BEN BİTTİM GALİBA

Yukarıdaki cümleyi geçen hafta “acil randevu” talebiyle alelacele ofisime gelen bir hastamdan işittim, olduğu gibi de not aldım. İsterseniz önce o hastayı mercek altına alarak konuya girelim: Çok çalışan, aşırı hırslı, başarı odaklı bir hanım. Son iki yıldır üst üste inanılmaz projelere imza atmış, hatta uluslar arası bazı ödüller bile almış. Anlattığına göre günde en fazla birkaç saat uyuyabiliyor. Daha kötüsü uykusunda bile “ya sorun çözüyor” ya da “yeni projeler” üretiyor. Son bir haftadır başı dönmeye, içi çekilmeye, kalp çarpıntılarından yakınmaya başlamış. “Elimi kolumu değil, parmaklarımı bile kıpırdatacak halim yok” diye anlatıyor içine düştüğü kötü durumu. Detaylı muayenelerden ve bir sürü incelemelerden geçmiş. Ciddi hiçbir şeyinin olmadığı, durumunun “psikolojik!” olduğunu söylemiş. Problemin bir “tükenme/bitme sendromu” yani “adrenal yorgunluk” olduğu ise kesin. Bir psikiyatri uzmanına yönlendirdim. İnşallah kısa sürede iyileşecek. Reçetesindeki ilk ilaç bana göre “kısa bir tatile çıkmak ve dinlenmek” olmalı. İsterseniz şu adına “tükenme sendromu” denen duruma biraz daha odaklanalım. Buyurun…

 

 

UNUTMAYIN

 

NE ZAMAN TÜKENİRİZ?

 

Tıpkı “tüketmek” gibi “tükenmek” sözcüğünden de oldum olası hoşlanmadım. Ne var ki ikisi de son yılların en moda, en sık kullanılan sözcükleri. Özellikle “tüketmek” hepimizin vazgeçilmezi. Yiyip içerek tüketiyoruz. Kendimize zaman ayırmayarak ve çok çalışarak tüketiyoruz. İlişkilerimizi ıskalayarak tüketiyoruz. Birbirimizden uzaklaşıp dostluk ilişkilerini bile teknolojik araçlarla çözmeye çalışarak tüketiyoruz. Daha da fenası tükettikçe de keyif alıyor, daha çok tüketen yapılara dönüşüyor, daha da çok tüketmeye başlıyoruz. Böyle bir kıskaca girdiğimizde ise daha çok yiyip içmeye, daha çok alışveriş etmeye, her şeyin daha lüksünü, pahalısını, büyüğünü, hızlısını istemeye başlıyoruz. Herkes bizden bahsetsin, bizi konuşsun, bizi izlesin, bize özensin, hatta (zarar vermeden) kıskansın istiyoruz. Sadece ürettiklerimizle değil, tükettiklerimizle de övünme gibi bir durum başlıyor. Süreç bir süre sonra beynimizi de, böbreküstü bezlerimizi de tüketmeye başlıyor. En son nokta beynimize ve böbreküstü bezlerimizin (bunlara adrenal bezler de deniyor) birbirilerini tükettikleri ve birlikte tükendikleri bir iflas durumu oluyor. Sağlıklı yaşam uzmanları bu tür tükenme durumlarında kısaca “adrenal tükenme” deyimini kullanıyorlar ve olayı “adrenalin bağımlı yeni yaşam tarzımızın” beklenen bir sonucu gibi de görüyorlar.

 

 

BİR NOT

 

KİMLER ÇABUK TÜKENİYOR?

 

Adrenal tükenme” veya onun hafif şekli “adrenal yorgunluk” tuzağına düşme tehlikesi herkes için var. Yine de bu tuzağa en çok da şehirliler, okumuş yazmış eğitimli kişiler ve yöneticiler. Riskli bir diğer grup da sanatçılar. Meslekler dikkate alındığında bankacılar, borsacılar ve diğer finans ilgilileri, sanatkârlar, mimarlar, doktorlar, gazeteciler, siyasetçiler de muhtemel adrenal yorgunluk adayları. Listeye üst düzey yöneticileri de rahatlıkla ekleyebiliriz. Bu kişiler hayatın gelgitlerine, beklenti, hırs ve statü endişelerine farkına varmadan da olsa kendilerini fazlaca kaptırabiliyorlar. Ürettikleri aşırı stres yükü böbrek üstü bezlerinin (adrenal bezler) bırakın kendilerini onarmalarına, dinlenmelerine bile fırsat vermeyebiliyor. Bunların çoğu çok sayıda işi aynı anda yapmaya çalışan, çalışma saatlerini uzatan, hızlı karar almak zorunda olan, girişimci ruhlu, meydan okumaya eğilimli bireyler. “Savaş ya da kaç” durumu söz konusu olduğunda “kaçmayı değil, tersine daha da sert savaşlara girmeyi” tercih ediyorlar. Hatta bazıları zamanla stresten, korku ve tehlikeden beslenme hatasına bile düşebiliyor. Eğlenmek, hayatın keyfini çıkarmak, dinlenmek, işi oluruna bırakıp o günü yaşamaya bakmak, dalga geçmek, geyik yapmak onların yaşam kitaplarında yeri olmayan şeyler. Heyecan, aciliyet, hız, başarı tutkusu, daha çoğunu isteme ve çoktan beslenme hatası onları otonom yapılanmada “stres savar” değil, “stres sever” süreçlere sürüklüyor. Neticede de olan böbreküstü bezlerine oluyor. Yüklenmeler yeni tepkiler doğuruyor, tepkiler stres bağımlısı süreçleri beraberinde getiriyor. Sonrası mı? Tek bir sözcükle ifade ediliyor: Tükenmek!

 

 

 

UNUTMAYIN

 

TÜKENMİŞLİK BELİRTİLERİ NELER?

 

Tükenme sendromunun işaretleri herkeste farklı ama yine de ortak noktalar oldukça fazla. İlk işaretler uyku bozuklukları, çarpıntılar, sabah yorgunlukları, cinsel isteksizlik, baş ağrıları, boyun sırt tutulmaları oluyor. Sorun fark edilip çare bulunmadığında da mide bağırsak spazmları, reflü şikâyetleri, endişeler, yeme bozuklukları, aşırı kilo alma veya kilo kayıpları, kaşıntılar, “vitiligo” veya” sedef hastalığı” benzeri cilt lezyonları kendini gösterebiliyor. Bunlardan bazıları tekrarlayan ürtiker/kurdeşen nöbetlerinden, boğaz, dil, dudak şişmeleriyle soluğu alerji uzmanlarında da alabiliyor. Çoğunun bağışıklık sistemi de çöküyor, bu da ardı ardına gelişen enfeksiyonlar anlamına geliyor. Terlemeler, endişe ve korku halleri, depresyona girme tehditleri de sürpriz değil. Baş dönmesinden, kulak çınlamasından şikâyet edip KBB uzmanlarına, çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığından endişelenip kardiyologlara, reflü, gastrit, kolit benzeri yakınmalarla gastroenterologlara gidenler de var.

 

 

ÖNERİM

 

TÜKENENLER NE YAPMALI?

 

Tükenmişlik sendromunun tuzağına düşenlerin yapabilecekleri pek çok şey, izleyebilecekleri farklı stratejiler var. Bana göre başlangıç noktası bir psikiyatrik denetim ve psikolojik takviye olmalı. Ben böyle düşündüğüm için bu yazıya vesile olan hanımefendiyi önce bir psikiyatri uzmanına yolladım. Sonrası yapılacak incelemeler ve değerlendirmelerden sonra belirlenecek. Şu nokta ise hiçbir zaman unutulmamalı: Tükenmişlik sendromu bir hastalık filan değil,  bir tür “yanlış seçim!”dir. Bir çeşit yaşam tarzı hatasıdır. Bir tür dikkatsizlik durumudur. İlk yapılması gereken şey de acilen “dinlenme durumuna geçmek” olmalıdır.

 

 

NOT ALIN

 

B12 VİTAMİNİ NELERDE VAR?

 

B12 hem önemli, hem de nazlı bir vitamin! Temini de, emilimi de oldukça güç bir yaşamsal madde o. B 12 vitamininin en çok bulunduğu besinlerin başında deniz ürünleri var. Eğer paranız yetiyorsa balık yumurtası B 12’nin en büyük kaynağı. Siz yine de havyar/balık yumurtası yerine her zaman bulabileceğiniz deniz ürünlerine, mesela balıklara yönelin.  Uskumru dâhil yağlı balıkların çoğu B 12 için güvenilir besinlerdir. Sadece 100 gr uskumru yiyerek bir günlük ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayabiliyorsunuz. Kırmızı eti de unutmayın. Ciğer etten biraz daha zengin bir kaynak ama çoğunluk –nedense- ciğere pek sıcak bakmıyor, eti tercih ediyor. 100 gr etin günlük B 12 ihtiyacının neredeyse yarısını karşılayabileceği söylenebilir. Süt ürünleri de B 12 için önemli ve güvenilir kaynaklar. Yoğurt, peynir, süt, ayran fark etmiyor, hepsinde de B 12 vitamini var. Prensip olarak şunu unutmayın, B 12 vitamininin ana kaynağı hayvansal kaynaklardır. Eğer sonradan eklenmemişse bitkisel gıdalar B 12 ihtiva etmiyor. 

 

 

 


11.12.2015