DÖRT SORUDA TİROİD NODÜLLERİ
Tirodi bezinin sık görülen problemlerinden biri de NODÜLlerdir. Özellikle bizde, en çok da kadınlarda tiroid nodüllerine pek sık rastlanır. Kimi önemli, kimi önemsizdir. Ama biz yine de önemsiz olanlarını bile takip edip bir yaramazlık yapıp yapmadıklarını dikkatle izleriz. Nodüllerin genelde ciddi bir belirtileri yoktur. Fazla büyüdüklerinde boyunda –özellikle yutkunurken- bir fındık ya da ceviz tanesi –bazen bir mandalina, hatta portakal büyüklüğüne de ulaşabilirler- şeklinde fark edilebilirler. Çoğu zaman da ya yıllık muayenelerde “elle”, ya da taramalarda “ultrason” incelemeleriyle yakalanırlar. Nadiren de ses teline baskı yaptıkları takdirde ses kısıklığı ya da çatallanmasına ve yutma güçlüğüne yol açarlar. Ayrıca iltihaplanma ya da nodül içine kanama geliştiğinde boyunda çeneye ve kulağa vurabilen ağrılar da oluşabiliyor. Gelelim sorularınız ve yanıtlarına…
SORU 1: NODÜLLER NASIL İZLENİYOR?
Her nodülün fazlaca tiroid hormonu üretip toksik (zehirli) guatra yol açabilme potansiyeli var. Yine her nodül zaman içinde kanserleşebiliyor. İşte bu nedenle nodülleri –özellikle tek nodülleri solid yani içi sıvı içermeyen nodülleri sintigrafik tanısı “soğuk” olan nodülleri, içinde mikro kalsifikasyon olanları, etrafında yoğun damarlaşma gelişenleri- dikkatle izlemek şart. İzleme yöntemlerinin en güveniliri de muhtemelen usta bir radyologun gerçekleştirdiği ultrasonografik değerlendirmeler. Bize nodüllerin müstakbel davranışları, tehlikeli olup olmadıkları konusunda en güvenli bilgileri bu işin uzmanı radyologlar veriyor. Peki bunlar “tehlike var!” dediklerinde ne yapılıyor? Yanıtı ikinci soruda gizli…
SORU 2: NASIL İNCELENİYOR?
Eğer nodül hipertiroidi ile birlikteyse, ağrılı hale gelmişse zaten daha detaylı incelemelere başvuruluyor. Nodül içinde kalsifikasyonlar, çevresinde aşırı damarsal yapılanmalar gelişmişse nodül hızla büyümüş ve/veya çapı 1cm.yi geçmişse –ve daha pek çok nedenle- radyologlar bize “iğne aspirasyonu yöntemi” ile biyopsi yapmayı öneriyorlar. Biyopsi kolay, güvenli ve genelde kesin sonuç veren bir yöntem. Alınan doku veya sıvı patologlar tarafından değerlendirilip “kanser var mı, yok mu?” sorusuna yanıt aranıyor. Tiroid biyopsisi basit ve güvenli bir işlem. Sizi asla korkutmamalı.
SORU 3: NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?
Tiroid nodülünü yok edebilecek bir ilacımız yok. Genelde ameliyat gerekmiyorsa izlemekle yetiniyoruz. Takipte düşük dozda sentetik T4 hormonu kullanarak küçültmeyi deneyen merkezler de var. ama faydası kuşkulu. Prensip olarak kanser kuşkusu varsa, nodül aşırı miktarda ve kontrolsüz tiroid hormonu üretiyorsa ya cerrahi olarak çıkarılıyor ya da radyoaktif iyotla fonksiyonu sonlandırılıyor.
SORU 4: HANGİ NODÜLLER TEHLİKELİ?
Şu nodülleri dikkatle izlemekte fayda var. Zira sorun yaratma ihtimalleri diğerlerinden daha fazla.
- Tek nodülün varlığı
- Nodülün 1 cm.den büyük olması
- Hızlı büyümesi
- Ultrasonografik incelemede mikro kalsifikasyonlar ve belirgin damarsal yapıların belirlenmesi
- Sintigrafik incelemede tek ve hipoaktif bir nodülün saptanması
- Komşu lenf bezlerinde büyüme belirlenmesi
OKUR SORUSU
NEDEN BAZILARI DAHA KOLAY KİLO ALIR
Her beden farklıdır, her metabolizma farklı çalışır, her vücut farklı genetik sinyallerden emir alır. Bunlar ve daha pek çok sebeple bazıları daha zor kilo verir, daha kolay kilo alır. Peki “kim bunlar?” Buyurun…
- Pankreasları aşırı insülin üretenler, özellikle de insülin direncine yakalananlar
- Tiroid bezi yeteri kadar çalışkan olmayanlar
- Duygu durum bozukluğu olanlar, bilhassa farkına varmadan depresif bir ruhsal örgütlenmenin esiri haline gelenler
- Böbreküstü bezleri çaktırmadan fazla miktarda kortizol üretenler
- Yumurtalıklarında aşır miktarda kist üreten “polikistik over”li genç kız ve hanımlar
- Stresini iyi yönetemeyenler ve ruhsal gelgitlerden yakınanlar
- Kronik uykusuzlar
- Hareketsiz oturmaya dayalı bir yaşam tarzında ısrarlı olanlar
- Antidepresan, antihistaminik/antialerjik, antipsikotik, antiepileptik, antihipertansif ilaç kullanan bazı hastalar
HANGİSİ?
SU MU, SODA MI?
NTV’deki “OSMAN MÜFTÜOĞLU İLE YAŞASIN HAYAT” programı her cumartesi öğle saatlerinde yayınlanıyor. Anladığım kadarıyla da ilgi görüyor. Programın bir bölümü “sizden gelen sorular”dan oluşuyor. Sorularınızın bazıları o kadar güzel ki onlara sayfamızda yer vermemek yazık olur diye düşündüm, bundan sonra yer vereceğim. Yukarıdaki soru da onlardan biri. Yanıtım da şu: Bütün suların formülü aynı. Hepsi de hidrojen ve oksijenden yapılı. Birbirlerinden farkları mineral içerikleri, biraz da alkali güçleri. Bizde “soda” olarak bilinen mineralli sular ve maden sularının farkı yapılarında daha fazla mineral ve gaz bulunması. Tavsiyem sadece susuzluğunuzu gidermek değil, sağlığınızı desteklemek de söz konusu ise mineralden zengin suları tercih etmeniz olacak. Ama küçük bir soruna katlanmanız lazım. Sorun şu: Suyun mineral oranı yükseldikçe sertliği artıyor, içimi zorlaşıyor. Bu nedenle maalesef çoğumuz mineral fakiri yüzey sularını daha yumuşak bulup kana kana içiyoruz. Ama doğrusu içimleri sert de olsa mineral zengini suları ve sodaları tercih etmek olmalı. Biraz da rakamlara bakalım. Yeraltı sularından elde edilen ve çözünmüş katı madde içeriği toplamda 250 mg/l.den fazla olan sulara “maden suyu” deniyor. Bunlar çözünmüş mineral tuzları ve sağlığa yararlı farklı elementler ve gaz içeriyor. İçlerinde bikarbonat sülfat, magnezyum, kalsiyum daha fazla bulunuyor. Son bir not daha: Alkali suları daha çok tercih etmenizde fayda olabilir. Gerçi sadece alkali suyla alkali gücünüzü arttıramazsınız ama yine de fayda faydadır.
05.03.2016