TANSİYONUMUZ MU YÜKSELİYOR

Zor günlerden geçiyoruz. Stresli ve kaygılı günler yaşıyoruz. Etrafımız ateş çemberiyle çevrilmiş, biraz da iki taraflı bir presle sıkıştırılmış gibi bir durumumuz var. Yani bir basınç, yani TANSİYON altında olduğumuz kesin. Ama benim bahsetmek istediğim bunların oluşturduğu toplumsal tansiyonun yükselmesi değil. Benim konum sağlık. Bu nedenle öncelikle giderek çok mühim bir sağlık tehdidi haline gelen “hipertansiyon” sorunundan bahsedeceğim: Türkiye’nin tansiyonu yükseliyor. Hipertansiyon en az kilo problemi ve şeker hastalığı kadar mühim bir sorun olma yolunda hızla ilerliyor. Yeni rakamlar can sıkıcı. Can sıkıcı zira o rakamlar neredeyse her dört yetişkin vatandaşımızdan birinin hipertansiyon tehdidi altında olduğunu gösteriyor. İşin kötüsü tehdit görünen o ki giderek daha da büyüyecek. Zira obezite ve diyabetle hipertansiyon içli, dışlı, adeta akraba gibi yakın sağlık sorunları. Obezlerde de, diyabetlilerde de hipertansiyona yakalanma ihtimali olması gerekenden birkaç kat daha fazla.

 

Diğer taraftan hipertansiyon birçok sistemi aynı anda tehdit eden önemli bir sorun. Kalbi zorlayıp kalp yetmezliğine, koroner arterlerin yapısını bozup kalp krizlerine sebep olabiliyor. Beyin damarlarının ise en amansız düşmanlarından. Felçle sonuçlanabilen beyin kanamalarına yol açabiliyor. Böbrekler için de mühim bir tehdit. Uzun vadede böbrek yetmezliğinin gelişmesine, böbrek naklinin gündeme gelmesine de sebep olduğu net ve açık olarak biliniyor.

 

 

DİKKAT EDİN

 

İKİYE BİR KURALI

 

 Neredeyse her iki hipertansiyonludan biri hastalığının farkında değil. Hastalığının farkında olan her iki hipertansiyonludan biri maalesef sorunu ciddiye alıp ilaç kullanmıyor. Yine ilaç kullanıyorum diyen her iki hipertansiyonludan biriyse ya ilaçlarını düzenli yutmuyor ya da hatalı ilaçlar kullanıyor. Kısacası konu çok boyutlu. Özeti şu: Sağlığına önem veren herkesin yılda en az 2-3 kez tansiyonunu ölçtürmesi şart. Şart çünkü hipertansiyonu teşhis etmenin tek yolu var: Tansiyonu ölçmek! Hipertansiyon konusunu lütfen ciddiye alın. Özellikle yaşınız ellili rakamların üzerindeyse “Ben de hipertansiyon riski var mı?” sorusuna yanıt arayın.

 

OKUR SORUSU

 

ÇOCUKLAR NASIL BESLENMELİ?

 

Beslenme her yaş için mühim bir konu. Çocuklar söz konusu olduğundaysa çok daha önemli. Büyüyüp gelişen çocukların ne yiyip içtikleri yetişkinlere göre daha bir önemli. Bu nedenle onların hem ana yemekler ve atıştırmalıklarda ne yiyip içtiğine dikkat etmek vazgeçilmez bir beslenme önceliği. Özellikle hazır yiyecekler söz konusu olduğunda dikkati iki katına çıkarmak, doğal, katkı ve koruyucu içermeyen ürünler tüketme konusuna daha bir ağırlık vermek gerekiyor. Çocuklarınızın ne yiyip içtiğini lütfen dikkatle ve sabırla izleyin ce inceleyin. İçinde trans yağ var mı kontrol edin. Fruktozlu mısır şurubu içeren yiyecek ve içeceklerden onları uzak tutun. Renk ve koruyucu eklenmiş katkı maddeleri ihtiva eden besinleri tüketmemelerini sağlayın. Unutmayın ki çocuklar “atıştırmalık” konusuna çok hassaslar. Bir şeyler atıştırmak özellikle yirmi yaş altı grup için vazgeçilmez bir beslenme tarzı. İşte bu nedenle sağlıklı atıştırmalıklar konusu onlar için çok daha mühim bir ayrıntı. Atıştırdıkları şeylerin sağlıklı, besleyici, lezzetli ve de doğal olması lazım. Fazla kalori içermemesi lazım. Tok tutması lazım. İçine doğal olmayan, koruyucu, renk verici, tat verici, lezzet arttırıcı unsurların mümkün olduğu kadar az girmesi lazım. Özetle çocukların beslenmesi çok ama çok önemli bir konu lütfen dikkatli olalım. Unutmayalım ki geleceğin “sağlıklı ve akıllı çocuklarına” sağlıklı beslenen, sağlıklı şeyler yiyip içen ve hareketli aktif bir hayata odaklanmış hayat tarzı sayesinde sahip olabileceğiz.

 

 

OKUR SORUSU

 

SAĞLIKLI BESLENMEK NASIL BAŞARILACAK?

 

Beslenmek sadece çocuklukta değil, her yaşta mühim. Hastalıkların da sağlığın da temel belirleyicilerinden biri beslenme. Doğru yapılabilirse her yaşta bizi hasta veya zımba gibi yapabiliyor. Sağlıklı beslenmeninse basitçe üç temel ayağı var: Yeterli, dengeli ve çeşitli beslenmek. Yeterlilik kavramı “ne fazla, ne de az, ihtiyaç kadar yiyip içmek” anlamına geliyor. Fazlası yağ yapıyor, azı kas yapıyor. Dengeli beslenmekse protein, yağ ve karbonhidratları yaşa, cinse, işe, güce ve sağlık durumuna göre belirli oranlarda kazanabilmek anlamına geliyor. Bunun bir de alt bölümü var. Bu kazanımı sağlarken bedene mümkün olduğu kadar fazla vitamin, mineral ve antioksidan madde yüklemek de mühim bir konu. Çeşitlilikse farklı kaynaklardan beslenmek, proteini bir gün etten, diğer gün tavuktan, öbür gün balıktan ve/veya sütten, yoğurttan, peynirden, ayrandan, karbonhidratı bazen sebzeden, bazen bakliyattan, bazen tahıldan, yağı ise zeytinyağı ya da tereyağından karşılamak demek. Prensip olarak şekere, tuza ve una yasak konacak. Bunlar özellikle şekerle un ve nişastalı besinler en aza indirilecek. Sebze ağırlıklı beslenilip meyveler dengeli tüketilecek. Eğer bu ana prensiplere dikkat edebilirseniz yeteri kadar dengeli bir beslenme planı uyguladığınızdan emin olabilirsiniz.

 

 

HANGİSİ?

 

AÇLIK ŞEKERİ Mİ, TOKLUK ŞEKERİ Mİ?

 

Kanımızdaki şekerin seviyesi sağlığımızı derinden etkileyen mühim bir parametre. Kan şekerinin azlığı (düşüklüğü) da, çokluğu (yüksekliği) da sorun yaratıyor. Ayrıca kimi zaman açlık normalken tokluk olması gerekenden daha yüksek ya da daha düşük, tokluk normalken açlık seviyeleri de yine olması gerekenden daha yüksek veya düşük olabiliyor. Bu nedenle de kan şekeri konusunda bilgi edinmek söz konusu olduğunda açlık ve tokluk seviyelerini aynı anda değerlendirmek en doğru yaklaşım oluyor. Biz bununla da yetinmiyor, açlık ve tokluk insülin seviyeleri ile üç aylık kan şekeri ortalaması hakkında fikir veren HbA1c değerlerini de izliyoruz.

 


08.03.2016