ŞEKER ALARM VERİYOR

Her günün bir anlamı var, “14 Kasım” da bu “anlamlı günler”den biri, “Dünya Diyabet Günü” olarak biliniyor, her yıl aynı gün “diyabet/şeker hastalığı” gündeme getiriliyor. Doğru da yapılıyor, zira DİYABET “acil” ve “alarm veren” bir sorun artık. Geçtiğimiz yirmi yılda bizde de inanılmaz bir diyabet patlaması oldu. Rakamlara göre durum “patlama-çatlama” olmaktan da çıkmış gibi. “Her on yetişkin vatandaşımızdan biri şeker hastası”. Bunların yarısının hastalıklarından haberleri bile yok. TURDEP II çalışmasının rakamlarına bakılırsa Türkiye’de diyabet sıklığı son on yılda neredeyse ikiye katlanmış, Türkiye’de diyabetli hasta sayısı on iki yılda %90 artmış. Bunlar sadece “korkulacak ve utanılacak” değil, “şimdi, hemen, acilen” alarm verdirecek rakamlar. Sağlık Bakanlığımızın, halkı diyabet konusunda bilgilendirme ve yönetme iddiasında olan dernek ve vakıflarımızın, tabip odalarımız ve diğer sağlık organizasyonlarımızın şapkalarını önlerine koyup bu tehlikeli gidişi nasıl kontrol altına alacakları konusunda bir “acil hareket planı” yapmaları lazım. Durum hızla kötüleşiyor, “önlem almak” palavralarını bir tarafa bırakıp hemen ve acilen bir “diyabet alarmı” ilan edip “aksiyona geçmek” gerekiyor.  Benden söylemesi!

 

 

BİR SORU

 

NEDEN BÖYLE OLDU?

 

Diyabet patlamasının bir değil, birçok sebebi var ama bizim yazmaktan yorulmadığımız ve de artık sağır sultanın bile duyup bizi yönetenlerin duymadığı iki konu problemin en az %90’ından sorumlu: KÖTÜ BESLENME ve HAREKETSİZ YAŞAM.  Beslenme yanlışları artıp hareketsizlik sorunu büyüdükçe diyabetli sayısı artıyor. Gelişmiş her ülke bu iki problemi merkeze alarak ciddi ve etkili “DİYABET ÖNLEME PROGRAMLARI” uyguluyor. Bu programlarla halkını “daha doğru beslenmeye, daha çok hareket etmeye” yönlendiriyor. İnsülin direnci, reaktif hipoglisemi, gizli şeker ve şeker hastalığı gibi konularda (farklı kanallar kullanarak) bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yapıyor.

 

 

 

 

UYARI

 

KİMLER RİSK ALTINDA?

 

Diyabet riski herkeste var. Yanlış beslenen, kilosunu kontrol edemeyip bel çevresini genişleten, hareketsiz yaşam ısrarını sürdüren herkes yaşı, cinsi, gücü, kuvveti, genetik mirası, ekonomisi, eğitimi ne olursa olsun diyabete yakalanabilir. Bir de “küçük hatalar” bile diyabetle tanışma ihtimali yüksek olanlar var, onların “hata yapma” şansları hemen hemen hiç yok, en ufak bir dikkatsizliklerinde diyabet kapılarını anında çalabiliyor. Bunlar kimler mi?

 

  • Hipertansiyonlular
  • Kan yağları (kolesterol, trigliserid) dengesiz olanlar
  • Koroner kalp hastaları
  • Hamileliklerinde aşırı kilo (20 ve fazlası) alanlar
  • 4 kilonun üstünde çocuk doğuran kadınlar
  • Doğum ağırlığı 4 kilonun üstünde olanlar
  • Birinci, ikinci, hatta üçüncü derecedeki akrabalarında diyabet bulunanlar
  • Aşırı kilolular
  • Beden kitle indeksi 30’u geçenler
  • Bel çevresi kadınsa 90’nın, erkekse 100’ün üstünde olanlar

 

 

UNUTMAYIN

 

BU İŞARETLERE DİKKAT!

 

Yetişkinlik çağı diyabeti genelde “pat!” diye sabahtan akşama ortaya çıkan bir hastalık değil. Farklı evreleri var ve çoğu zaman “göz göre göre” ve “ben geliyorum” işaretleri vere vere ortaya çıkıyor. İlk dönemlerde “kilo problemleri” ve “insülin fazlalığı”, sonrasında “insülin direnci” ve ona işaret eden “reaktif hipoglisemi” atakları, birkaç yıl süren “şeker toleransı bozukluğu” ve yine birkaç yıl devam eden “gizli şeker” dönemi “dikkat et ben geliyorum” diyen erken haberciler. Bu nedenle bazı ön işaretlere dikkat etmeniz lazım. O çok sık tekrarlanan “çok su içme/ağız kuruluğu/sık ve bol idrar yapma/aşırı yeme/buna rağmen izah edilemeyen kilo kaybı/yaralarda iyileşmeme/ayaklarda yanma, uyuşma” gibi bildik belirtiler varsa zaten diyabet çoktaaan ortaya çıkmış, “atı alan Üsküdar’ı zaten geçmiş” demektir. Bu nedenle daha erken dönemdeki işaretler konusunda bilgilenmemiz ve bu işaretlerle karşılaştığımızda “şeker dengem bozulmuş olmasın?” diye düşünmemiz lazım. O işaretlerden bazıları şunlar…

 

 

  • Hızlı yemek yeme
  • Sık ve çabuk acıkma
  • Tatlı krizleri
  • Açlığa tahammülsüzlük
  • Açlıkla gelişen fenalık hissi
  • Aşırı/kontrolsüz yeme eğilimi
  • Yemek sonrası uyuklamalar, terlemeler
  • Anlamsız sinirlilik durumu
  • Baş ağrıları
  • Gece yemeleri
  • Kontrolsüz kilo almalar
  • Kilo vermede zorlanmalar
  • Bel çevresinde genişlemeler
  • Laboratuar analizlerinde dikkati çekici ve ısrarcı değişimler (örneğin HDL kolesterol düşmesi, trigliserid yükselmesi, ürik asit fazlalığı, karaciğer yağlanması işaretleri gibi)

 

 

DİKKAT

 

NEDEN ÇOK TEHLİKELİ?

 

Şeker hastalığı neticede bir “damar hastalığı”dır. Dolayısıyla vücudun her organ ve dokusunu etkileyen, her hücresinin fonksiyonunu bozabilen bir sorundur. En çok da “damar zengini organları” tehdit eder, en çabuk da bunların aşırı kan ihtiyacı olanları ve yoğun damar organizasyonu içerenlerinde tahribat yapar. Damarlarda yaptığı hasarlar sonucu kalp damar hastalığına (göğüs ağrısı, kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp krizleri, ani ölümler), böbrek sorunlarına (böbrek yetmezliği), göz problemlerine (retinopati: kanamalar, yırtılmalar, damar tıkanıklıkları), beyin felçlerine sebep olur. Ayrıca sinir sisteminde oluşturduğu tahribatlarla idrar kaçırmadan cinsel problemlere, ishal/kabızlık ataklarından ayak kesilmelerine kadar pek çok probleme zemin hazırlar.

 

 

MÜHİM BİR HATA

 

YAŞLILIK DİYABETİ DEYİP GEÇMEYİN

 

“Erişkin şeker hastalığı” (Tip 2 diyabet)  yaşı yetmişi geçen her 4-5 kişiden birinde vardır ama hiçbir yaşlıda diyabet ortaya çıkması normal, beklenen, kabul edilebilen bir durum olmamalıdır. Ne var ki bu durumu “olağan karşılama” eğiliminde olan ve “yaşlanan insanlarda şekerin ortaya çıkması da normaldir” diye düşünenler de var. Bunlara “ailenizde diyabetli var mı?” diye sorulduğunda ya “hayır, yok” yanıtı veriliyor ya da “babam şeker hastasıydı ama yetmişinden sonra çıktı, yaşlılık şekeriydi” şeklinde geçiştiriliyor. Oysa 40-50 yaşında çıkan diyabetle yaşlılık diyabeti arasında hiçbir fark yok. Birinci, ikinci, hatta üçüncü derece akrabalarınızda 60-70 bile değil, 80’inden sonra da diyabet ortaya çıksa bu bilgi sizin de genetik risk altında olduğunuza işaret eder. Ayrıca yaşlılık diyabeti en az orta yaş diyabeti kadar önemlidir. Tedavi stratejileri ufak tefek değişiklikler gerektirir ama prensip olarak “diyabet diyabettir!”, kimde, hangi yaşta ve ne zaman görülürse görülsün mutlaka kontrol altına alınmalıdır. Şunu da unutmayın: anneniz, babanız, nineniz, dedeniz sizden daha doğru besleniyor, sizden daha aktif bir hayat sürüyorlardı. Siz, “bugünün insanı” onlardan çok daha kötü besleniyor, daha çok kalori tüketiyor, daha yanlış şeyler yiyip içiyor ve çok daha az hareket ediyorsunuz ve böyle olduğu için de sizin diyabetiniz 70’inize gelmenizi beklemiyor, 40’lı, 50’li, hatta 30’lu yaşlarda bile kapınızı çalıyor. 15-20 yaşındaki ergenlerde bile yetişkinlik diyabetinin ortaya çıkmasının nedeni de aynı yanlışlar: KÖTÜ BESLENME ve HAREKETSİZLİK.

 

 

KESİP SAKLAYIN

 

DÖRT DÖRTLÜK DİYABET KONTROLÜ

 

  1. Beslenme konusuna önem verin. Özellikle şeker ve şekerli besinlerle un-nişasta zengini yiyecekler, yüksek kalorili şeyleri yiyip içerken bir değil, “kırk bir kere” düşünün.
  2. Hareketsizlik sorununu ortadan kaldırın. Hayatınıza aktivite katın. Bununla da yetinmeyin, haftada sadece 2-3 gün de değil, hemen her gün en az 30 dakika yürüyün veya başka bir egzersiz yapın.
  3. Kilo fazlalığı tuzağına düşmeyin. Bel çevrenizi dikkatle izleyin. Kilo artışlarını önemseyin.
  4. İnsülin direncinin, reaktif hipogliseminin, açık ve gizli diyabetin işaretlerini öğrenip ciddiye alın. Yıllık sağlık kontrollerinizde sadece açlık şekerinizi değil, tokluk şekeri ve insülin değerlerinizi de öğrenip değerlendirin.

 


16.11.2015