OTURMAK MI, AYAKTA KALMAK MI?
Sağlığınızı düşünüyorsanız uzun süre oturmayın. Kısa yürüyüşler yapın ya da ayakta kalın. Nedeni şu… İngiltere’de otobüs şoförleriyle biletçilerin sağlıklarını mukayese eden bir araştırmada görüldü ki biletçiler şoförlerden çok daha sağlıklı insanlar. Gün boyu direksiyon başında oturmak yerine ayakta bilet keserek ya da otobüs içinde bilet kontrolleri yapmak için dolaşarak işini yapan biletçilerin kalp hastalıkları ve kanserlere yakalanma riski otobüs şoförlerine oranla çok daha az. Ayrıca ömürleri de daha uzun. Bir başka örnek de Avustralya’dan. Avustralya’da kalınbağırsak kanseri ile ilgili yapılan bir araştırmada görüldü ki garsonluk ve hemşirelik gibi sürekli ayakta durmayı ve hareket halinde olmayı gerektiren mesleklerde çalışanlar arasında kalınbağırsak ve rektum kanserine yakalanma riski sandalyede oturarak çalışanlara oranla daha düşük. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama bu kadarı yeterli. Bu bilgilerin anlattığı ise şu: Çalışma saatleri dışında fiziksel aktiviteler yapmanız tabiî ki önemli ve faydalı. Ama sadece bunlar yetmiyor. Çalıştığımız saatlerde de oturmayı bırakıp ayakta kalmanın ve mümkünse hareket halinde olmanın bir yolunu bulmamız lazım. Tavsiyeme gelince… Hastalarıma en az yirmi yıldır aynı şeyi tekrarlar dururum: İster çalışan, ister emekli biri olun, popolarınızı sandalyeler, koltuk ve kanepelerden uzak tutun. Her saat başı en az beş dakikalık bir yürüyüş yapmanın (merdiven inip çıkmanız, oturma kalkma hareketleri yapmanız, çömelme/dik durma egzersizi uygulamanız da yeterli) veya odanızın içinde 1-2 tur atıp dolaşmanın da sağlığı koruduğu, ömrü uzattığı kesindir. Bir not da ev hanımlarına: Evinizde çalışanlar olabilir, evinizin günlük işlerinin büyük bir kısmını elektronik cihazlarla çözüyor da olabilirsiniz ama ne yapın edin bir bahane üretin ve hareket edin. Hiçbir şey yapamazsanız bazı odaları kendiniz temizleyin. Bazı fayansları, lavaboları bizzat siz ovun. Balkonunuzdaki, bahçenizdeki çiçekleri sulayın ve budayın. Netice şu: Lütfen hareket edin, durmayın, bir şeyler yapın. Evinizdeki yaşlıları da uzun süre oturtmamaya çalışın. Kısa da olsa yürüyüşler yaptırın. Emin olun 1-2 dakika bile yeterli olabilir. Netice şu: AYAKTA KAL, HAYATTA KAL!
BİR TAVSİYE
LAHANA VE KARNABAHARI BUHARDA PİŞİRİN
Lahana grubu besinlerin tamamı çok güçlü bazı anti tümör maddelerle, mesela tıka basa sülforafan ve indol-3-karbinollerle doludur. Bu maddeleri daha çok kazanabilmek istiyorsanız lahana ve karnabaharı kızartmayın, haşlayın. Mümkünse çiğ yiyin. Kızartmak ve kaynatmak ikisinde de yukarıda yazdığım çok değerli anti tümör maddeleri yok edebiliyor. Tavsiyem buharda pişirmemiz ya da haşlama suyunu dökmeden faydalanmanızdır.
UNUTMA
KOLAJEN OLMADAN OLMAZ
Kolajen en önemli yapısal maddelerimizden biri. Özellikle iskelet sistemi yeterli kolajen olmazsa zayıf düşüyor. Zira kirişlerimizin %99’u, eklem bağlarımızın %86’sı, kıkırdaklarımızın %60’ı, kemiklerimizin ise %36’sı kısaca “kollajen” deyip geçtiğimiz bu tür proteinden oluşuyor. Gel gelelim çoğumuz bunun farkında bile değiliz. Kolajen sözcüğü ile ancak cildimiz kırışmaya başladığında tanışmaya başlıyor, kolajen kremlerinden, hap ve şuruplarından destek aramaya ancak o zaman başlıyoruz. Bedene yeteri kadar kolajen kazandırmak ve bunu düzenli hale getirmek lazım. Bunun yolu da tıpkı glukozaminoglukanlar ve proteoglukanlarda olduğu gibi doğru beslenmeden geçiyor. Yeteri kadar hayvansal ürün tüketmek, hayvansal ürünleri de bir bütün halinde eski usul tencerede uzun süre pişirerek hazırladıktan sonra tüketmek ve hayvansal proteinlerden vazgeçmemek gerekiyor. Bedene yeteri kadar kolajen kazandırmak hayatın her döneminde önemli. Çocuklar büyümek, yaşlılar daha geç ve yavaş yıpranıp eskimek, egzersiz-spor yapanlar eklemlerini, kas, kiriş ve kıkırdaklarını daha güçlü tutabilmek için kolajene ihtiyaç duyuyor. daha çok destek dokusu kazanmak için de sakatattan korkmamak, eti kemiği ile uzun süre kısık ateşte tencerede suyu ile birlikte kaynatarak pişirmek ve “et suyundan yararlanmak” gerekiyor.
BİR SORU
ŞÜKRETMEK ÇOK ÖNEMLİ
Beden ruhu, ruh bedeni etkiliyor. Beden sağlıksızsa ruh, ruh sağlıksızsa beden de iflah olmuyor. Diğer taraftan bu ikili ilişki sağlığı özellikle güçlendirmek bakımından çok mühim. Ruhu dingin tutup ona olumlu duygular yüklemek beden için en az proteinler, vitamin ve mineraller kadar faydalı. Binlerce araştırma net ve açık şekilde gösterdi ki ayar kaçırılıp doz şaşırılmaz ve de gerçeklerden kopmadan yapılırsa olumlu duygularda yoğunlaşmanın sağlığımıza olumlu etkileri var. Eğer içiniz ümitle, sevgi ve şefkatle, coşku ve sevinçle doluysa huzurluysanız sadece ruh değil, beden sağlığınızı da bir ölçüde garanti altına alabiliyorsunuz. Diğer taraftan olumlu düşünmek kadar mühim bir ruhsal ayrıntı da “minnet duymayı bilmek” yani “şükretmek”tir. Yürekten şükretmeyi başarabilen, küçük şeylerden de mutlu olmaya bakabilen ve olanla hatta “daha az”la yetinebilenler stresini azaltıp olumsuz duyguları daha az yaşıyor. Kendilerini daha güçlü ve sağlam hissediyorlar.
BİR BİLGİ
ALKALİ DETOKS İŞE YARAMAZ!
Yaşı elliyi geçen herkes yiyip içtiklerine daha çok dikkat etmeye, yaşam tarzını gözden geçirip sağlığıyla daha fazla ilgilenmeye başlar. Normaldir ve doğrusu da budur. Zira elli yılı deviren her makine gibi insan bedeni de yaşlanmaya, yıpranmaya, oflayıp poflamaya, orasından burasından sorun çıkarmaya başlar. Sağlık konusunda daha ilgili biri olmak bu sorunları daha erken yakalamak ve ileri boyutlara varmadan tedavi etmek konusunda biz doktorlara da ciddi avantajlar sunar. Kısacası amaç ister ömür uzatmak, ister sağlık kalitesini arttırmak olsun sağlıkla ilgilenmek iyi bir şeydir. Ama bir şartla; “TAKINTI HALİNE GETİRMEMEK” koşuluyla. Sonuncusu ilki kadar önemli. Önemli zira sağlığına önem vermeye başlayanları bekleyen mühim bir tehdit var: “Yanlış bilgiler”. Bu tür bilgilerin kaynağı bazen “DR. GOOGLE” bazen de (maalesef) isminin önünde akademik unvanlar bulunan ama tıp bilimiyle uzaktan yakından alakası olmayan kişiler olabiliyor. Sağlıkta da bilginin kaynağı ve size kim tarafından aktarıldığı çok mühim konular. Çok ama çok dikkat edin. Eğer dikkat etmezseniz “alkali detoks” palavralarına avuçla para harcayıp İngiliz tuzunu ilaç diye yutarak bedeninizi sodyum çöplüğüne çevirebilirsiniz. Ya da karaciğerinizi, böbreğinizi “otla, çöple” tedavi edeceğim derken böbrek ve karaciğer yetmezliğinden ölebilirsiniz.
26.02.2016