HAYATIN GAZI NE ZAMAN KAÇAR?
Bir insana hayattan keyif almayı azaltıp umudu ve mutluluğu yok hükmüne indiren çok farklı sorunlar olsa da “hayatın gazını en çok kaçıran” bence depresyon olmalıdır. İçimizi boşaltıp bizi gönül yorgunu yapan ve çökme noktasına varmış bir ruhsal örgütlenmenin esiri haline getiren de her şeyden önce depresyondur. Geçen hafta sohbet ettiğim altmışlı yaşların ortasındaki hanımdan duyduğum o cümleyi hiç ama hiçbir zaman unutmayacağım: Ruhsal gazım uçup gitti hocam! Hanımefendinin yaşı doksanlara varan annesi altı ay önce felç olmuştu, kırklı yaşlarındaki oğluysa birkaç ay önce boşanmaya karar vermişti. Kabak hanımefendinin başında patlamış, uzamış hüznü önce yorgunluğa, sonra da umutsuzluğa dönüşmüştü. Evet, bugün konumuz depresyon. Buyurun…
BİR NOT
DEPRESYONDA NE OLUYOR?
Olan şu: Zevk alma duygunuz körleşiyor. Seks dâhil hiçbir şeyden eskisi kadar keyif almamaya başlıyorsunuz. Gezmek, tozmak, yemek, içmek, alışveriş yapmak, giyinmek, süslenmek, hatta uyumak, dinlenmek sizin için anlamını kaybetmeye, yerini karamsarlığa, özgüven ve özsaygıda azalmaya, bitkinliğe, yorgunluğa, çaresizlik duygularına bırakmaya başlıyor ve tam bir “gönül yorgunluğu” durumu devreye giriyor, canını hiçbir şey istememeye başlıyor. Sizi hiçbir şey mutlu etmiyor. Tıpkı daha önce de yazdığım ve 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel’den dinlediğim “dervişin hikâyesi” gibi. O hikâyeyi yandaki kutuda bulacaksınız.
BİR HİKÂYE
DERVİŞ NE DEMİŞ?
Başı önde, gözü toprakta, omuzları çökmüş, keyifsizliği sadece yüzüne değil, bedenine de vurmuş dervişin o acınası durumuna üzülen bir arkadaşı yardımcı olmak için sorar: Canın ne istiyor? Amacı keyif alacağı bir şeyi yapıp ona yardımcı olmaktır. Dervişin cevabı ise sadece bir cümleden ibarettir: “Canım hiçbir şey istememeyi istiyor”. Biz hekimlerin “klinik depresyon” dediği gerçek depresyonda durum işte tam da budur. Canınızın hiçbir şey istemediği, hiçbir şeyi çekmediği, bedeninizin bırakın kolunuzu, parmaklarınızı oynatmayı bile problem haline getirdiği anlaşılması güç bir “geri çekilme” ve “hayat dükkânını kapatıp kepenkleri indirme” hali...
HATIRLATMA
DEPRESYON BELİRTİLERİ
Üzüntü ve mutsuzluk duygusu depresyonun en önemli duygusal belirtileri. Etrafta olan bitenlere ilgisizlik, zevk alamama hali, unutkanlık, dikkati toplayamama durumu da depresyonun diğer uyarı fişekleri. Süre giden endişe hali, ani öfkelenmeler, bastırılmış duygular ve anlamsız bir suçluluk duygusunu da unutmayalım. Fiziksel işaretlere gelince… Bana göre en sık görüleni uyku bozuklukları, özellikle de sabahın köründe uyanıp yeniden uykuya dalamama halleri. Vücudun orasını burasını dolaşan kas eklem ağrıları, nedeni bulunamayan baş ağrıları, baş dönmeleri, kulak çınlamaları, neredeyse kronikleşebilen sırt ve bel ağrıları, iflah olmaz bir yorgunluk hali, iştah bozuklukları da depresyona işaret edebiliyor.
BİR SORU
OMEGA-3 TAKVİYESİ YAN ETKİ YAPAR MI?
Omega-3 kapsülleri en sık kullanılan sağlık takviyelerinden biri. Bu takviyeler genelde herhangi bir yan etki yapmıyor. Nadiren balık kokusu, boğazda ağızda balık tadı, bulantı görülebiliyor ama bunlar daha ziyade “balık yağından elde edilen omega-3’ler” için söz konusu olabilen yan etkiler. Balık yağı kökenli omega-3’lerin ishal, gaz, şişkinlik yapmaları da mümkün ve bu tür işaretler safra kesesi alınanlarda daha yaygın. Balık yumurtası (havyar) ve krill kökenli omega-3’ler suda erime özellikleri nedeniyle bu yan etkilerin daha az görüldüğü ürünler. Omega-3 desteklerinin kanama yapma riski de zannedildiği kadar önemli ve mühim bir konu da değil. Bu takviyelerin kanı incelttiği doğru ama ciddi bir kanama yaptıklarını gösteren herhangi bir yayın yok. Ama yine de kanı inceltici (pıhtılaşma azaltıcı) ilaçlardan birini kullananların (heparin, kumadin) omega-3 desteklerinden uzak durmalarında fayda var. Aspirin kullananlar omega-3 kullanabilir mi? Düşük doz aspirin (100 mg ve altındaki dozda) kullananların omega-3 desteklerini almalarında bir sorun yok ama aslında omega-3 desteği alanların aspirini hafif bir antikoagülan olarak kullanmalarına gerek yok, omega-3 aspirinin bu etkisine zaten sahiptir. Omega-3 şişmanlatır mı? Şişmanlatmaz! Tersine kilo vermeyi destekler. Kapsüllerin yağlı olduğuna bakmayın, bir kapsül omega-3 en fazla 10 kalori enerji içeriyor. Omega-3 desteğinin özellikle insülin direncini azaltmada da faydalı olduğu biliniyor. Kışın mı, yazın mı kullanmalı? Yazın da kışın da kullanabilirsiniz, mevsimin ne olduğu fark etmiyor.
AKLINIZDA OLSUN
MAGNEZYUM KEMİKLERE DE LAZIM
Magnezyum en az kalsiyum kadar önemli bir mineral. Özellikle kas ve sinirlerin görevlerini yapmaları için magnezyum şart. Ama hep unuttuğumuz bir nokta, küçük bir ayrıntı daha var: Magnezyum kemikler için de önemli bir mineral. Erkeklerin günde 400, kadınların 300 mg civarında magnezyum kazanmaları lazım. En güçlü magnezyum kaynakları yeşil yapraklı sebzeler, özellikle de otlar. Ayrıca bakliyatta, cevizde, fındıkta, yer fıstığı ve bademde de magnezyum bulunuyor. Dengeli beslenen birinde magnezyum eksikliği bu nedenle pek sık görülmüyor. Peki magnezyum takviyeleri kimlere lazım? Düzgün beslenmeyen, doğal beslenmeyen, rafine, paketlenmiş gıdalara ağırlık veren, aşırı alkol tüketen, idrar söktürücü ilaç kullananlar magnezyum eksikliği bakımından riski olanlar. Bunların magnezyum takviyelerinden faydalanmaları düşünülebilir.
BİR RİCA
ENSEYİ KARARTMAYIN!
Pazartesi yayınlanan “Diyabet Alarmı” yazımdan sonra müthiş bir elektronik posta ve okur yorumu bombalamasına maruz kaldık. Görünen o ki hemen herkes yiyip içtiklerinden şüphe duyuyor, hiç kimse “gıda güvenliği” konusunda ilgililerin yeteri kadar duyarlı olmadığını, tedbir almadığını düşünüyor. Yazılanları ve anlatılanları okuyunca emin olun ben bile korktum! Haklı olduğunuzu düşünüyorum ama içinizi bu kadar karartmanızı da doğru bulmuyorum. Tamam, kolalı, gazlı, şekerli içecekler toplumsal bir sorun haline geldi. Tamam, özellikle et, süt ürünlerinin güvenliği mutlaka yeniden masaya yatırılmalı. Tamam, şeker yerine fruktoz şurubu kullanımının bu kadar yaygınlaşmasına kesinlikle izin verilmemeli. Tamam, fast food gıdaların nasıl üretildiği, içlerine nelerin eklendiği biraz karışık, bunların da üretimi en az “kaçak rakı imalatı” kadar dikkatle izlenmeli. Bunların hepsi doğru ama bana sorarsanız yapılan doğru ve güzel işler de var, yapılması gereken daha pek çok şey de. Ama yapmamamız gereken en önemli şey şu: Enseyi asla karartmamak!
18.11.2015