İNSÜLİN DİRENCİ İLTİHAP YAPIYOR
Yeni yüzyılda hastalık profili değişti. Gündemimizde “mikrobik hastalıklar” değil, kronik hastalıklar, yani obezite, diyabet, romatizma, hipertansiyon, Parkinson, Alzheimer’e, kanserler var. Bu hastalıklardaki artışın ilk nedeniyse enflamasyon, yani “iltihap” problemi. İşte bu nedenle biz hekimler “iltihabi süreçlere nasıl engel olabiliriz” ya da “kronik iltihap problemine nasıl çare bulabilir, bunları nasıl tedavi edebiliriz?” sorularına yanıt arıyoruz. İltihaplanmada sorumlu süreçlerden biri de hiperinsülinemi yani bedenin aşırı insülin yüklenmesi. Nedeni şu…
İnsülin yaşamsal hormonlardan biri. Eksikliği, hele hele yokluğu hayatımızı tehdit edebilen çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Ne var ki fazlası yani aşırı insülin yükü de iyi bir şey değil. Bedenin insülin çöplüğüne dönüşmesi de insülinin noksanlığı kadar ciddi bir problem. İnsülinin fazlası öncelikle aşırı yağ depolanmasına yol açıyor. Başka zararları da var. Mesela fazla insülin gereğinden çok yiyip içmemiz anlamına da geliyor. Daha da kötüsü aşırı insülin yükü bazı iltihabi süreçleri de tetikliyor. Nedeni şu: Yağ hücreleri (adipositler) aynı zamanda iltihaba (enflamasyon) yol açan sitokinlerin (iltihabı tetikleyen maddeleri) üretimini arttırıyor. Adipokinler adı verilen bu tür sitokinlerin farklı tipleri (İLB-1, İLB-6, TNF-alfa) var. Bunlar sadece insülin direncini değil, dokularda kronik iltihaplanmayı da devreye sokabiliyor. Kısacası fazla insülin sizi sadece “hiperinsülinemi-insülin direnci-gizli şeker-şeker hastalığı” olarak özetlenen kötü bir yolculuğa çıkarmıyor veya yalnızca “kilo alma-göbeklenme-obezite”yi tetiklemiyor, aynı zamanda birçok kronik iltihabi hastalığa da zemin hazırlıyor. Zaten bu nedenle şeker hastalığı iltihabi bir hastalık anlamına da gelebiliyor. Ve yine muhtemelen aynı sebeple Alzheimer hastalarının çoğunda insülin direnci, gizli ya da açık şeker saptanabiliyor. Muhtemelen yine aynı nedenle şeker hastalarının çoğunda romatizmal sorunlar oluşuyor ve çoğu kas zafiyetleri, tendon kalsifikasyonları, karpal tünel sendromundan yakınıyor.
OKUR SORUSU
ŞARAP MI, ASMA YAPRAĞI MI?
Üzümde, özellikle çekirdekli siyah üzümde sağlığımız için faydalı bazı maddelerin olduğu kesin. Biz de bu nedenle atıştırmalık olarak taze ya da kuru çekirdekli siyah üzümü bir alternatif olarak sık sık öneriyoruz. Tabiî ki burada da miktar konusu çok önemli. Koca bir salkım üzümü midenize indirir ya da iki avuç kuru üzümü afiyetle yerseniz bedeninize baş edebileceğinden çok daha fazla fruktoz yükleyerek fayda yerine zarar da görebilirsiniz. Üzümdeki doğal mucizelerden birinin –belki de en önemlisinin- “resveratrol” olduğunu biliyoruz. Böyle olduğu için de şarap üreticileri bunu bahane ederek şarabın sağlıklı bir içki olduğu iddiasındalar. Oysa kırmızı şarap içmenin eğer beklentiniz daha çok resveratrol kazanmaksa pek faydası yok. Zira kırmızı şaraptaki resveratrol miktarı zannedilenden çok daha az. Eğer daha çok resveratrol kazanayım diyorsanız asma yapraklarına bile yönelebilirsiniz. Çünkü asma yapraklarında şaraptan daha fazla resveratol var. Üstelik alkol de içermiyor. Netice şu: Resveratrol mucizesi ile daha sıkı fıkı bir ilişki kurup bedeninize daha fazla resveratrol pompalamak istiyorsanız üzüm yiyin (kararında), üzüm suyu için (en fazla ½ su bardağı, ideali ¼ su bardağı), asma yağrağı ile yapılmış yemeklere yönelin…
Not: Resveratrol SIRT-1 adı verilen uzun ömür genini aktifleştirebiliyor. Ayrıca DNA’ların ucundaki telomerleri de koruyor. Antienflamatuar –iltihap giderici-, anti kanser ve antioksidan gücü de var.
OKUR SORUSU
ORTOMOLEKÜLER TIP NEDİR?
Orta Avrupa’da baz geleneksel tıp uzmanlarının kullandığı koruyucu tıp çalışmalarından biri de “ortomoleküler tıp” yaklaşımıdır. Bu yaklaşımda tavsiye edilen şudur: Vücutta doğal olarak bulunan vitaminleri, hatta mineralleri çok yüksek dozlarda, örneğin tavsiye edilen günlük değerlerin yüz katı fazlasını kullanarak sağlığı korumak. Ortomoleküler tıpçılar sağlığın korunması ve hastalıkların tedavi edilmesinde yüksek doz mineral ve vitaminden ciddi faydalar bekler. Örneğin soğuk algınlığınız mı var? Size “ilk belirtiyi hisseder hissetmez 1,5-2 gram, sonra altı saatte bir 1 gram ekleyerek yüksek doz bir C vitamini kürü uygulamanızı” tavsiye eder. Peki doğru mu? Ben “deneyin!” derim.
HANGİSİ?
ÇÖP GİBİ İNCE Mİ, BALIKETİ Mİ?
Ne çöp gibi ince, ne de fil kadar yağlı olun. Kararında bir kilo, daha doğrusu sağlıklı bir kilo aralığı en doğrusudur. Çöp gibi ince olup kas ve kemik kaybı nedeniyle hasta düşenler, bağışıklık sisteminin canına okuyanlar var, sayıları oldukça da fazla. Fil kadar değilse de aşırı kilo alan, fazla kiloların mekanik ve metabolik yüklerinin altında bunalanlar da var, onlar da sağlıklarını kolay kolay koruyamıyorlar. Balıketi konusuna gelince. Burada da önemli olan “hangi balık?” sorusunun yanıtı olmalı! Hamsi de, balina da balık. “Balıketi olmak istiyorum” diyenler de dikkatli olmalı.
BİR TARTIŞMA
SU SADECE SU MU?
Su bize bahşedilen nimetlerin en önemlisidir. Ve o yalnızca sudan yani H2O’dan ve/veya minerallerden ibaret değildir. Bir enerjidir. Bir sır küpü, bir sağlık sistemidir. Suya sadece sıvı ihtiyacımızı gidermek için değil, ruhu ve bedeni temizlemek, sindirim ve sinir sistemlerimizi güçlendirmek, bağışıklık sistemimizi desteklemek enerji yüklenmek ve daha pek çok şey için de ihtiyacımız var.
AKLINIZDA OLSUN
BAŞ AĞRISINA MAGNEZYUM
Magnezyum azalması baş ağrısı nedeni olabilir. Bazı çalışmalarda migren atakları sırasında beyin magnezyum seviyeleri düşük bulunmuş. Ayrıca kalsiyum ve magnezyum arasındaki dengesizlik de sinir hücrelerini daha uyarılabilir hale getiriyor ve bu baş ağrısıyla sonuçlanabiliyor. Hemen her sabaha baş ağrısıyla uyanan ya da geceleri uykuları baş ağrılarıyla bölünenlerin akşam saatlerinde alacakları bir miktar magnezyum desteği işe yarayabilir. Bu olumlu etki melatonin desteği ile daha etkili hale gelebiliyor. Diğer taraftan bazı araştırmalarda düzenli magnezyum desteği kullanmanın migren nöbetlerinin sıklığı ve şiddetini azaltabileceği de gösterilmiş. Baş ağrısıyla mücadele edenlerin yapabilecekleri başka doğal seçimler de var. Mesela omega-3 desteği almak. Mesela D vitamini seviyelerini iyi bir aralıkta tutmak. Mesela “üzüm çekirdeği+zerdeçal” karışımından istifade etmek.
OKUR SORUSU
İNCİRDE NE VAR?
Sorunun cevabı aslında iki kelimeden ibaret: Her şey var! İncir gerçek bir sağlık mucizesi. Vitaminden, mineralden, liften ve antioksidanlardan çok zengin. Bir kere güçlü bir kalsiyum, magnezyum, potasyum ve bakır kaynağı. Bu özellikleriyle mükemmel bir kemik dostu. Kalsiyum içeriği sütten daha fazla. 100 ml sütte 120, 100 gram incirde 150-200 mg kadar kalsiyum bulunuyor. Vitamin yapısı da çok güçlü. Özellikle B grubu vitaminlerden zengin mi zengin. Ama bütün bunların yanında küçük bir ayıbı var incirin: Kalori içeriği çok yüksek. Zira içinde çok fazla şeker var. Bir incir ortalama 50 kalori civarında. Fazlası bu nedenle kilo yapabiliyor. Bu nedenle de günde 1-2 incir sağlık ihtiyacını karşılamaya yetiyor.
29.03.2016