GÖZALTLARI NEDEN MORARIR?
Eskiden sadece şiirlere konu olan gözaltı morlukları (Bakınız, Cahit Sıtkı Tarancı, 35 Yaş şiiri) şimdilerde yaygın bir estetik sorun olma yolunda. Özellikle genç nesilde ve bilhassa da kadınlarda gözaltına yerleşik morluklara eskisinden daha sık rastlanıyor. Peki, bu işin aslı ne? Neden oluşuyor bu morluklar? Buyurun…
Aslında hepimiz ne zaman birkaç gün üst üste uykusuz kalsak ya da uzun saatler okumak zorunda kalsak yorgunluğumuz önce gözlere yansır… Gözaltı morlukları ise bu durumdan, yani yorgunluktan biraz daha fazlasıdır. Önce şunu belirtelim: Bu tür morlukların kalıtsal bir yanı da az çok vardır. Bazı ailelerde bu tür morluklar beklenenden daha sık görülebiliyor. İsterseniz sözü fazla uzatmadan kalıtım, uykusuzluk ve yorgunluk dışındaki diğer nedenleri yandaki kutuda bulabilirsiniz.
MOR HALKALAR
İŞTE NEDENLERİ…
İlk sıraya “yaşlanma”yı yazabilirsiniz. Yaş ilerledikçe gözaltındaki deri torbalanmaya, sarkmaya ve koyulaşmaya başlar. “İlaçlar”ın da bazen gözaltı morluklarına yol açabildiği aklınızda olsun. Özellikle damar genişlemesine yol açan ilaçlar göz çevrenizin daha mor hale gelmesine sebep olabilir. “Beslenme” hatalarını da unutmamak lazım. Kötü beslenme özellikle protein eksikliği, vitamin noksanlığı, demir fakirliği, C vitamininden yoksunluk da göz çevrenizin morarmasına sebep olabilir. “Alerji” sorununu da not alın. Alerjik konjonktivit (bir çeşit göz alerjisi), alerjik rinit (alerjiye bağlı burun iltihaplanması) de göz çevresini olumsuz etkileyen sorunlardır. Bu durumlarda gözaltını sık sık ovalamak, kaşımak morluk oluşumunu kolaylaştırabiliyor. Diğer taraftan bazı kişilerde nedeni bilinmeyen metabolik süreçlerle gözaltında aşırı melanin pigmenti birikmesi sonucu da koyuluklar ortaya çıkabiliyor. Bunda güneş altında fazla kalmanın rolü olduğu da söyleniyor. Genel ödem durumu, yani vücudun fazlaca su tutması da bir diğer faktör. Böyle durumlarda tuz tüketimini gözden geçirmek ve yeterince su içmek gerekiyor. Seyrek olarak bazı hanımlarda adet dönemlerinde tekrarlayan gözaltı koyulaşmalarına da rastlanabiliyor. Ayrıca hamilelik döneminde de bu tür değişimlerin ortaya çıkması mümkün olabiliyor. Son olarak kötü ve dikkatsiz bir yaşam tarzının, aşırı sigara ve alkol tüketiminin, kısacası kişisel bakımsızlığın da bu işte rolü olabileceğini biliyoruz.
ÇARESİ VAR MI?
NE YAPMALI?
“Bütün bunları anladık ama tedavi için ne yapabiliriz hocam?” diye soracağınızı biliyorum ama size verebileceğim iyi bir haber maalesef yok elimde. Morarmaları azaltabileceği belirtilen bazı kremler (mesela K vitamini ve hiyalüronikasit içeren ürünler)den söz ediliyor ama bunların da faydaları ya hiç olmuyor ya da son derece sınırlı kalıyor. C vitamini destekleri işe yarayabiliyor. Şiş ve mor gözaltına yeşil çay poşetlerini ıslak ve soğuk olarak tatbik etmek de tavsiye edilen bir yöntem.
DİKKAT
İLAÇLAR İŞİTME KAYBI YAPABİLİR
İşitme kaybının farklı nedenleri var. En çok da kulaktaki işitme sistemi ve bu sistemi besleyen damar, yöneten sinir organizasyonunda gelişen olumsuz süreçler işitmeyi olumsuz etkiliyor. Sisteme zarar verenlerin biri de ilaçlar. Bazı ilaçlar da işitme kaybı ya da mevcut işitme sorunlarının ilerlemesine yol açabiliyor. Bunlara “ototoksik ilaçlar” deniyor. İlaçlarla gelişen bu tür kayıplar (ne iyi ki) genelde ilacı bıraktıktan sonra düzeliyor. Uzmanlara göre ototoksik kabul edilen ilaçların sayısı 150-200 civarında. Eğer herhangi bir ilaç kullanıyorken işitme problemi yaşıyorsanız lütfen doktorunuzla hemen temasa geçin ve özellikle sık kullanılan bazı ilaçların da (mesela salisilâtlar, furademid içeren idrar söktürücüler, garamisin ihtiva eden antibiyotikler gibi) bu sorunu tetikleyebileceğini lütfen unutmayın.
BİR SORU
YOĞURT KOLİTE İYİ GELİR Mİ?
Kolitin farklı tipleri var. En yaygın görüleni “mutsuz veya hassas bağırsak sendromu (IBS)” olarak bilineni. Bu tip kolitlerin stres yoğunluğu, endişe, öfke durumu, yani ruhsal gelgitlerle de bağlantılı olduğu biliniyor. Bazı probiyotiklerin bu sorunu hafifletmede çok ciddi işlevler gördüğü ise bilimsel olarak da kanıtlandı. Yoğurt kolit ilişkisine gelince… Yoğurt yapımında kullanılan bakterilerin (probiyotiklerin) de IBS belirtilerini bir hayli hafiflettiği düşünülüyor. Yoğurtta bulunan laktobasiller ve bifidobakteriler (probiyotik bakteriler) kolit yakınmalarını hafifletiyor. Yoğurttaki probiyotik gücünün özellikle IBS’ye bağlı gaz, ağrı ve şişkinlik şikâyetlerini azalttığı belirtiliyor. Ayrıca probiyotik zengini yoğurtların düzenli tüketilmesi bu hastalarda sık görülen ishal/kabızlık ataklarını da hafifletiyor. Ama marketten, bakkaldan aldığınız yoğurtların çoğu neredeyse hiç probiyotik içermiyor. Bunun için ev yapımı yoğurda yönelmeniz ya da probiyotik yoğurt yemeniz lazım. Kefirin yoğurttan daha iyi bir probiyotik kaynağı olduğunu da hatırlayalım. Ayrıca bu tip probiyotiklerden özel olarak hazırlanmış PROBİYOTİK DESTEKLER de var, eczanelerden temiz edilebiliyor…
BİR BİLGİ
HİPERTANSİYONLULAR AĞIRLIK ÇALIŞMASI YAPABİLİR Mİ?
Direnç egzersizleri en az aerobik egzersizler kadar mühim aktiviteler. Ne var ki dikkatli yapılmaları ve yapmadan önce bazı önlemlerin alınması lazım. Eğer kan basıncınız yüksekse ağırlık kaldırma egzersizlerinden vazgeçmeniz gerekmez. Ama şu önlemleri almanız da mutlaka tavsiye edilir: Ağırlık kaldırırken nefesinizi uzun süre tutmayın. Güç harcarken nefesinizi uzun süre tutmanız kan basıncınızda ani yükselmelere yol açabilir. Düşük ağırlıklarla başlayın ve ağırlık oranını giderek arttırın. Birden büyük ağırlıklarla başlamak da kan basıncınızı olumsuz etkileyecektir. Bırakın kaslarınız önce biraz güçlensin, basınç sisteminize yüklediğiniz ağırlığa vücudunuz direnç göstermeyi öğrensin. Ağırlık çalışmalarına başlamadan önce de mutlaka doktorunuzdan izin alın. Özellikle hipertansiyonu ve/veya kalp sorunu olan biriyseniz bunu sakın ihmal etmeyin. Netice şu: Sadece hipertansiyon riski bahane edilerek ağırlık çalışmalarından vazgeçmeniz gerekmiyor. Hipertansiyon mevcudiyetinde bu işi daha bir dikkatli yürütmek ve doktordan izin almak, yani tedbirli olmak tavsiye ediliyor.
BİR KİTAP
MEMENİZİ KORUYUN
Meme kanseri özellikle kadınların korkulu rüyalarından biri. Yaşı kırkı geçen kadınlar içinse belki de en mühim sağlık tehdidi. Bu konuda her kadının mutlaka ama mutlaka bilgilenmesi, daha da önemlisi bilgilendirilmesi lazım. Bunun yolu da farkındalık yaratan toplumsal kampanyalardan ve doğru bilgi kaynalklarından faydalanmaktan geçiyor. Birkaç gün önce radyoloji uzmanı meslektaşım Prof. Dr. Ayşegül Özdemir’in meme sağlığının korunması hakkında yazdığı kitap geçti elime. Faydalı bir kitap. Meme kanseri yönünden risk grubunda olanların elinin altında bulundurması, daha da mühimi her genel pratisyen, aile hekimi ve koruyucu hekimlik çalışanının okuması gereken bir eser. Prof. Dr. Ayşegül Özdemir/Memenizi Koruyun/İmge Kitapevi
09.02.2016