YAŞLILAR VİTAMİN DESTEĞİ ALMALI MI?

Sık sorulan bu sorunun açık ve net bir yanıtı olmasa da yaşlıların gerektiğinde “multivitamin/multimineral ve benzeri bir besin desteği” almalarının faydalı olabileceğini düşünenlerdenim. Çünkü yaşlıların çoğu iyi beslenmez, yeteri kadar gıda tüketmez. Çoğu yaşlı dengeli ve çeşitli beslenmede de dikkatli davranamaz. Bir kısmı da diş problemleri nedeniyle yeteri kadar çiğneyemez veya yemek hazırlamayı ihmal ettiklerinden yemekle çok ilgilenemez. Diğer taraftan mide asitlerinin azalması, bağırsaklarının emilim gücünün düşmesi de onların mikrobesin unsurlarını yeterince kazanmalarına engel olabilir. İşte bu nedenle yaşlılara zaman zaman veya düzenli olarak multivitamin/multimineral desteği vermek, en azından vitamin, mineral seviyelerini gösterebilecek testleri takip etmek -D vitamini, B 12 vitamini, demir gibi- bana göre doğru bir yaklaşımdır. Biz yaşlılık programına alıp izlediğimiz kişilerde özellikle D ve B 12 vitaminlerini, folik asit, demir, magnezyum seviyelerini dikkatle izler, gerektiğinde takviye destekler veririz. Prensip olarak da imkanı olan her yaşlıya omega-3 ve CoQ10 desteklerini tavsiye ederiz.

 

BİR SORU

 

YOĞURT MU, OSTEOPOROZ HAPI MI?

 

Bugün size kısa bir hasta öyküsü anlatacağım. Orta yaşlı bir hanım. Ciddi bir osteoporoz hikâyesi var. Ayrıca yorgunluk ve bellek zayıflığından şikâyetçi. Kalsiyum destekleri, B12 hapları, vitamin iğneleri, osteoporoz ilaçları kullanıyor. Biraz konuşup hayat tarzını özellikle nasıl beslendiğini araştırınca yaklaşık yirmi yıldır “katı bir vejetaryen” olduğu anlaşılıyor. Zira sadece kırmızı etten değil, yumurta ve süt ürünlerinden de yıllardır uzak duruyor, yoğurda, ayrana, peynire elini bile sürmüyor. Hanımefendiye bu katı vejetaryen beslenme uygulamasının yanlış olduğunu anlattık. Hele hele Haşimato hastalığı nedeniyle 20 yıldır tiroid hormonu desteği kullanan ve aile genetiği nedeniyle ciddi osteoporoz riski taşıyan birinin bu ölçüde katı bir vejetaryen beslenme modeli uygulayarak sağlığını, özellikle de kemiklerini koruyamayacağını, osteoporoz problemini ise asla çözemeyeceğini etraflıca açıkladık. Kemik yoğunluğu ölçümleri ve kan analizleri de bizi yanıltmadı. Kullandığı onca osteoporoz hapına rağmen hala ciddi osteoporozu vardı ve ağır bir B12 eksikliği söz konusuydu. Osteoporoz tedavisine destek olabilecek güzel bir beslenme modeli hazırlayıp ayrıca bol sebze (özellikle lahana grubu), yoğurt ve peynir önerdik. Etkili bir “Osteoporoz Destek Programı” verip B12 enjeksiyonu yaparak evine gönderdik! Umarız sadece ilaçlara güvenmeyi bir yana bırakır, yıllardır uyguladığı yanlış beslenme şeklinden bir an önce vazgeçer. Çıkarılacak ders şu bence: Osteoporoz sorunu hatta riski olan hanımların katı bir vejetaryen rejimi uygulamaları, hele hele yoğurttan, peynirden uzak kalmaları çok yanlış bir tutumdur.

 

UNUTMAYIN!

 

YAĞ NASIL SAKLANIR?

 

Zeytinyağı, ayçiçeği, pamuk ya da mısırözü yağı olması fark etmez, bitkisel yağların her türlüsünün özel koşullarda saklanma ve muhafaza edilmeleri lazımdır. Özellikle zeytinyağını ışık geçirmeyen bir cam kapta saklamak en doğrusudur. Bu durumda bile onu karanlık ve serin bir yerde muhafaza etmeniz lazım. Aynı durum hızlı oksitlenebilen keten tohumu yağı için de geçerli. Prensip olarak bitkisel yağları açtıktan sonra buzdolabında ya da serin, ışık almayan, güneş görmeyen bir yerde saklayın. Hiçbir bitkisel yağı kızartmalık olarak iki defadan fazla kullanmayın. Kızartmalık olarak kullandığınız yağları da güneşten uzak, hava almayacak şekilde ve bir cam şişede, kuytu bir yerde saklayın.

 

TAVSİYE

 

EGZERSİZDEN HEMEN SONRA YEMEK YEMEYİN

 

Egzersizden hemen sonra bir şeyler yemek, özellikle egzersizle kilo kaybını hedefliyorsanız doğru değil. Nedeni şu: Bedenimiz sadece egzersiz yaparken değil, egzersizden sonra da yağ yakmaya devam ediyor. Yağ yakma süreci genelde egzersizin ortalarında başlıyor, 30-40 dakika sonra netleşiyor, birinci saate doğru da maksimuma ulaşıyor. Daha da önemlisi vücut egzersiz bittikten sonra da yağ yakmaya devam ediyor. Bu nedenle egzersizden hemen önce ve sonra bir şeyler yemeyin, midenize giden her lokma yağ yakma sürecini baskılayabilir.

 

UYARI

 

ETİN FAZLASI ZARARLI

 

Kırmızı et makul miktarlarda tüketildiği takdirde mükemmel bir besindir. Güçlü protein, demir ve vitamin yapısı nedeniyle özellikle çocuk ve ergenlerin gelişmesinde önemli yer tutar. Tabii ki sağlıklı bir yaşamın her kademesinde düzenli olarak yenilmesi gereken gıdalardan biridir aynı zamanda. Ne var ki her besin gibi kırmızı etin de makul miktarlarda tüketilmesi lazım. Aşırı kırmızı et tüketiminin bazı kanserlerle bağlantılı olabileceği (mesela kolon kanseri ile) gösterildi. Ayrıca etin pişirilme şekli de çok önemli. Ateşte yakılarak ya da yağda kızartılarak tüketilmesi eti zararlı bir gıda haline getiriyor. Kırmızı etten üretilen sosis ve salam gibi yiyecekler ise çok daha sorunlu gıdalar. Kırmızı etin sağlığa zararlı olabilecek miktarda doymuş yağ içerebileceği de unutulmamalı. Doymuş yağ kazanımı arttıkça kolesterol üretimi de artıyor. Özetle faydalı bir besin olsa da kırmızı etin de abartılması doğru değil, burada da ölçülü olmak gerekiyor.

 

 

DİKKAT

 

TRANS YAĞLAR HASTA EDİYOR

 

Bence trans yağlardan zengin yiyecekleri “tehlikeli” veya “sağlığa zararlı” besinlerin ilk sırasına koymalıyız. Trans yağlar şekerden de, undan da daha kötü sağlık zararları olan besin unsurları. Kızartılmış her türlü yiyecek, özellikle de tekrar tekrar kullanılan kızartmalık yağlar trans yağ bombası haline dönüşüyor. Keyifle yediğiniz (sofralarımızda da sık sık yer alan) sebze kızartmaları, yağda kızartılmış unlu yiyecek ve tatlılar, özellikle de kızarmış patates ve benzeri besinler (mesela cipsler bu bakımdan çok ama çok tehlikeli atıştırmalıklardır) birer trans yağ bombasıdır. Pastane, fırın ürünü yağlı, unlu, şekerli veya tuzlu ürünlerin de trans yağdan zengin olabileceklerini bir kenara not edin. Trans yağların kanserden kilo sorununa, damar sertliğinden bellek problemine pek çok zararı olduğu unutulmamalı.

 


11.09.2015