ECZANE Mİ, AKTAR MI?
“Böyle soru da olur mu hocam” demeyin, soruyu başlığa özellikle yerleştirdim. Nedeni şu: Her toplumda olduğu gibi bizde de “beslenme- sağlık” ilişkisine yönelik müthiş bir ilgi var. Hemen herkes bu iki konuda bilgilenip o bilgileri kendi yaşamına uygulamak ve sosyal ortamlarda eşi dostuyla paylaşmak arzusunda. Böyle olduğu için de sağlık ve beslenme ile ilgili güncel bilgiler televizyon programlarının önceliği aldı, gazetelerin baş sayfa konukları oldu. Bu bazı sorunları da beraberinde getirdi. Sorunların en başında “yanlış bilgilenme” problemi var. Tıpkı “siyaset” ve “spor” alanlarında olduğu gibi “sağlık” alanında da (3S SENDROMU!) herkes aklına geleni yazıp söylüyor. Bilgiler yeterince araştırılmadan, doğruluk ve güvenilirlikleri hakkında güçlü kanaatler oluşmadan anında toplumla paylaşılıyor. Kısacası “basit ve güvenilir bilgi”ye ulaşmak bir hayli zor.
Konunun suiistimale en açık alanlarının başındaysa “bitkilerle tedavi” var. Şifanın çoğu zaman doğada gizli olduğuna ben de inanırım. İnanırım ama her sağlık sorununun bitkilerle çözülebileceği düşüncesine asla katılmaz, dikkat edilmediğinde bitkilerin şifa yerine bela da getirebileceğini iyi bilirim. Bu nedenle de her alanda olduğu gibi size doğal ürünler, özellikle de bitkilerle sağlık sorunlarınızı önleme veya tedavi etme söz konusu olduğunda dikkatli ve uyanık olmanızı tavsiye ederim. Bu nedenle de sağlık sorunları söz konusu olunca aktar dükkânlarını değil, eczaneleri tavsiye ederim. Aktar dükkânlarının şifa aranan veya hastalık tedavi edilen değil, sağlıklı doğal ürünler satılan yerler olduğunu düşünür, kaliteli bitki özleri, baharatlar vs almak için ziyaret eder, sağlığımla ilgili ürünleri alırken de eczaneleri tercih ederim. Özetle “aktar eczacılardan da, aktar doktorlardan” da uzak dururum.
NETİCE ŞU…
Bana sorarsanız siz de böyle yapın. Böyle yapın zira ortalık bitkisel ürün pazarlayan sahte sağlıkçılar ve diplomalı şarlatanlarla dolu. Bunların çoğu bırakın doktor olmayı, sağlıkla ilgili herhangi bir alanda en ufak bir eğitimleri dahi olmayan sıradan kişiler. Oradan buradan aşırdıkları çakma bilgilerle “davul tozu, yılan yağı, minare gölgesi” pazarlayarak ceplerini doldurma peşindeler. Aman dikkat! Aktarlar da eczaneler de bizim için. Aktarlara doğal ürünler satın almak için gitmeli, sağlık sorunlarının çözümünü ise doktorlar ve eczacılarda aramalısınız…
OKUR SORUSU
TAHTA GİBİ DÜZ BİR KARNA NASIL SAHİP OLABİLİRİM?
Karın kaslarındaki baklava dilimleriyle övünenlerin ve onlara özenenlerin sayıları artıyor. Ne var ki baklavası bol ve adeta tahta gibi düz bir karna sahip olmak öyle kolay kolay başarılacak bir iş gibi de görünmüyor. Ama “ben her şeyi yapmaya hazırım” diyorsanız yapmanız gereken şey basitçe şu olmalı: Vücudunuzdaki toplam yağ oranını %10!un altına düşüreceksiniz. Eğer toplam yağ oranınız %12’nin üzerinde, hele hele %15’lerden fazlaysa gününüzü mekik çekmekle de geçirseniz karın kaslarınızın sertlik derecesi ne olursa olsun kaslarınız ve onların oluşturduğu baklavaları sergilemeyi unutacaksınız. Özeti şu: Vücudunuzdaki toplam yağ oranını %10’ların altına indirmeden uygulayacağınız hiçbir karın kası çalıştırma yöntemi size “baklava oluşturma şansı” vermeyecektir.
HATIRLATMA
GÖBEKLENME: DİYABETE YOLCULUĞUN İLK ADIMI
Erişkin tipi şeker hastalığı günümüzün en yaygın ve en önemli sağlık sorunu. Ülkemiz için de mühim bir sağlık tehdidi. Her dört veya beş yetişkinimizden birinde gizli ya da açık şeker hastalığı tehdidi var. Diğer taraftan tip2 diyabetin genelde insülin direnci ya da azalan insülin duyarlılığının son noktası olduğu da net ve açık. Yolculukta süreç “hiperinsülinemi” ile başlıyor. Çoğu zaman genetik zeminde hareketsizlik ve yanlış beslenmenin oluşturduğu yeni bir yapılanmayla önce “insülin direnci” gelişiyor. İnsülin duyarlılığında azalma ile birlikte karaciğer yağlanmaya, pankreas, kalp, böbrek gibi iç organlar yağ denizi içinde adeta boğulmaya, bel çevresi yavaş yavaş genişleyip büyümeye, göbekler belirginleşmeye başlıyor. Kısa bir süre sonra devreye önce “gizli şeker sorunu”, sonra da –sürece müdahale edilmezse- “şeker hastalığı” devreye giriyor. Bu aşamaların ne kadarlık bir zaman dilimi içerdiği net ve açık değil. Genelde 5-10 yıl yetiyor. İşin kötüsü diyabete bağlı böbrek, kalp, göz, beyin ve sinir sistemi sorunları daha en baştan insülin direnci aşamasındayken devreye giriyor. Yani siz şeker hastası olmadan çok daha evvel göbeğiniz büyüyüp beliniz genişledikçe kalp damarlarınız kireçlenmeye, karaciğeriniz yağlanmaya, sinir kılıflarınız yıpranmaya, böbrekleriniz zorlanmaya başlıyor. İşte bu nedenle sadece kilonuzu değil, bel çevrenizi de izlemek zorundasınız.
BİR SORU
UYKUNUZ KİRLİ Mİ, TEMİZ Mİ?
Sağlığın temel belirleyicilerinden biri de iyi bir gece uykusudur ve güzel bir uyku sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak kadar mühimdir. Uykunun sadece süresi değil, kalitesi de önemlidir. “Uyku kalitesi” denince de akla hemen “temiz bir uyku” gelir. Çoğumuzun uykuları maalesef “kirlenmiş” durumda. Yeteri kadar derin uyku fazlarına geçemiyor, sık sık uyanıp uykuya yeniden dalmakta zorlanıyoruz. Dahası bazılarımızın uykuları ayak krampları, uyuşma, yanma, karıncalanmalarla terleme ve horlamalarla, hatta solunum durması ataklarıyla (Sleep apne) bölük pörçük bir sürece dönüşüyor. Bu nedenle uyku kalitesi kavramını lütfen sağlık takip süreçlerinizin en başına yerleştirin. En ufak bir uyku sorununu bile ciddiye alın. Yatmadan önce yiyip içtiklerinizi, kullandığınız ilaçları, ruhsal sorunlarınızı ve daha pek çok konuyu dikkatle gözden geçirin. Ağır geçen akşam yemeklerinin, aşırı alkol tüketmelerin, kafeinli içeceklere yüklenmelerin uyku kirliliğine yol açabileceğini unutmayın.
ÖNEMLİ
DENGENİN SIRRI NEREDE?
Denge kavramı söz konusu oldu mu hepimizin aklına ya beyin-beyincik ikilisi ya da iç kulağımızdaki denge organı gelir. Oysa en az bunlar kadar önemli bir denge belirleyici yer daha var: Karın bölgemiz! Kalçayla bel, alt karınla üst karın bölgesinin uyum içinde çalışabilmesi için bedeninizin “çekirdek” olarak kabul edilen “karın ve kalça” arasındaki bölümünün güçlü olması şarttır. Bu bölge yeteri kadar güçlüyse alt ve üst vücut bölgeleri arasındaki denge garanti altında demektir. İşte bu nedenle fırsat buldukça “karın kaslarınızı güçlendiren egzersizler” yapmayı da ihmal etmeyin. En kolayı mekik hareketleridir. Biraz daha ilerlemek istiyorsanız pilates toplarından da yararlanabilirsiniz.
OKUR SORUSU
BÜYÜDÜKÇE KÜÇÜLÜR MÜYÜZ?
İnsanlar yaşlandıkça bir miktar küçülürler. Zira yaş ilerledikçe kemikler daha fazla mineral kaybediyor, eklemler daha çok aşınıyor, omurgalar arasındaki diskler giderek inceliyor. Neticede boy bir miktar kısalıyor. Ayrıca yine yaş ilerledikçe kas kaybı (sarkopeni) sorunu da gündeme geliyor ki bu da bir ölçüde küçülme anlamına geliyor.
11.03.2016