EN İYİ ANTİOKSİDAN NEREDE?

Yanıtım net ve açık: Güçlü, güvenli ve sağlam antioksidanlar arıyorsanız pazara, manava veya markete gidin. Antioksidanların doğalları, en güçlü, taze ve etkililerini pazar, manav ve market tezgâhlarında bulursunuz. Buralardan satın alacağınız meyve ve sebzelerin hemen hepsi tıka basa antioksidan doludur. Ama dikkat edeceğiniz bazı küçük nüanslar var. İşte onlardan bazıları…

 

  • Hep aynı antioksidanla olmaz, olsa da bu taktik yeteri kadar işe yaramaz. Antioksidanlar mümkün olduğu kadar farklı kaynaklardan alınmalı. Zira her antioksidanın bulunduğu meyve sebzeler farklı. Aynı sebze ve meyvede bile renk farkı antioksidanın tipini değiştirebiliyor. Örneğin biberin hep yeşili değil, sarısı, kırmızısına da fırsat tanıyın. Likopeni ille domatesten değil, kan portakalından, pembe greyfurttan da kazanın. Antosiyanin deyince aklınıza yalnız üzüm değil, kiraz, vişne de gelsin.
  • Sebze ve meyvelerin ne kadar taze iseler o kadar yoğun antioksidan içerdiklerini unutmayın. Tezgâhta beklemiş, miladı dolmuş, adeta “ben gidiyorum” diyen buruşmuş, çürümüş meyve ve sebzeleri değil, taze olanları satın alın.
  • Farklı antioksidanları aynı anda kazanmaya çalışın. Bu nedenle nar, vişne, yaban mersini, portakal, mandalina, elma, armut, pancar, mor lahana vb ile çeşitlilik yaratın.
  • Antioksidan meyve ve sebzeleri mümkün olduğu ölçüde çiğ yiyin. Hatta bıçakla ince ince kıyıp ezmeyin. Dövüp hırpalamayın. Özellikle de (domatesteki likopen hariç) ısıl işlemlerden uzak tutun. Kızartılan, közlenen sebzelerdeki antioksidanlar harap oluyor. İstisna domatesteki likopendir. Domates ezilip hırpalandıkça ve ısıl işlemlere maruz kaldıkça daha çok likopen serbest bırakıyor, dolayısıyla fayda da artıyor. Ayrıca sebze ve meyveleri ağızda uzun uzun çiğneyip mide/bağırsaklardan daha çok emilmelerine yardımcı olun. 
  • Mümkün olduğu kadar organik meyve ve sebzelere yönelmeli, bulunamıyorsa –ya da ekonomik değilse- olabildiği kadar kimyasallarla kirlenmemiş olanları tercih edilmeli.
  • “Bedenime antioksidan kazandıracağım” düşüncesiyle meyvelere aşırı doz da yüklemeyin. Zira meyveler sadece faydalı antioksidanlarla dolu değil, aynı zamanda sağlığa zararlı olabilen fruktozu da bol miktarda içeriyor.

 

 

UNUTMAYIN

 

ÇAY VAR, ÇAY VAR!

 

  1. Bitki çayıyla yeşil veya siyah çay farklı şeyler değiller. Yeşil ve siyah çay da bir bitkiden, kamelia sinensisten elde ediliyor.
  2. Her kuşun eti yenmediği gibi her bitkinin çayı da olmuyor.
  3. Bitki çayları sadece “sağlık yararları” için değil, lezzetleri için de tüketilebiliyor.
  4. Çaylar bitkilerin bazen gövdeleri, dallarının parçaları, bazen de çiçekleri veya yapraklarından hazırlanabiliyor.
  5. Bazı çaylar “kaynatma”, bazı çaylarsa “demleme” yoluyla hazırlandıklarında daha iyi netice veriyor. Hazırlama biçimlerine göre aynı çay daha lezzetli ve/veya daha sağlıklı olabiliyor.
  6. Prensip olarak bitki çaylarına da şeker eklemeniz tavsiye edilmiyor. Özellikle tedavi amacıyla kullanılan tıbbi çaylara (çay terapisi) şeker ilave edilmemesi öneriliyor. Not: “Tıbbi çaylar” bitkilerle hazırlanan ve “farmakolojik grade” kalite olarak tanımlanan çok özel çaylardır. Bunlar gribi, nezleyi hafifletmek, uykuya, hazma destek olmak, bağışıklığı güçlendirmek gibi amaçlarla üretilmiş çok özel bitkisel karışımlardır.

 

 

İYİ HABER

 

BAL KABAĞI MI, ÇEKİRDEĞİ Mİ?

 

Bal kabağı tatlısı geleneksel Türk tatlılarının biri. Lezzetli, keyifli, özellikle şeker ilave edilmeden yapıldığında müthiş de sağlıklı. Özellikle posa ve beta karoten gücü onu doğal tatlıların en mükemmelleri arasına yerleştiriveriyor. Ayrıca bal kabağı meyvesinin içindeki çekirdekler de en az meyvesi kadar lezzetli ve faydalı. Örneğin prostat büyümesine karşı doğal bir ilaç gibi hareket ediyor. Zira testosterondan dihidrotestosteron maddesinin oluşumunu engelliyor. Dihidrotestosteron ise prostat bezinin büyümesine sebep olan bir ileri ürün. Diğer taraftan kabak çekirdeğinin antiparaziter bir güce sahip olduğu da geleneksel bir tıp bilgisi. Aç karna tüketildiğinde halkımız onu “kurt düşürücü” olarak da kullanıyor. Yanlış da değil. Bu yararlı etkiyi çocukluğumuzda hepimiz gözledik. Miktar mı? Prof. Dr. Erdem Yeşilada’ya göre (Erdem hoca bitkisel tıbbın en güvenilir uzmanlarından biridir) bağırsak parazitlerinden kurtulmak için çocuklara günde 50, büyüklere günde 100 gram kadar kavrulmamış doğal kabak çekirdeği yedirmek işe yarayabiliyor. Kabak çekirdeğinin A ve özellikle de E vitamininden zengin olduğunu, fitosterol ve posadan zengin yapısı nedeniyle kolesterolle mücadeleyi kolaylaştırdığını, çinko ve selenyum zenginliği nedeniyle bağışıklığı desteklediğini de lütfen bir kenara not ediniz. Diğer yağlı tohumlar gibi kabak çekirdeğinin de kalorisi çok yüksek, fazlası kilo aldırabiliyor. Erdem hocadan öğrendiğim önemli bir bilgi de marifetin sadece çekirdekte değil, kabukta da gizli olduğu.

 

 

OKUR SORUSU

 

AĞIZ KURULUĞUM VAR NE YAPAYIM?

 

İlk yapılacak iş kuruluğun nedenini araştırmak olmalı. Çünkü tükürük kanalının taşlarla tıkanmasından tutun da, şeker hastalığına kadar pek çok sorun ağız kurumasına yol açabiliyor. Örneğin bazı bağışıklık hastalıklarında, romatizmal sorunlarda, hatta Alzheimer hastalığında bile ağız kuruması uzun süre ilk ve tek işaret olabiliyor. Diğer taraftan son derece basit nedenleri de var ağız kurumasının. Mesela burun tıkanıklığı nedeniyle devamlı ağızdan nefes almak zorunda kalanlarda ağız kuruması normal, beklenen bir durum. Ruhsal gerginlik, aşırı stres, depresyonda da ağız kuruması sık görülüyor. Diğer taraftan sadece doğal yaşlanma bile giderek artan bir ağız kuruluğu nedeni olabiliyor. Özetle ağzı kurutan pek çok sağlık sorunu var. Diğer taraftan ağız kurutan ilaçları da unutmamamız lazım. Alerji ilaçları (antihistaminikler), bazı tansiyon hapları, uyku destekleri, idrar söktürücüler, ağrı kesiciler de ağız kurumasına yol açabiliyor. Bu nedenle ağzı kuruyan herkesin kullandığı ilaçları dikkatli gözden geçirmesi şart. Son bir not daha: Alkol, sigara ve fazla kahve içmenin de ağız kuruması yapabildikleri aklınızda olsun. Peki, ne yapılmalı? Tabiî ki ilk iş sigara, alkol konusunu çözmek, kahveyi azaltmak veya kesmek, sebep olabilecek ilacı bir başkasıyla değiştirmek, saptanmış bir hastalık varsa onu tedavi etmektir. Pratik önerilerimizse şunlar: Sık sık su yudumlayın, sıvı tüketiminizi arttırın. Yaşadığınız ortamın, özellikle yatak odanızın yeterince nemli olmasına dikkat edin. Yumuşak bir fırçayla sık sık dişlerinizi fırçalayın. Bir çay bardağı suya yarım çay kaşığı tuz ve bir çay kaşığı karbonat ekleyip iyice karıştırın, bu sıvıyla günde 3-4 kez ağzınızı çalkalayın ve gargara yapın. Bütün bunlar işe yaramıyorsa doktorunuzdan tükürük salgısını arttırabilecek bir ilaç için yardım isteyin.

 

 

GEÇ KALMIŞ BİR TEBRİK

 

GAZİANTEP’İN MUTFAK BAŞARISINI KUTLUYORUZ

 

Gaziantep mutfağı üzerinde ciltler dolusu kitap yazılabilecek ve yıllarca sürebilecek araştırmalara konu edilebilecek kadar çok güzel, çok lezzetli ama bir o kadar da çok özel bir mutfaktır. Her şeyden önce beslenme bilimi açısından dünyanın en büyük “füzyon mutfağı” örneklerinden biridir. Bu mutfakta sadece Türk, Arap, Süryani, İran veya Ermeni mutfaklarının değil, ucu neredeyse Hititlere kadar ulaşan çok geniş bir sentezin ürünleri var. Bu nedenle de Gaziantep’in diğer pek çok turizm değeri yanında (mesela Zeus mozaikleri) “gastronomi turizmi” açısından da bir dünya markası haline getirilmesi gerekiyordu. Bu yönde yapılan yeni çalışmalar her yönüyle alkışa değer. Başta başarılı belediye başkanları Fatma Şahin hanımefendi olmak üzere bu çabada emeği geçen herkesi kutluyor ve İstanbul’da da Ali Nazik, Mumbar, Sini Kebabı, Borani, Lahmikiraz, Beyran, Şiveydiz, Pirpirimaşı, Topaç, Sini köftesi, Firikli acur dolması ve Gaziantep usulü lahmacun yiyebileceğimiz mükemmel bir Gaziantep lokantası bekliyoruz.

 

 

 


12.03.2016