DOKTOR DA, KAPTAN DA, PATRON DA SİZSİNİZ

Hayat kalitemizin temel belirleyicisinin sağlığımız olduğu kesindir ve hiç şüphe yok ki hayatımızı etkileyebilen önemli pek çok şey gibi o da yönetilebilir bir süreçtir. Diğer taraftan sağlıklı olma durumu beden ve ruhun yaşadığı çevre ile kurduğu denge halinin ifadesinden başka bir şey de değildir. Zaten böyle olduğu için de tek başına ne genetik miras, ne mikroplar, ne de kanserojen maddeler sağlığımızı alt üst edemezler. Etkileri, bizim sağlığımız için ne yaptığımıza, hangi kararları aldığımız, kendimizle ne ölçüde ilgilendiğimizle değişkenlik gösterir. Ortaya çıkabilecek sorunlar da bunların karşılıklı etkileşimlerine göre düzenlenir. İşte bu nedenle kendinize iyi bakmalısınız. Bunun için de bilgilenmeli, öğrendiklerinizi kendinize uygun kararlar ve uygulamalar haline getirmeli, kendinize ait kişisel bir HAYAT ANAYASASI oluşturmalısınız. Bu bir anlamda kendi kendinizin doktoru olmanız, hayat geminizin dümenine geçmeniz, beden ve ruhunuza patronluk etmeniz anlamına da geliyor. Özeti şu: Sağlık alanında başınıza gelenlerin sizin dışınızda gelişen bazı nedenleri de olabilir, hep olacaktır. Siz yine de şunu hiç unutmayın: Başınıza gelenlerin çoğu sizin sağlığınızla ilgili yatırımlarınızla birebir ilişkilidir. Siz kendinize iyi bakın, hayatınızı dikkatle izleyin, yani işi oluruna bırakmayın. Ve başlıktaki cümleyi bir kenara lütfen not edin: Doktor da, kaptan da, patron da sizsiniz…

 

 

BİR BİLGİ

 

SARKOPENİDEN KORUNUN!

 

Sarkopeni son yılların en önemli sağlık konularından biri. Kasların erimesi, gücünü, kuvvetini kaybetmesi anlamına geliyor. Yaşlandıkça yoğunluğu artıyor, en korkutucu sonuçları da yaşlıları ilgilendiriyor. İşte bu nedenle yaşınız ne olursa olsun kaslarınızı kaybetmeden de yaşlanabilmeyi başarmalısınız. “Kas kaybı” sadece “sarkma” anlamına gelmiyor. Dengenizi, gücünüz ve kuvvetinizi de derinden etkiliyor. Kas kaybını önleme hedefi sadece aerobik antrenmanlarla (örneğin yürüme, bisiklete binme, hafif koşular yapma gibi aktivitelerle) sağlanabilecek bir iş değildir. Formda kaslara sahip olabilmek için devamlı, tekrarlanan, yoğunluğu giderek artırılan direnç egzersizleri de yapmanız gerekiyor. Kaslarınızı forma sokmak istediğiniz bölgedeki kas grubuna tekrarlayıcı direnç çalışmaları yaptırmaya çalışınız. Her egzersizi 8 ila 12 kez tekrar ediniz. Unutmayın kaslarınız da kullan ya da kaybet prensibine göre çalışıyor. Kullanmadığınız, aktif tutmadığınız kaslar küçülmeye, formunu kaybetmeye başlıyor. Güçlü kaslar sadece sağlıklı kilo aralığında kalmanızı da garanti etmez. Yeteri kadar güçlü kaslara sahipseniz kemik erimeniz yavaşlar, denge sorunlarınız azalır, düşme vs gibi problemler de en aza iner. Formda kalmanın, zinde yaşlanmanın bir anahtarı da güçlü ve formda kaslardan geçer. Küçük ağırlıklarla kol kaslarınızı çalıştırın. Günde 4-5 kez “çömelme-doğrulma” şeklinde bir antrenmanla da bacak ve baldır kaslarınızı güçlendirin.

 

 

BİR ÖNERİ

 

BELİNİZİ İNCELTMEK İSTİYOR MUSUNUZ?

 

Başlıktaki soruyu özellikle hanımların anında “kim istemez hocam?” diye yanıtlayacaklarını biliyorum. Peki, ne yapılacak? Yaşlandıkça genişleyen beller nasıl eski haline getirilecek? Çözüm yine aktivitede, egzersizde. En etkin aktivite her zaman olduğu gibi burada da her gün tekrarlanan tempolu yürüyüşler. Dakikada 100-120 adımlık bir hızla (140’ı yakalayabilirseniz sonuç daha mükemmel olur, başarı şansınız daha da artar) tempolu bir yürüyüş ritmi tutturabilir ve de bu tempoyu 30-45 dakika sürdürebilirseniz (60 dakikaya çıkabilirseniz başarınız garantilidir) sorunu yarı yarıya çözebileceğinizi garanti ederim. Basitçe güçlü yürüme/ tempolu yürüme/ power walking olarak tanımladığımız bu tür yürüyüşlerin bel inceltildikten sonra da haftada en az 3-4 kez tekrarlanmasında fayda var. Eğer tempolu yürüyüşleri zaman zaman çok kısa koşular ve ağırlık antrenmanlarıyla, direnç egzersizleriyle zenginleştirebilirseniz işinizin daha da kolaylaşacağı aklınızda olsun. Beliniz, diziniz ya da başka bir probleminiz nedeniyle yürüyemiyorsanız yüzünüz. Yüzerken de tempolu kalmaya çalışınız. Kısacası bel inceltmenin yolu ne mekik çekmekten, ne yağ eritip bel incelten dandik (!) bitkisel hapları yutmaktan ne de özel bazı diyetlerden değil, beslenme modelinizi değiştirip aktivitenizi artırmaktan geçiyor.

 

 

STRES

 

BAĞIŞIKLIĞI OLUMSUZ ETKİLİYOR!

 

Bağışıklığımızı olumsuz yönde etkileyen pek çok şey var. Mesela uykusuzluk. Mesela kötü beslenme. Mesela aşırı yorulma. Hep unuttuğumuz önemli diğer bir faktör de streslerimiz. Özellikle yoğun, ani ve “bunaltan” stresler bağışıklık sisteminin bir anda çökmesine sebep olabiliyor. “Beyin-bağışıklık sistemi bağlantısı” özellikle son yıllarda daha iyi anlaşılan bir konu oldu. “Nöroimunomodülasyon” diye tanımlanan ve esas olarak “beynin ve nörolojik organizasyonun bağışıklık sistemi üzerindeki şekillendirici gücünü vurgulayan” yapının ne kadar etkili olduğunu son yıllardaki çalışmalarla çok iyi anlaşıldı. Beyniniz ne kadar rahat, düşünceleriniz ne kadar tekdüze, iç çatışmalarınız ne kadar az, keyfiniz ne kadar yerinde, mutlu anlarınız, huzurlu zamanlarınız ne kadar fazla, özgüveniniz ne kadar yüksek, beklentileriniz ne kadar iyimserse bağışıklığınız o oranda güçleniyor. Kötü bir haber, ani bir korku, yoğun bir endişe hali, ekonomik, sosyal ya da duygusal kayıplar, uzamış hüzünler ve daha pek çok şey ise bağışıklık sistemini bir anda paramparça edebiliyor. Çok soğuk bir havada takımını izleyen bir seyirci topluluğunda tutulan takım kazanmışsa ertesi gün grip olanların sayısı çok az iken, takım yenilirse taraftarın neredeyse yarısı ertesi sabah nezleyle uyanabiliyor.

 

 

BİR UYARI

 

CİNSEL İSTEKSİZLİK VE KADINLAR

 

Cinsel isteksizlik kadınlar arasında yaygın ama bir o kadar da gizlenen bir problem. Oysa diğer sorunlar gibi onun da ciddiye alınması lazım. Zira problem sadece cinsel yaşamın eski tadını tuzunu kaybetmesiyle sınırlı kalmıyor. Konu hormon dengesinde veya ruh sağlığında bir probleme işaret edebildiği için de mühim. Üstelik tedavisi de mümkün. Önemli olan, onu saklamamak, çözüm için fazla geç kalmamak. Cinsel yaşamın sorunsuz sürmesi, “sürdürülebilir sağlıklı bir hayat beklentisi”nin vazgeçilmezlerindendir. Cinsel hayatın nitelik ve niceliğini belirleyen faktörlerse oldukça değişkendir. Yaşlanmanın kendisi cinsel gücü azaltır ama cinsellikten uzun süreli uzak kalmalar, aşırı alkol kullanımı, geçirilen ağır hastalık halleri, tiroid bezinin az veya çok çalışması, şeker hastalığı, hipertansiyon, menopoz, loğusalık ile emzirme dönemleri ve ilaçlar, bu faktörlerin en önemlileridir. Ayrıca aile içi şiddet, cinsel travmalar, sevilen birinin kaybı, ev, şehir değiştirme gibi sosyal etkenler, depresyon, ağır stres gibi psikolojik faktörler de cinsel isteksizliğe yol açabilir. Yeterli cinsel uyarının varlığına rağmen cinsel aktivitenin azlığı veya yokluğu, “cinsel soğukluk” olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, yalnız bedensel ve psikolojik sağlığın değil, kişilerin yaş, meslek, kültür düzeylerinin, bilgi, beceri ve deneyimlerinin, korku, endişe ve üzüntülerinin, inançlarının, sosyal durumlarının ve duygularının da cinsel arzuyu etkilediğini söylüyor. Cinsel soğukluk, kadınlarda daha yaygın görülen ama genelde ya saklanan ya da önemsenmeyen bir sorun. Sadece bizde değil, gelişmiş, ekonomisi iyi, eğitim düzeyi yüksek toplumlarda bile “cinsellik” kadınlar için “gizli-saklı tutulması gereken bir konu” gibi düşünülüyor, cinsel isteksizlik sorunu genelde saklanıyor. Uzmanlar, “İster bedensel, organik, hormonal, ister ruhsal sebeplerle oluşsun tedavi çoğu kez mümkün, önemli olan sorunu saklamamak ve çözüm için fazla geç kalmamak” diyor ve ekliyorlar: “Cinsel istek azalması ciddiye alınması gereken bir sorundur!”

 

 

n bir uzmana başvurmanızı öneririm.

 

 

 

 


09.12.2015