HANGİ TUZ?
Şeker ve un konusundaki kafa karışıklığı tuzda da var. Orada da herkes farklı şeyler söylüyor. Kimi “kısıtlayalım”, kimi “istedikleri kadar yesinler, karışmayalım” derken, kimi de rafine tuz yerine kaya tuzunu veya deniz tuzunu övüyor. Kaya tuzunu övenlerle, deniz tuzunu övenler arasında da anlaşmazlık var. İki grup da kendi ürününü tavsiye edip öbürünü kötülüyor. Bitmedi! Beyaz ve pembe kaya tuzu satanlar arasında da savaş var! Peki, kim haklı? İsterseniz kısa bir özet yapıverelim. Rafine tuzu rahatlıkla yiyebilirsiniz ama onun yerine deniz tuzunu veya kaya tuzunu tercih etmenizde de (güvenilir markalar olsun) sorun yok. Deniz ve kaya tuzu arasında ise ciddi bir fark yok. Hangisi ucuzsa ve güvenliyse onu satın alın! Kaya tuzunun illa “Himalaya tuzu” olması filan da gerekmiyor. Bizim ülkemizde de bol miktarda kaya tuzu üretiliyor. Mesela Çorum ve çevresinde üretilen kaya tuzları (Çorum tuzu!) en az Himalaya tuzları kadar güvenli. Peki, kaya tuzunun pembesi mi, beyazı mı? Sağlık faydası ya da zararı bakımından bu ikisi arasında da ciddi bir fark yok. Pembesi biraz daha zor bulunuyor, belki biraz daha pahalı hepsi o kadar. Kaya ve deniz tuzunun rafine tuza oranla daha fazla mineral zenginliği içerdiğini, yapısının daha doğal olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Kısacası bu tuzlar, rafine tuzların daha çok mineral içeren hali. Ama şu nokta sizi yanıltmasın: İkisinde de tuz var. Kaya tuzunun da yaklaşık yüzde doksan beşi sodyum klorür, gerisi diğer minerallerdir. Bazı kaya tuzlarının daha pembe olması ise içlerindeki “demir oksit” miktarının fazlalığındandır. Kaya veya deniz tuzunun da fazlası –tıpkı rafine tuz gibi- sağlığımıza zararlıdır. Yani “çoğu zarar, azı karar” tutumu burada da faydalıdır.
NE ANLAMA GELİYOR?
KLİNİK DEPRESYON NEDİR?
Depresyon yaygın ve mühim bir sorun. Hafifi, ortası, ağırı, geçicisi, kalıcısı, önemlisi, önemsizi olabiliyor. Yani depresif bozuklukların da farklı dereceleri, geçici, hafif, önemsiz mutsuzluk dönemlerinden, iç acıtan, yürek paralayan, hayata küstüren, bitkin düşüren, can sıkıcı ve sürekli depresyona kadar değişen tipleri olabiliyor. En önemlisi ise “klinik depresyon” olarak bilineni. Bunun da başlıca altı işareti var. bir kenara not edin…
- Aşırı yorgunluk, bitkinlik ve isteksizlik hali
- Sürekli ve bitmez tükenmez bir mutsuzluk duygusu
- İşe, güce, eve, barka, sosyal yapıya, eşe, dosta, kısacası ilişkilere yönelik ilgi kaybı durumu
- Belirgin yeme bozukluğu, aşırı iştah ya da iştah kaybı, kilo alma veya kilo verme
- Uyku bozuklukları ve sürekli huzursuzluk durumu
- Kendini aşırı sorgulama, yoğun suçlama duygusu, hatta intihar düşünce veya davranışı…
Unutmayın: Depresyonun her türlüsü tedavi edilebiliyor, en azından kontrol altına alınabiliyor. Etkin ve kalıcı tedavi içinse bir ruh hastalıkları hekimi (psikiyatr) ile temasa geçmek yetiyor.
BİR SORU
CİPSE NEDEN KARŞIYIM?
Bana göre “uzak durulması gereken ürünler” listesinin en başında cipsler ve kolalı içecekler olmalı. Kola konusunu başka bir yazıya bırakıyor, cipsten başlıyorum. Bir okurum haftalardır ısrarla cips konusunu sorup duruyor. Üstelik “hocam cipsle ne alıp veremediğin var?” diye de takılıyor. Cipsle alıp veremediğim bir şey yok ama ciddi bazı endişelerim var, hepsi bu. Cips yemek, her şeyden önce gereksiz yere fazla miktarda kötü yağ kazanımı demek. Elimde yıllar önce yayınlanmış bir not var. Deneyimli bir bilim insanının, İngiliz Kalp Vakfı yöneticilerinden Prof. Dr. Peter Weinberg’in notu bu. Dr. Weinberg “günde 35 gram cips yiyen bir çocuk yılda 5 litre yağ tüketiyor demektir!” diyor ve arkasından da ekliyor: “Besin değeri bakımından bu denli fakir, yağ içeriği bakımından bu denli zengin bir ürünün her gün yenmesi uzun vadede çocukların sağlığı açısından çok kötü.” Dr. Weinberg çocuklar arasında son yıllarda hızla yayılan şişmanlık ve tip2 şeker hastalığının ilk nedeninin de cips tüketimi olduğunun altını çiziyor. Doğru söylüyor. Altına ben de imzamı rahatlıkla atarım bu cümlelerin. Ayrıca cipsin içinde bol miktarda trans yağ bulunması ihtimali de var ki bu da çok ama çok mühim bir sağlık tehdidi. Netice şu: Çocuklarınızı cipsten uzak tutun. Okullarda kantinlere cips girmesi yasaklandı. Benzer tedbiri siz de evinizde alın. Size gelince: Çocuklar için sakıncalı olup da büyüklere iyi gelen bir besin var mı?
İYİ HABER
BALIK DEPRESYON RİSKİNİ AZALTIYOR
Balığın her türlüsü sağlığa faydalı ama en çok da soğuk sularda yaşayanı ve yağlı olanı. Özellikle bol yağlı kış balıkları beyin dokusuna adeta bayram yaptırıyor. Nedeni yağlı balıklarda daha yüksek oranda, daha çok “omega-3” bulunması. Özellikle kışın avlanan hamsi, istavrit ve diğer balıkların omega-3 zenginlikleri bir hayli fazla. Nedeni şu: Omega-3 yağları balık bedenini soğuktan koruyor. Suların soğukluğu arttıkça balığın yağlı bölümündeki omega-3 miktarı artıyro. Yani balıklar omega-3 yağını “antifriz” gibi kullanıyor! Omega-3 yağlarının depresyon riskini azalttığı, hatta hafif depresyonlarda neredeyse tedavi edici faydalar sağladığı ise birçok araştırmayla kanıtlanmış bir bilgi. Özeti şu: Kendinizi yorgun, keyifsiz, isteksiz, enerjisiz, kısacası depresif hissediyorsanız bol yağlı kış balıkları sizi bekliyor.
KÖTÜ HABER
TRAFİK KALBİ ÇOOK YORUYOR!
Trafik büyük şehirlerde hızla büyüyen bir problem. Sadece yarattığı zaman kaybı değil, sağlık ekonomisi bakımından da üzerinde durulması gereken mühim bir sorun. Şehir trafiğinde uzunca bir zaman geçirmek zorunda kalmak yarattığı “uzun süreli hareketsizlik” (seyahat aracının içinde hareketsiz kalıyorsunuz), oluşturduğu egzoz gazlarına bağlı “kirli hava” riskleri (egzoz gazlarının solunum yollarını tıkadığı ve kanserojen olabildikleri biliniyor) ve yüklediği “yoğun stres” (stres en önemli sağlık zararlılarından biridir) yanında oluşturduğu “yoğun gürültü” nedeniyle kalbi de yoruyor. Almanya’da yapılan oldukça eski bir araştırmada trafiğin yoğun olduğu ana caddelere yakın evlerde yaşayan erkeklerin kalp krizi geçirme riskinin %30 daha yüksek olduğu yıllar önce net ve açık olarak gösterilmişti. Benzer bir riskin ben İstanbul için de söz konusu olduğunu düşünüyorum (Geçen hafta kısa süreli bir Ankara ziyareti yaptığımda gördüm ki Ankara’da da durum aynı). İşyerim Nişantaşı’nın göbeğinde. Nişantaşı’nda müthiş bir “gürültü kirliliği” var. “GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ” en az hava kirliliği kadar mühim bir sağlık tehdidi. Belediyelerin bu konuya da birazcık kafa patlatmaları lazım. Kirlilik denince listeye mutlaka önemi giderek artan bir başka şehir kirliliğini, “IŞIK KİRLİLİĞİ” sorununu da eklemeliyiz. Yanlış ışıklandırma, reklâm tabelaları vs derken başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerimiz –hatta tatil kasabalarımız- müthiş birer ışık çöplüğü haline gelmiş durumda.
UNUTMAYIN
İKİ DAKİKACIK YETİYOR
Unutmayın! Egzersiz konusu çok mühim. Sadece aktif bir hayat sürmemiz de yetmiyor. Beden makinemizi mutlaka ama mutlaka düzenli egzersizle de desteklememiz lazım. İdeal olanı her gün 45-60 dakika yürümek. Ne var ki çoğu kişi bu işi bir türlü yapmıyor, yapamıyor. Böyle olduğu için de biz onlara ikinci bir öneri sunduk: Her gün 30 dakika egzersiz! Orta dereceli bir aktiviteyle saatte beş kilometre hızla her gün 30 dakika yürümeniz de sağlığınız için yeterli olabiliyor. Peki, bu da mı olmadı? Son önerimiz şu: Saat başı yapacağınız 2-5 dakika kısa yürüyüşlere ne dersiniz? Üstelik bu kısa aktiviteleri evinizde değil, çalışıyorsanız ofisinizde de yapmanız mümkün. Yürüyecek yer mi yok? “Çökme kalkma hareketi”ni de deneyebilirsiniz. Hareket basitçe şu: Dizlerinizi kırıp oturuyormuş gibi çökün ve tekrar dik vaziyete gelecek şekilde ayağa kalkın. Bu işi yaparken her iki elinizi öne doğru uzatın ve göğüs mesafenizde tutun. Günde 4-5 defa 10 tekrarla başlayın, 20 tekrara ulaştığınızda hedefi yakaladığınızı kabul edebilirsiniz.
BİR ÖNERİ
DERDİNİ PAYLAŞ, AŞKINI ALEVLENDİR
Bir başka okurum da “En güçlü afrodizyak hangisidir?” diye sormuş, arkasından en can alıcı cümleyi eklemiş: “Epimedyum adı verilen bir ottan bahsediliyor, işe yarıyor mu?” İsterseniz en sondan başlayalım. Epimedyum bitkisel kökenli kuvvet verici bir madde. “Azgın teke otu” gibi hoş bir Türkçe adda takılmış bu bitkiye. Pazarlayanlara bakılırsa cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık sorunu alanında bir hayli işe yarıyor. Ne var ki elde net ve açık bilimsel tek bir kanıt yok. Ayrıca piyasada satılan epimedyum macunlarının çoğunun içinde viagranın ham maddesi sildenafil bulunduğu belirtiliyor, aklınızda olsun. Bu nokta çok mühim. Mühim zira kontrolsüz “sildenafil” kullanmak insanı kalpten götürebilir, aman dikkat! “En büyük afrodizyak hangisi?” sorusunun yanıtına gelince. Konunun uzmanlarından biri “eşler arası sohbetin, dert paylaşımının en güçlü afrodizyak” olduğunu söylemiş. Bence ünlü bir uzmanın yıllar önceki cümlesi bugün de geçerli: “Derdini paylaş, aşkını alevlendir.”
08.02.2016