kan şekeri yüksekliğini hapla mı, ameliyatla mı düzeltmek, daha doğrusu diyabete çareyi ilaçta mı, ameliyatta mı aramak daha akılcı? Bana sorarsanız istisnalar dışında başlangıçta ikisinden de uzak durmak lazım! Çünkü yetişkinlik dönemi diyabetlilerin (tip2 diyabet) en az %80’i ilaçsız, ameliyatsız sadece fazla kiloları verip doğru beslenme önlemleri alarak ve de düzenli aktivite yaparak kontrol altına alınabiliyor. Daha da önemlisi sorun insülin direnci ve/veya gizli diyabet döneminde yakalanabilecek olursa hayat tarzı değişiklikleriyle problem diyabet hastalığına dönüşmeden daha yolun başındayken engellenebiliyor. Özetle ne ilaç, ne ameliyat, diyabeti önlemenin de, tedavinin de temel prensibi yine aynı: SAĞLIKLI HAYAT!
NOT ALIN
BİLİM Mİ, GELENEK Mİ?
Besin seçimleri yaparken “ofsayta düşmemek” için bilimi izlemeye, bilim insanlarının görüşlerini alıp tavsiyelerine kulak vermeye devam edin ama sağlığın her alanında olduğu gibi burada da “her yeni tavsiyenin üzerine balıklama atlamayın!” Bilim insanlarının söylediklerinden ziyade, geleneksel beslenme alışkanlıklarınıza yaslanın. Anneniz, nineniz hangi gıdalarla beslenmiş, onları nasıl pişirmişse, sizi hangi yiyecek içeceklerle büyütmüşse onlara ağırlık verin. Yüzlerce yıldır tükettiğiniz geleneksel lezzetlerden, kokusunu, tadını, görüntüsünü ezberlediğiniz yiyeceklerden kolayca vazgeçmeyin. Unutmayın ki besinler genlerinizle konuşuyor. Genlerinize yabancıysalar ya sorun çıkıyor ya da beklenen fayda sağlanamıyor. Ayrıca şu da önemli: Bizim mutfağımız zaten mükemmel bir mutfak. Olağanüstü bir çeşitliliğe sahip. Akdeniz mutfağının harika bir sentezi. Akdeniz mutfağı ise bütün dünya için beslenmenin en güvenilir limanı. İşte bu nedenle geleneksel yiyecekleri yerken korkmayın. Mesela ekmek de yiyin ama az tüketin ve köy usulü tam tahıllardan yapılan mayalı ekmekleri tercih edin. Canınız tatlı mı çekti? Vicdan azaplarına, çarpıntı krizlerine girip sütlaçtan, muhallebiden, aşure, baklavadan vazgeçmeyin ama kararında bırakmayı da bilin. Ölçülü davranmayı ihmal etmeyin. Meyvesiz bir hayat olur mu? Olmaz! Miktara dikkat ettiğiniz sürece incir de, nar da, üzüm, şeftali, kayısı, elma da dünyanın en güzel, faydalı ve vazgeçilmez lezzetleridir. Yeter ki ne zaman, ne kadar, nelerle birlikte yiyeceğinize dikkat edin. Ö-Z-E-T: “Onu ye bunu yeme” diyenlerin –ben dâhil- bugün ak dedikleri yarın kara, bugün kara dedikleri yarın ak çıkabilir. Siz siz olun geleneksel ve yerel beslenme alışkanlıklarınızdan kolay kolay vazgeçmeyin. Konu beslenme olduğunda önce geleneklerinize, sonra da bilime bakarak karar verin, çünkü gelenekler bilimsel verilerden daha az değişiyor, daha az yanılıyor!
BİR SORU
PİZZA MI, AMBULANS MI DAHA HIZLI?
NTV’de yayınlanan “Yaşasın Hayat” programımızın çekimi yapılırken programı birlikte hazırladığımız arkadaşlarım enteresan bir şey söyledi: Pizza servisleri ambulanslardan daha hızlı çalışıyor! Evet, evet yanlış duymadınız. Diyelim ki hastasınız acil ambulans çağırdınız. Ya da acıktınız telefonla pizza siparişi verdiniz. Pizzanız ambulanstan daha hızlı geliyormuş. Anlaşılan bu ülkede şehirlerimizde bile “zarar çareden daha çabuk geliyor!” Sağlık Bakanlığı yetkililerine duyurulur…
24.08.2015