B12 VİTAMİNİ YAŞLANMAYI ÖNLER Mİ?
Onca gürültüye ve öneri bolluğuna rağmen emin olun hiç kimsenin elinde yaşlanmayı yavaşlatabilen ciddi bir şey yok, kök hücre aşılamaları dahil hiçbir yaklaşımın net ve etkili sonuçlar verdiği kanıtlanabilmiş değil. Kısacası “yaşlanmaya dur demek” kocaman bir hayal. Durum en azından şimdilik böyle. Bana sorarsanız böyle bir hedefe odaklanmak ve boş düşüncelere kapılmak da yanlış. Çocukluktan ergenliğe, ergenlikten yetişkinliğe geçmek ne kadar doğal ve sıradansa, yetişkinlikten sonrasını yaşlılığın izlemesi o kadar doğal, beklenen, sıradan bir şeydir. Önemli olan başarılması mümkün olabilecek şey “iyi yaşlanmak, güzel, zarif bir yaşlı olabilmek”tir. Gelelim yaşlılık-B12 vitamini ilişkisine… B12 vitamini her yaşlının ihtiyacı kadar alması gereken vazgeçilmez bir vitamin. Yaşlılarda B12 eksikliği birçok sebeple ve daha sık ortaya çıkabiliyor. Yılda en az bir kere kanda B12 ölçümleri yapmak, özellikle “unutkanlık, yorgunluk, halsizlik, odaklanma zorluğu” gibi sorunları olanlara gerekli. B12 ile zenginleştirilmiş gıdalar yenmesine rağmen düzeltilemeyen B12 eksikliklerinde ise, B12 vitamini desteklerinden, hatta B 12 ampullerinden faydalanmak da zorunlu. Yiyecekler içinde en önemli B12 kaynağı et ve karaciğerdir. Balık, peynir, yoğurt ve yumurtada da bol B12 var. Özellikle yaşlıların, müzmin iltihabi bağırsak hastalığı olanların, sık alkol kullananların, kansızlık probleminden yakınanların, mide ameliyatı geçirenlerin, antiasit ve ülser ilaçları yutanların B12 eksikliği konusunda uyanık olmaları lazım. B 12 düzeylerinin 500-800 aralığında tutulması yaşlılığı önlemez ama beyni ve ona eşlik eden sinir sistemini korur, kansızlığı engeller, bağışıklığı destekler. Tavsiyem şu: B 12’nize SAHİP ÇIKIN!
DİKKAT
ERKEN UYANMALAR DEPRESYON İŞARETİ OLABİLİR
Sabahın çok erken saatlerinde uykudan “pat!” diye uyanıp uykuyu bir türlü toparlayamamak özellikle orta yaşlar sonrasında sık görülen bir problemdir. Bu problemin altında kalp ve solunum yetmezliği gibi organ yetmezlikleri, romatizmal kökenli ağrı ve kramplar olabilirse de en sık görülen sebep depresyondur. Depresyon sadece gece uykuya dalmayı zorlaştırmaz, sabah erken uyanmaya da yol açar. Sabah uykusuzlukları özellikle gün boyu süren yorgunluk, isteksizlik, enerji kaybı, bitkinlik, unutkanlık, çevreye ve işlere karşı ilgisizlik, cinsel güçsüzlük, duygusallıkta (ağlamalar!) artma gibi belirtilerle beraberse depresyonla ilişkili olma ihtimali daha yüksektir.
BİR NOT
AKTİF OL, KANSER OLMA
Sağlık uzmanları düzenli fiziksel aktivitenin en etkili kanser kalkanlarından biri olduğu fikrindeler. Fiziksel aktivite kadınlar ve erkeklerde kalınbağırsak kanserlerini, kadınlarda yumurtalık ve menopoz sonrası oluşan meme, rahim tümörlerini, erkeklerde prostat kanserini önlemenin en etkili yollarından biri. Fiziksel aktivitenin bu faydayı kandaki insülin seviyesini düşürmesi, detoks sistemlerini aktive etmesi, bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve hormon dengesini iyileştirmesi sayesinde sağladığı belirtiliyor.
DİKKAT
TEHLİKELİ BİR İKİLİ: YAĞ KARBONHİDRAT EVLİLİĞİ
Her şey gibi karbonhidratların ve yağların da iyileri ve kötüleri var. Karbonhidrat yağ evliliğinin ise hemen her an çok tehlikeli bir ikiliye sağlık tehdidi bir örgüte dönüşmesi mümkün. Kızartılmış sebzeler (patlıcan, biber kızartması gibi), kızartılmış nişasta zengini besinler (patates kızartmaları, cipsler), yağda kızartılarak hazırlanan unlu ürünler ve unlu tatlılar sağlık için son derece riskli birliktelikler. Bu birleşimler hem alınan kanserojen dozunu yükselttikleri, paslandırıcı/oksitleyici maddeleri yoğunlaştırdıkları, hem insülin patlamalarına yol açtıkları hem de damar iç duvarında koruyucu nitrit oksit üretimini azalttıkları için önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyorlar. Bu besinlerin kanı yoğunlaştırarak pıhtılaşma eğilimine yol açmaları bile olası. Kısacası bu besinlerden uzak durmanızda fayda var. özellikle “kızartma” ile pişirme devreye girerse karbonhidrat ve yağ evliliği riskli bir işbirliği haline geliyor aman dikkat!
BİR TAVSİYE
HAVUÇTA NE VAR!
Havuç başta betakaroten olmak üzere bol miktarda vitamin (B1, B2 ve C vitamini), mineral ve bitkisel öz içeriyor. Ayrıca posa yönünden de çok güçlü ve bu özelliği sayesinde sindirim sistemini temizliyor. Çiğ havuç veya suyu düzenli olarak tüketilirse vücudun antioksidan kapasitesi de güçleniyor ve başta kalın bağırsak, prostat, meme, yemek borusu kanseri olmak üzere birçok kansere karşı koruma sağlanabiliyor. Ayrıca havucun suyu, püresi ve rendesi tam bir damar dostu. Kolesterol kontrolünü kolaylaştırması, kolesterolün oksidasyonunu engelleyerek damarlara verebileceği muhtemel zararların azaltması da yabana atılacak faydalar değil. Ayrıca havuç kalorisi çok düşük bir besin. 100 gram havuçta en fazla 20-30 kalori var. Glisemik yükü de eskiden sanıldığı gibi yüksek değil. Sadece pişirilince yükselebiliyor. Bu nedenle çiğ havuç kilo kontrolünü de kolaylaştırıyor. Güçlü bir potasyum, magnezyum, folik asit kaynağı olması ise havuca ilgiyi daha da arttırıyor. Geleneksel tıp havucun antioksidan ve damar sertliği önleyici etkileri yanında, rahatlatıcı, cinsel gücü arttırıcı, cilt sağlığını destekleyici, unutkanlığı hafifletici faydalarının da olduğunu düşünüyor. Kısacası ister suyunu, püresini, rendesini, ister kendisini yiyip için havuç son derece sağlıklı bir sebze seçeneği.
İYİ BİLGİ
ZEYTİNYAĞI CİLT YAŞLANMASINI ÖNLÜYOR
Zeytinyağının önemli bir faydası da cilt yaşlanmasını geciktirmesi. Cildi sıkılaştırdığı, nem oranını yükselttiği, kırışmaları geciktirdiği biliniyor. Bildiğiniz gibi cilt yaşlanmasının yüzde 80'i güneş ışınlarından kaynaklanıyor ve buna "foto yaşlanma" deniyor. Zeytinyağı güneş ışınlarının temel zararlıları olan ultraviyole dalgalarının cilt üzerindeki olumsuz etkilerine engel oluyor. Ayrıca cildi yatıştırıcı, iltihabi süreçleri baskılayıcı bir gücünün de olduğu belirtiliyor. Zaten bu sebeplerle kozmetik üreticilerinin çoğu zeytinyağını ürünlerine çoktan eklediler. Diğer taraftan zeytinyağı içeren besinlerin de cildi içten desteklediği biliniyor. Özetlersek: Kozmetik dermatologların çok önem verdiği iki cilt dostu yağ var. Biri omega-3 yağları, diğeri de oleik asit yani zeytinyağı. Oleik asit omega-9 olarak da biliniyor. Diğer taraftan zeytinyağının beden temizliğinde (sabun yapımında bu özelliğinden dolayı kullanılıyor) ve saç bakımında da faydalı olduğu tarihsel bir gerçek.
17.11.2015