İLAÇLARI DİKKATLİ KULLANIN

“İlaç düşkünü” değilsek bile kesinlikle “ilaç sever” bir milletiz. Aynı durum sadece siz değil, biz doktorlar için de söz konusu. Biz de tıpkı sizin gibi ilaçların iki ucu keskin bıçaklar olduğunu unutup her sorunu ilaçla çözmeye kalkarız. Sanki reçeteli ilaçlar yetmezmiş gibi şimdi bir de “ot-çöp bazlı” bitkisel ilaçlar var. Bunlar da genelde eczanelerde değil, rastgele yerler ya da internette satılıyor ve emin olun ki %90’ı fayda değil zarar veriyor. Neyse biz yine ilaç konusuna dönelim. Geçen yıl toplamda 25 milyon kutu ilaç tüketmişiz. En çok da antibiyotik ve ağrı kesici yutmuşuz. Her iki grup da sorun yaratma potansiyeli yüksek ilaçlar. Nedeni şu…  

 

 

VARAN 1

 

ANTİBİYOTİKLER ŞİŞMANLATIYOR

 

Aşırı antibiyotik tüketiminin olumsuz sonuçlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Karaciğerimize ve böbreklerimize verdikleri zararlar yetmez, bağışıklık sistemimizin canına okumaları kafi gelmezmiş gibi şaşırtıcı bazı marifetleri (!)ortaya çıkıyor. Yeni bir “antibiyotik zararı” da şu: Antibiyotikler çocuklarınızı geleceğin obezleri yapabiliyor. Biliyorsunuz antiboyitikler bağırsaklarımızda yaşayan bakterilerin dengesi ile de oynuyor, “mikrobiyon” olarak özetlenen bakteri yapılanmamızı değiştiriyor, yani faydalı bakterileri azaltıp zararlılarını çoğaltıyor. Bu işi yaparken kilo dengesinde önemli fonksiyonlar üstlenen yararlı bakterileri de yok ediyor. Konunun bilimsel teferruatı ile kafanızı şişirmek istemem ama çocuğunuza lüzumsuz yere yutturduğunuz her antibiyotiğin onu ileride bir “diyet gazisi” ve “kilo savaşçısı” yapabileceğini de aklınızdan çıkarmayın.

 

 

 

 

VARAN 2

 

AĞRI KESİCİLER ORGAN YETMEZLİĞİ YAPIYOR

 

Ağrı kesicilerdeki sorunlar daha da can sıkıcı. Analjeziklerin hemen hepsi sadece yan etkileri değil, toksik etkileri nedeniyle de dikkatli kullanılmaları gereken maddeler. İşte size dört mühim ağrı kesicinin başımıza açabileceği belalar:

 

  • Metamizol sodyum güçlü bir ağrı kesici ama kemik iliğini bozabiliyor.
  • Sık kullanılan bir başka ağrı kesici de parasetamol. Onun da karaciğere ciddi zararları olabiliyor. Özellikle hamilelerin parasetamol kullanırken dikkatli olmaları lazım.
  • Asetil salsilik asit: Neredeyse yüz yıldır kullanılan bu ağrı kesicinin de mide kanamaları dâhil pek çok zararları var. Ateşi olan çocuğa kesinlikle verilmemeli, zira karaciğer ve beyin hasarı yapabiliyor.
  • İbuprufen, diklofenak vb: Bunlar da böbrekler üzerinde ciddi toksik etkileri olan ağrı kesiciler.

 

(Not: Bu dört farklı ağrı kesiciden en az biri çoğunuzun evinde var ve başınız, dişiniz veya diziniz ağrıyınca yuttuğunuz ağrı kesicinin içinde hangisinin olduğunu eminim siz de bilmiyorsunuz. İsterseniz bir kontrol edin!)

 

 

BELLEK İÇİN

 

EĞİTİM ÇOK MÜHİM

 

Biyolojik açıdan beyin de beden gibi davranıyor; egzersiz yapmadı mı paslanmaya, gücünden kuvvetinden çok şey kaybetmeye başlıyor. Beynin egzersizleri yani yeni öğrenmeler, sürekli eğitim hali ise yeni bilgiler edinmek anlamına geliyor. Ne kadar çok okur, yazar, çizer, duyar, görürseniz, beyninize, daha doğrusu belleğinize ne kadar çok yeni ve taze bilgi yükleyerek egzersiz yaptırırsanız kısacası ne kadar çok “eğitime açık” biri olursanız beyniniz yaşlanmaya karşı daha dik duruyor, bunamaya karşı daha çok direnç kazanıyor. Eğitiminizi hiçbir zaman durdurmayın. Eğitim denince de ille ve sadece “okul eğitimi”ni anlamayın. Öğrenmek hayat boyu sürmesi gereken bir süreç. Beynin sonsuz ve sınırsız bir bilgi depolama kapasitesi var. Ve yeter ki siz ona yeni bilgiler pompalayın. Özeti şu: Ne kadar çok öğrenirseniz, ne kadar iyi ve sürekli eğitim alırsanız o kadar uzun yaşar, bunama probleminden o kadar uzak kalırsınız.

 

 

KÖTÜ ÖRNEK

 

ELLİYE KADAR ÇALIŞTIN, SONRA İLACA ALIŞTIN!

 

Sık yapılan hatalardan biri de sağlığımıza gereğinden fazla güvenmek olabilir. Çoğumuz yaşımız elliye gelmeden ciddi bir sağlık bakımından geçmeyi düşünmeyiz. Oysa kronik hastalıklar (özellikle tansiyon, şeker, damar sertliği gibi problemler) genelde otuzlu yaşlarda filizlenmeye, kırklı yaşlarda yerleşmeye ve zarar vermeye başlıyor. Ve biz ellili yaşlara tansiyonumuz yükselmiş, şekerimiz fırlamış, ürik asidimiz patlamış, damarlarımızı kireçli plaklar kaplamış girebiliyoruz. İşte bu nedenle “elliye kadar aralıksız çalıştım, şimdi neden 3-5 ilaçla ancak ayakta duruyorum” diyorsanız bu beklenen bir şeydir. Bedeninizi bir araç gibi düşünün. Hem de hiç durmadan çalışan 24/7 aralıksız hizmet veren, enerji üreten, tüketen atıkları olan son derece karmaşık bir araç. Bu aracın da en az diğerleri kadar ihtimama, on bin, yirmi bin, kırk bin, elli bin kilometre bakımlarına ihtiyacı var. Bu araç da kontrolü bakımı yapılmaz, olumsuz gelişmeleri fark edip erkenden el konulamadığında sizi yolda bırakabilir.

 

 

OKUR SORUSU

 

EGZERSİZİN AKTİVİTEDEN FARKI NE?

 

“Aktivitem var ama egzersizim yok!” Bu güzel cümleyi geçen hafta bir hastam kullandı. Pek de hoşuma gitti. Hoşuma gitti zira çoğumuz hala ve nedense aktiviteyle egzersizi karıştırıyoruz. Aktivite “hareketli bir hayat sürmek, günün önemli bir bölümünü ayakta, yürüyerek, merdiven inip çıkarak, yani tembellik yapmadan geçirmek, kaslarını, eklemlerini yeteri kadar kullanmak” anlamına geliyor. Egzersiz ise daha ileri bir durumun ifadesi. Aktif hayata ek olarak belirli bir egzersiz tipinin belirli bir sıklıkta hemen her gün uygulamak anlamına geliyor. mesela 30-45 dakika yürümek, yüzmek gibi. Bu işi eğer haftada 4-5 gün yapıyorsanız ve biraz da çeşitlendirerek, zenginleştirerek uyguluyorsanız siz de “ben egzersiz de yapıyorum” diyebilirsiniz. Bazen sadece aktivite yetmiyor. Mesela insülin direnciniz varsa, kilo probleminiz söz konusuysa, kas zafiyetiniz gelişiyorsa, tansiyon, kalp ve başka bir dolaşım yetmezliği söz konusuysa aktiviteyi egzersizle de desteklemeniz lazım. Diğer taraftan eğer “sağlıklı bir hayat süreyim” diyorsanız da hiçbir sorununuz olmasa bile yalnızca aktif biri olmakla yetinmeyip düzenli bir egzersiz planı uygulamanızı da tavsiye ederim.

 

 


30.03.2016