KOFLAŞAN KEMİK NEDEN KOLAY KIRILIR?

Her organ, doku ve hücre zamana direnemeyip yaşlanmadan nasibini alıyor. Bu olması gereken ve beklenen bir şey. Çaresi de yok! Kemiklerimiz de her doku gibi yıpranıp yaşlanıyor. Kemiklerdeki yaşlanma süreci ilk dönemde “osteopeni”, sonraki aşamada “osteoporoz” olarak tanımlanıyor. “Osteopeni” sürecin “hafif” seyrettiği başlangıç aşaması. Sürece bu aşamada müdahale edilmezse eğer koflaşma ağırlaşıyor ve devreye “osteoporoz” giriyor. Yaşlanan kemik en çok da “kalsiyum” içeriğini kaybediyor. Kalsiyum kemiğin “esas” maddesi, yani çimentosu. O azalınca geriye içi boşalıp koflaşmış, gücü zayıf, direnci azalmış, en ufak travmada, hatta bazen kendiliğinden kırılabilen “osteoporotik” bir kemik dokusu kalıyor. Kırılganlık artışı orteoporozun derecesiyle yani koflaşmanın ağırlığı ile ilgili bir durum.

 

 

ÖNLENEBİLİR Mİ?

 

Peki, osteoporoz önlenebilir mi? Tabiî ki önlenebilir. Önlenemese bile kontrol altına alınıp yavaşlatılabilir. Bunun için de önce beslenmeyi düzeltmek, aktiviteyi arttırmak, sonra da doktorların vereceği tıbbi destek ve ilaçları düzenli kullanmak gerekir. Bütün mesele doğru bilgilenmek, doğru korunma ve tedavi programları edinip doktorun önerilerini dikkatle uygulamaktır. Bunlar yapılırsa telaşa da, endişeye de, can sıkmaya da gerek yoktur. Akılcı bir kalsiyum, magnezyum, K2 vitamini, D vitamini destek programı, gerektiğinde de reçeteli ilaçlar sayesinde osteoporoz kontrol altına alınabilen bir problemdir. Bir başka önemli nokta da şudur: Sağlığın her alanında olduğu gibi osteoporoz alanında da yanlış bilinenler oldukça fazla. Bunlardan ilk yedisini yandaki “osteoporoz yanlışları” kutusunda bulacaksınız. Lütfen onları dikkatle okuyun ve çok sık yapılan bu yanlışlara siz de düşmeyin. 

 

 

 

 

ÖNEMLİ

 

OSTEOPOROZ YANLIŞLARI

 

  1. Sadece menopozdaki kadınlar osteoporoza yakalanır: Kadınların, özellikle de menopozdaki kadınların osteoporoza yakalanma ihtimalleri çok daha yüksek ama bazen genç kadınların, hatta genç erkeklerin bile osteoporoza yakalanmaları mümkün.
  2. Duruşunuz düzgünse osteoporoza yakalanmazsınız: Düzgün duruş herkese her zaman ve her yaşta lazım. Ama ne duruş bozukluğu osteporoza sebep olur, ne de düzgün duruşla osteoporozu engellenebilir.
  3. Osteoporozla osteopeni aynı şeylerdir: Yaygın bir şehir efsanesi de budur. Tıbbi anlamda ikisi ayrı şeylerdir. Osteopeni osteoporozun erken dönemi ve daha hafif şekli gibidir. Sözcük anlamı “daha az kemik” demektir ve “olması gerekenden daha düşük bir kemik kütlesini” ifade eder. Osteopenide tıbbi tedavi gerekmez. Kalsiyum, D vitamini desteği, beslenme önlemleri ve ciddi egzersiz takviyeleri yeterli olabilir.
  4. Osteoporoz kırıkları düşünce olur: Eğer kemik osteoporotikse düşünce daha kolay kırılır. Mesela düşmeye bağlı kalça kırıkları, kol kırıkları, bilek kırıkları gibi. Ancak çoğu osteoporoz hastasının kemikleri –özellikle omurgalar- düşme olmadan da kırılabiliyor, çökebiliyor. Ve bunların farkına bile varılamayabiliyor.
  5. Osteoporoz ağrılıdır: Her osteoporoz hastasında ağrı olmaz. Dahası çoğu osteoporoz ağrıya yol açmaz. Seyrek olarak sırt bölgesinde ağrılar görülebilirse de osteoporoz ağrısız, sızısız, sindi bir problemdir.
  6. Tedavide kalsiyum ve D vitamini takviyesi yeterli olur: Eğer ciddi bir osteoporoz söz konusuysa sadece takviyelerle sorununuzu çözemezsiniz, bazen tıbbi tedavi de gerekir. Dahası durum bazen o kadar ağırdır ki sadece bu işle ilgilenen deneyimli endokrinologlardan da fikir almak zorunlu olabilir. 
  7. Her yaşlı osteoporoza yakalanır: Yanlış değil ama eksik bir yaklaşımdır. Yaşlanan her kemik az çok kalsiyum kaybı sorunu yaşar ama kalsiyumdan zengin beslenen, yeteri kadar D vitamini üreten, egzersizi ihmal etmeyen, genetik mirası sağlam kişiler osteoporozdan korunabiliyorlar.

 

 

 

 

BİR NOT

 

TİROİD PROBLEMLERİ SAÇ DÖKER

 

Tiroid hastalıklarıyla saç dökülmesi arasında bağlantı olabilir. Tiroid bezinin çok çalışması da, az çalışması da saçların dökülmesine yol açabilir. En sık görüldüğü durumsa hipotiroidi, yani tiroid bezi tembelliğidir. Eğer saç dökülmesine, kaşlarda dökülme, cilt kuruluğu, ödem, kabızlık, yorgunluk, kilo alma gibi işaretler de eşlik ediyorsa bu ihtimal daha da fazla demektir.

 

 

OKUR SORUSU

 

İYOT DESTEĞİ YUTALIM MI?

 

Tiroid bezlerimizin T3 ve T4 hormonlarını üretebilmesi için minimum günde 100-150 mikrogram iyoda ihtiyacı var. bu miktar gebe ve emziren kadınlarda minimum 220-270 mikrograma kadar yükseliyor. Eğer iyotlu tuz tüketiliyorsa bu miktar iyot besinle veya iyotlu tuzla zaten karşılanıyor. İşte bu nedenle iyot değerleri ölçülüp iyot eksikliği olup olmadığını kesinleştirmeden iyot desteği kullanmanızı asla önermem. İyottan zengin diye pazarlanan “kelp” içerikli destekleri de asla kullanmayın. Guatr ve diğer tiroid hastalıklarının tedavisi için önerilen “tere otu” ve benzeri bitkisel desteklere de kulaklarınızı tıkayın. Kesinlikle palavra!

 

 

OKUR SORUSU

 

BÖBREK KİSTİ ÖNEMLİ Mİ?

 

Sağlık riski araştırmaları yaparken veya checkup süreçlerinden geçerken sık karşılaşılan problemlerden biri de böbreklerdeki kistlerdir. Böbrek kistleri de diğer çoğu kist gibi içi su dolu keseciklerdir. İsterseniz önce şunu bir hatırlatalım: “Benim vücudum kist yapıyor” düşüncesi yanlıştır. Memedeki kist ve yumurtalıklardaki kistin, tiroid bezi ile karaciğer veya böbreklerdeki kistin özel bir ilişkisi, kayda değer bir akrabalığı yoktur. Böbrek kistlerine gelince. Bunlar da çoğu kist gibi içi sıvı dolu ve zararsız keseciklerdir. Böyle olduğu için de “basit kist” olarak tanımlanırlar. Büyüklükleri değişkendir. Mercimek büyüklüğünden başlayıp greyfurt boyutuna kadar büyüyebilirler. Sayıları bir de olabilir, üç de, beş de. Genel olarak yaş ilerledikçe görülme sıklıkları artar. Özellikle ellili yaşların üzerinde neredeyse her iki kişiden birinin böbreğinde kist çoktan oluşmuştur. Kısacası bana göre kistleşmek bazı böbreklerin bir tür yaşlanma biçimidir. Prensip olarak genelde kansere dönüşmezler. Böbreğin üzerine kuvvetli darbeler gelmedikçe (trafik kazaları) patlamazlar. Yavaş yavaş büyüme eğilimindedirler ama bazen tersine küçülebilirler de. İleri derecede büyümedikleri sürece de herhangi bir belirtiye, ağrıya, sızıya filan da yol açmazlar. Bu nedenle de kistlere kolay kolay müdahale edilmez, ta ki iyice büyüyüp böbreğin boşaltım sistemine ya da komşu organlara baskı yapana kadar. Eğer böbreğinizde kist varsa siz de endişelenmeyin. Basit kistlerin sadece takibi yapılıyor, hepsi o kadar. Yani pek de dert etmeyin. Yıllık ultrasonografik incelemeler yeterli olacaktır.

 

Not: Polikistik böbrek hastalığı bu yazılanların dışında ayrı ve mühim bir sağlık problemidir. Böyle bir teşhis mevcut olduğunda hastanın yakın tıbbi takibi gerekmektedir.

 


16.03.2016