BOŞUNA MI AMELİYAT OLDUM?
Söz konusu sağlığımız olunca akan sular durur. Parmağına iğne batmasından korkanlarımız bile doktorlar “gerekli ve şart!” dedi mi hiç düşünmeden bıçağın altına yatıp ameliyatını olur! Olur, da ameliyatların hepsinin “mutlaka gerekli olduğu için mi yapıldıkları” sorusu her zaman, her ülkede tartışma konusudur. Konu hekimlik pratiğinde biz hekimlerin de sık karşılaştığı bir soru ve sorundur. Peki, bu işin doğrusu ne? Böyle bir tereddüde düşmemenin bir çaresi var mı? Muhtemelen var! O da şu: Eğer “boşuna mı ameliyat oldum?” gibi bir düşünceden uzak durmak istiyorsanız “İkinci fikir!” almayı deneyin. “İkinci fikir” Amerika’da yaygın olarak kullanılan bir yol ve şunu anlatıyor: “Bir hekim size herhangi bir sağlık sorununuz nedeniyle ameliyat tavsiye ediyorsa –tabiî ki acil durumlar hariç- hemen karar vermeyin. Karar vermeden önce bir başka hekimle de görüşmeniz ikinci bir fikri de değerlendirmeniz faydalı olabilir.” Bu tür değerlendirmelere tıp pratiğinde de “ikinci fikir” adı veriliyor. İkinci fikir teşhis ve tedavi konusundaki kafa karışıklıklarını azalttığı gibi ameliyat sonrası karşılaşılabilecek “boşuna mı ameliyat oldum?” gibi soruları da en aza indiriyor. Eğer herhangi bir sağlık sorununuzun çözümü için önünüze ameliyat seçeneği konulmuş, sorununuz acil değil ve düşünmek için zamanınız varsa hemen karar vermeyin. İkinci fikir konusunu gündeme alın ve bir başka merkezde yeni bir değerlendirmeden geçip kararınızı ondan sonra verin.
BİR TAVSİYE
AĞIZDAN DEĞİL BURUNDAN NEFES ALIN
Prensip olarak nefesi burundan alıp ağızdan vermekte fayda var. Nedeni şu: Burun çok özel yapısı nedeniyle soluduğunuz havaya nem kazandırıyor. Yine özel anatomisi sayesinde havanın içindeki zararlı partikülleri de temizleyip filtreliyor. Bitmedi! Aynı zamanda da havayı ısıtıyor. Neticede soluduğumuz hava akciğerleriniz için hazır hale gelmiş oluyor. Bu nedenle nefesi ağızdan değil, burundan alın ve ağızdan verin. Burun tıkanıklığınız olunca da farkına varmadan ağızdan nefes almak zorunda kalırsınız. Ağızda burundaki gibi nemlendirici ve partikül süzücü bir sistem yok. Kuru hava dudakların, diş etlerinin, yanakların, dilin nemini alarak kurumaya, çatlamaya, gerilmeye ve ağız kuruluğuna yol açar. Sonuç olarak ağız içi enfeksiyonları ve kronik faranjite uygun bir ortam oluşur. “Burun tıkanıklığıdır, mühim değil!” deyip geçmeyin, bir KBB uzmanından yardım isteyin.
AKLINIZDA OLSUN
HANGİSİ?
- Göz için havuç mu, balık mı? İkisi de önemli ve faydalı. Balıkta bol DHA var. Göz DHA’sız yapamıyor. Özellikle çocuk ve yaşlıların gözü DHA’ya çok muhtaç. Göz havuçsuz da yapamıyor! Çünkü havuç müthiş bir betakaroten deposu. Benim önerim şu: Haftada iki üç yağlı balık, yanında da bol limonlu havuç salatası!
- Egzersiz aç karna mı, tok karna mı? Yemekten hemen önce veya sonra egzersiz tavsiye edilmez. Yemek sonrası kısa yürüyüşlerse iyi bir alışkanlıktır. Prensip olarak yemekten bir saat önce ve sonrasında egzersiz yapmayın. Uykudan hemen önce de ağır egzersizlerden uzak durun, uykunuz kaçabilir, uyku kaliteniz bozulabilir.
- Sıcak duş mu, soğuk duş mu? Ne soğuk ne sıcak ilk tercihiniz ılık duştan yana olsun. Eğer sağlığınız el veriyorsa finali de soğuk duşla tamamlayın.
- Kaya tuzu mu, deniz tuzu mu? İkisi de olur. Önemli olan güvenli ve kaliteli üretim, paketleme ve saklama. İlle birini tercih edeceğim derseniz tercihinizi kaya tuzundan yana kullanın.
- İnce bulgur mu, irmik mi? Bulgur tahıl ürünlerinin en sağlıklı olanı. Tercihinizi öncelikle bulgurdan yana kullanın.
AKLINIZDA OLSUN
ÜÇ MÜHİM TAVSİYE
- Solaryumdan uzak durun: Solaryum yaz kış bronz bir ciltle dolaşmak isteyenlerin tercih ettikleri masum bir seçim gibi görünüyordu. Zamanla anlaşıldı ki cilt kanserine yakalanma riskini iki, hatta üç kat arttırabiliyor. Zaten böyle olduğu için de çoğu ülke solaryum kullanımını kısıtladı. Hatta amerika’da bazı eyaletlerde 14 yaşından küçüklere solaryum uygulamalarına yasak getirildi. Yeni çalışmalar da gösteriyor ki solaryum konusu oldukça riskli. Uzak durmakta fayda var.
- Saç boyasında kanser riski var: Solaryumdakine benzer bir tehdit de saç boyaları için var. Bu boyaların üretiminde kullanılan maddelerin birçoğunun kanseriojen olduğu anlaşıldı. Bu nedenle saç boyanızı seçerken dikkatli olmanız lazım.
- Deodorantların alüminyumsuzlarını seçin: Kesin olarak kanıtlanmış olmasa da alüminyum içeren deodorantlarla meme kanserine yakalanma riski arasında pozitif bir bağlantı olabileceği uzun süredir biliniyor. Bu nedenle özellikle genetik mirasında meme kanseri olan hanımların deodorant seçerken dikkatli olmaları gerekiyor.
BİR NOT
TIRNAKLARI İZLEYİN
Tırnaklarınızı sadece güzelliğinizin bir parçası gibi görmeyin, zaman zaman bazı hastalıkların ilk işaret yerleri de olabiliyorlar. Örneğin akciğer yetmezliği olanlarda ya da doğuştan kalp sorunu olanlarda parmaklarla birlikte tırnaklar saat camı şeklini alıp yuvarlaklaşabiliyor. Demir eksikliğinde ise tırnaklarda çökme ve çizgilenmeler görülüyor. Tırnakların kolay kırılması biotinin, çinkonun ve başka maddelerin eksikliğiyle ilişkili olabiliyor. Mantar enfeksiyonları da tırnakların şeklini değiştirebilen bir sorun. Özeti şu: Sağlığınızı takip ederken tırnaklarınızı izlemeyi de ihmal etmeyin.
HATIRLATMA
ŞEKERİN YÜKSEKLİĞİ ÖNEMLİ AMA…
Şeker hastalığının temel belirtisi kan şekerinin (glikoz) açlık ve/veya toklukta kabul edilen sınırların üstüne çıkmasıdır. Ne var ki her şeker hastasında diyabete bağlı doku ve organ hasarlarının kan şekerindeki yükseklikle doğrudan bağlantısı olmayabiliyor. Örneğin kan şekeri uzun süre çok yüksek seyreden bir diyabetlide çok hafif yükselmeler gösteren bir başka diyabetliye oranla daha az hasar oluşabiliyor. Bir başka deyişle kan şekerinin hangi düzeyden sonra hasar yapmaya başladığı kişiden kişiye değişiyor. Ama yine de temel bir rakamımız var: Kanda şeker değeri 120’nin üzerine, HbA1c değerinin 6,5’in üzerinde olması hasarın başlama noktasıdır. Tedbir olarak açlık şekeri 100’den, üç aylık kan şeker ortalamasını gösteren Hb1aC 6’dan yüksek olmamalı. Netice şu: Bir şeker hastasında kan şekeri yükseldikçe ve yüksek kalma süresi uzadıkça göz, kalp, böbrek tahribatı artıyor. Ama bu değişmez bir kural değil. Bazen ufak artışlar bile ciddi tahribatlara yol açabiliyor.
03.03.2016