LAHMACUN MU, PİZZA MI?

Lahmacun sever bir milletiz. Zenginimiz de, fakirimiz de lahmacunu seviyor. Sevilmeyecek bir lezzet de değil zaten, ince hamura hazırlanmış, kaliteli et ve bol sebze kullanılmış çıtır bir lahmacunu kim sevmez? Hamuru tam tahıldan hazırlanır, eti bol tutulur, sebzeleri de tazesinden seçilirse (yani hamuru değil de içeriği abartılırsa) lahmacun sadece “lezzetli” değil, aynı zamanda “besleyici” ve de “hızlı/fast” bir yiyecek alternatifi de olabilir. İsterseniz bu noktada duralım, başka bir konuya girelim: Mutfak ustalarımız lahmacun konusundaki hareketsizlikleri sürüyor. İtalyan ahçılar “pizza margarita” yani “hamur, mozarella peyniri ve fesleğen” ile çıktıkları yolda onlarca farklı alternatif pizza içeriği üreterek dünyayı fethettiler, bizimkiler ise hala aynı lahmacun biçimini tekrarlayıp duruyor (Arada bir “fındık lahmacun” gibi güzellemeler yapılmadı değil ama yetmez!). Türkiye’nin mutfak ustalarına sesleniyorum: Şu lahmacun işine lütfen bir el atıp bu müthiş lezzetten dünyanın en güçlü lezzet füzyonu Türk mutfağını uçuracak şaşırtıcı yeni lezzetler yaratıverin. “Lahmacun-sağlık” konusunun açılımına gelince… Bir kere içindeki et nedeniyle protein, demir ve B 12 ihtiyacımızın önemli bir kısmını karşılıyor. Çok yağlı et parçaları kullanmazsanız, yani yağını abartmazsanız az miktardaki doymuş yağ ihtiyacımızı gidermek için de kırmızı et mükemmel bir kaynak. Yeşillikler, domates, soğan gibi sebzelerse onun vitamin, mineral, antioksidan gücünü arttırıyor ve “hayvansal/bitkisel demirin” birlikte kazanılması gibi müthiş bir sağlıklı etkiye de imzasını atıyor. Sebze içeriği nedeniyle lahmacunun posa gücü de çok iyi. Ricam şu: Lahmacunu şekerli meyve suları ya da kolalı içeceklerle değil, ayranla için. Mümkünse yanında bir kâse ev yapımı taze yoğurt veya salatayı tercih edin. Sipariş verirken de şu cümleyi ihmal etmeyin: Benim lahmacunlar lütfen ince hamurlu, bol malzemeli ve çıtır olsun! Netice şu: Pizza da, lahmacun da akılcı hazırlanıp iyi pişirildiklerinde sadece lezzetli değil, besleyici/sağlıklı besinlerdir ama ben size pizzayı değil, lahmacunu tavsiye ederim. Bırakın pizzayı İtalyanlar yesinler. Bize lahmacun yakışır. Arada bir canınız pizza istediğinde de afiyetle yiyin ama eve servis edilen (veya ayaküstü satılan) pizzalardan uzak durun.

 

BANA GÖRE

 

HER İLACI SORGULAYIN

 

Daha çok sağlık ve zindelik arıyorsanız yaşamınıza daha fazla doğallık ekleyip her sorunun çözümünü ilaçlarda aramayın. Başınız her ağrıdığında, sırtınız her kaşındığında, kalbiniz azıcık hızlı çarpıp tansiyonunuz her fırladığında hemen ilaca sarılmayın. İlaçlardan –buna gereksiz yere kullanılan bitkisel haplar, vitamin, mineral ve antioksidanlar da dâhildir- lütfen azıcık uzak durun. Daha az ilaç kullanmanın daha temiz bir çevrede, daha temiz bir beden ve ruha sahip olmakla başarılabileceğini de unutmayın. Size tavsiye elden her bir ilacı ona gerçekten ihtiyacınız olup olmadığı yönünde sorgulayın. Çok güvendiğiniz doktorların verdiği basit bir ağrı kesiciyi bile “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?” demeden yutmayın. Her ilacın iki ucu keskin bir bıçak olabileceğini hatırlayın. En faydalı ilaçların bile bazı koşullarda, bazı kişilerde toksik ve zararlı etkiler yapabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Netice şu: Hap yutmak bazen “hapı yutmak!” anlamına gelebilir aman dikkatli olun.

 

 

AMAN DİKKAT

 

DENEYLER HAYVANA, TAVSİYELER İNSANA

 

Daha önce de yazdım, bilim insanlarının özellikle beslenme ile ilgili tavsiyeleri çok sık değişiyor. Bunun farklı nedenleri var. Araştırmaların yapıldığı insanların beslenme alışkanlıklarındaki farklılıklar, araştırmaya katılanların sağlık durumları, yaşları, kullandıkları ilaçlar ve araştırılan besin dışında tercih ettikleri besinler araştırma sonuçlarını etkileyebiliyor. Diyelim ki domatesteki likopenle ilgili bir araştırma yapıyorsunuz. Araştırma yaptığınız kişilerin alkol kullanıp kullanmadıkları, sigara içip içmedikleri, reçeteli ya da reçetesiz herhangi bir ilaç kullanıp kullanmadıkları sonucu doğrudan etkileyebiliyor. Ayrıca araştırmaların çoğu insanlarda değil, hayvanlarda yapılıyor. Ne var ki burada da önemli bir “arıza” ortaya çıkıyor. İnsan bedeninin hayvanlardan farklı pek çok avantaj ve dezavantajları var. Ayrıca yiyecek içeceklere insanlarla hayvanların verdiği tepkiler de genelde çok farklı. Zaten bu nedenle de genelde “laboratuar ortamında” elde edilen sonuçlar insanlara uygulandığında çoğu zaman “fos” çıkıyor. Özetle “deneyler hayvana, tavsiyeler insana” modeli maalesef bilimi de biz uzmanları da mahcup edebiliyor. Diyelim ki yeni bir haber okudunuz ya da duydunuz: Havuç tavşanları zayıflatıyor! Önce şu soruya yanıt arayın: Ben tavşan mıyım?

 

 

UNUTMAYIN

 

İLAÇLARIN EMNİYET PAYI NE KADAR?

 

Geçenlerde sohbet ettiğim “mühendis” bir dost bana mesleklerindeki “emniyet payı” kavramını anlattı. “Emniyet payı” çok önem verdikleri bir kavrammış. Anlaşılan mühendisliğin farklı alanları farklı emniyet payları kullanıyor, emniyet payı üretimin konusuna göre değişkenlik gösteriyor. Örneğin “merdiven yapımı” söz konusu olduğunda mühendisler merdiven tasarlarken önce onun 180 kilo taşıyabileceğini hesaplayarak yola çıkıyor ama daha sonra bunu altı gibi bir emniyet payı ile çarpıyor, neticede herhangi bir merdiven 1100 kiloyu taşıyabilecek şekilde planlanıyor. Bu kavramın ilaç sanayindeki durumunu merak edip araştırdım, maalesef herhangi bir rakama ulaşamadım, tersine bu paylarla ilgili şüpheli durumlarda rakamların saklandığı ya da görmezden gelindiği intibaına vardım. Biri beni aydınlatabilir mi? Sorum şu: İlaçlarda emniyet payı kavramı olduğu kesin ama bu pay yeterince dikkate alınıyor mu?

 

 

ÖNEMLİ

 

YORGUNLUKTA İLK 10

 

1. Kansızlık (özellikle demir eksikliği) ve vitamin eksiklikleri (D, B12)

2. Depresyon

3. Tiroid bezinin az (hipotiroidi) ya da çok (hipertiroidi) çalışması

4. Süreğenleşmiş ağrı (özellikle orta yaşlardan itibaren şiddetlenen romatizmal ağrılar)

5. Uyku bozuklukları (uyku apnesi, uykuya dalma güçlüğü)

6. Kanser, kanser tedavi süreçleri (kemoterapi, radyoterapi)

7. Şeker hastalığı

8. Organ yetmezlikleri

9. Uzun süren enfeksiyonlar

10. Addison hastalığı (böbreküstü bezi yetmezliği), MS (sinirleri çevreleyen dokunun kaybı), Miyastenia (kas zafiyeti) gibi nörolojik hastalıklar, lupus ve benzeri otoimmünite hastalıkları, uzun süren karaciğer ve böbrek hastalıklar, konjestif kalp yetmezliği

 


12.09.2015