DÜŞMEYİN, ÜŞÜTMEYİN, TEMBELLİK ETMEYİN
Seksenli yılları üç yıl önce geçen ama hala yetmişlerinde görünen “formda ve zinde” bir hanımefendiyi yıllardır keyifle izliyorum. Tavsiyelerimi müthiş bir dikkat ve inatla uyguluyor ve kendine çok iyi bakıyor. Maşallah zıpkın gibi. Her gün 3 km yürüyor. Beyni pırıl pırıl. Kalbi saat gibi çalışıyor. Yalnız yaşadığı için kendi işini kendi görüyor. Sadece kendine değil, çevresine de yetiyor: Sosyal bir kulübün başkanlığını yürütecek kadar aktif. İşte o hanıma geçen haftaki görüşmemizde yeniden hatırlattığım çok mühim üç öneriyi bugün yaşı elliyi geçen herkese yeniden hatırlatmak istedim. Onlara tavsiyem şu: Bu önerilerimi bir kenara yazın ve hayatınızın değişmezleri yapın: DÜŞME, ÜŞÜTME, TEMBELLİK ETME!
UNUTMAYIN
BU ÜÇ TAVSİYE NEDEN ÇOK ÖNEMLİ?
iyi yaşlanmak isteyen herkesin özellikle ellili yıllardan sonra “düşmeme, üşütmeme ve tembellik etmeme” de dikkatli ve kararlı olmaları lazım. Nedeni şu…
Basit bir “düşme” onlarda ciddi yaralanma, kırıklar ve sakatlıklara yol açabiliyor. Neticede yatağa düştüler mi çıkmaları –maalesef- kolay olmuyor. Yine bu yaş grubundakilerde sıradan bir “üşütme” önce nezleydi, gripti derken ağır bir zatürree ile sonuçlanabiliyor (Gençliğinizde 2-3 günde ayakta atlatabildiğiniz basit bir soğuk algınlığı, altmışlardan sonra ağır bir zatürree depremine dönüştüyse “hoş geldin yaşlılık!” diye yazan ANDRE MAUROIS çok haklıdır). Diğer taraftan yaşlanınca “tembellik etmek” de çok kötü bir seçim. “Yaşlandım artık” diyerek bir kenara çekilmek, beyni, eklemleri, dolaşım sistemini paslanmaya terk etmek yanlış bir tutum. Sık sık tekrarladığım “AYAKTA KAL, HAYATTA KAL” tavsiyesi hepimiz için son nefesimizi verene kadar geçerlidir. Yaşınız ne olursa olsun yan gelip yatmak da, evde pineklemek de yasak! Fırsat buldukça yürünecek. Eklemler, kemikler, kaslar, kalp-dolaşım sistemi ve akciğerlere iş yüklenecek. Bir kez daha tekrarlayalım: “Düşmek, üşütmek, tembellik etmek yok!”
ÖNEMLİ
DÜŞMELERİ ÖNLEMENİN ON YOLU
Özellikle görme ve işitme problemi olanların, kas ve eklem sorunu yaşayanların, nörolojik hastalığı bulunanların, beyni etkileyen ilaçlar (uyku hapları, antidepresanlar, sakinleştiriciler) kullananların “düşme” konusunda daha çok dikkatli olmaları lazım. İlk on önlem şunlar olabilir…
- Yerde kaygan bir şey olmasın, dökülenler derhal silinip temizlensin.
- Daha sağlam basabilmek için topuksuz lastik tabanlı ayakkabılar giyilsin. Çıplak ayakla ya da çorapla dolaşılmasın.
- Zeminlerde ayağa takılabilecek gevşek kablolar, kaygan örtüler, halılar olmasın.
- Merdivenler, kapı girişleri, yürüyüş yolları iyice aydınlatılsın, yatak odaları ve banyolarda gece lambaları yakılsın.
- Sık kullanılan eşyalar kolayca ulaşılabilen el altındaki dolaplara yerleştirilsin.
- Banyo küvetlerine tutamaçlar takılsın, en iyisi küvet yerine duşlar kullanılsın. Banyonun zeminine kaymayan örtücüler serilsin.
- Kullanılan ilaçların içinde baş dönmesi, denge bozukluğu, sersemlik, uyku hali yapanlar varsa daha da dikkatli olunsun.
- Kas güçlendirici çalışmalar yapılsın, denge ve koordinasyon konusu ciddiye alınsın. Oturarak, yatarak, kısacası tembellikle zaman geçirilmesin. Hareket şart! Basit, kolay ve etkili hareketlerin başında da “YÜRÜMEK” geliyor. Saat başı ev içinde yapılacak 3-5 dakikalık yürüyüşler bile yeterli olabiliyor.
- Gözler ve kulaklar düzenli olarak kontrol edilsin. Görme ve işitme kusurları varsa (katarakt) düzeltilsin.
BİR NOT
BAŞINIZ AĞRIYOR MU?
Baş ağrısı sık görülen bir sorun. Hemen herkesin yaşamının bir döneminde kısa ya da uzun süreli baş ağrısı problemi yaşaması mümkün. Başımızı ağrıtabilecek yüzlerce sebep var, çoğu da önemsiz şeyler. Örneğin uykusuz kalmışsak başımız ağrıyabiliyor. Uzun süre aç kalmak da baş ağrısı yapıyor. Stres ve gürültü de bazılarında ciddi birer baş ağrısı tetikleyicisi. Tansiyonun yükselmesi, şekerin inip çıkması, göz merceğinin bozulması gibi sağlık sorunlarında da baş ağrısı ilk ve tek işaret olabiliyor. Sadece hava lodoslu olduğu için veya üzüldüğü, öfkelendiği, incindiği için başı ağrıyanlar bile var. Bütün bunlar iyi de baş ağrılarının tehlikeli, hatta ölümcül olabilmeleri de söz konusu. Özellikle şiddetli ve giderek belirginleşen baş ağrıları mühim bir sorun olarak görülmeli. Zira bu tip ağrıların bazılarının arka planında beyinde giderek büyüyen bir beyin tümörü de söz konusu olabiliyor. Keza kafa içi basıncını arttıran başka hadiseler de –örneğin beyin kanamaları, beyin içi sıvının artması- varlığını sadece şiddetini giderek arttıran inatçı bir baş ağrısı ile ifade edebiliyor. Keza beyin zarının iltihaplanması (menenjit) de kendini baş ağrıları ve bulantı, kusmalarla gösteriyor. Özeti şu: Yeni başlayan ama tekrarlama ve kalıcı olma eğilimi gösteren şiddetini giderek arttıran özellikle de “bulantı, kusma, denge bozukluğu, şuur karmaşıklığı” gibi işaretlerle birlikte olan baş ağrılarını ciddiye almanız lazım.
BİR TEST
BEL/KALÇA ORANINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?
Sanırım şunu hepimiz öğrendik: Her kilo aynı değil! Yağların nerede depolandığı çok mühim bir ayrıntı. Bacak ve kalçalarda değil de karında depolanan yağların hastalık riski var. Bu tür yağlanmalar tansiyona, şekere, kalp krizine, bunamaya giden yolun başlangıcı olabiliyor. Kalçalarda değil de karın bölgesinden kilo alınıp alınmadığını anlamanın en doğru yolu “bel/kalça oranı”nı belirlemek. Yapacağınız şey son derece basit…
- Karnınızı gevşek bırakarak belinizi en dar yerinden (genelinde göbek deliğinden) ölçünüz.
- Kalçanızı da en geniş yerinden (genelinde karınla birleştiği kemik çıkıntısının en uç kısmından) ölçün.
- Bel ölçüsünü kalça ölçüsüne bölün.
- Eğer bulduğunuz rakam kadınsanız 0,8’den, erkekseniz 1’den büyükse kilo sorununuzun daha ciddi olduğunu düşünün.
Not: Bel çevresi 88 cm.den büyük olan kadınlar ve 100 cm.den geniş olan erkekler için de aynı risk söz konusudur.
18.04.2016