ÇİĞ Mİ PİŞMİŞ Mİ?

Çiğ gıdalar ile beslenmek yeni bir yönelim. O da tıpkı “glüteni sınırlı” beslenme gibi giderek daha yaygın bir beslenme seçimi olma yolunda. Bir kademe ilerisine giderek baklagilleri, tahılları ve diğer bazı bitkisel ürünleri “çimlendirerek” yeme eğiliminde olanlar da var. Peki, bütün bunlar doğru mu? İşe yarıyor mu? Çiğ mi beslenelim, pişmiş mi? Konuyu daha önce de yazdım ama tekrarda fayda var. Buyurun…

 

 

UNUTMAYIN

 

HERŞEY ÇİĞ YENMEZ

 

Çiğ yenilmesinde sakınca olmayan besinleri tabiî ki çiğ yiyebiliriz ama bu her şeyi çiğ yemeliyiz anlamına gelmez. Başlık biraz “meyveyi kabuklu mu, kabuksuz mu yiyelim?” sorusunun yanıtına benzese de gerçek bu. Nasıl ki soyulması meyveleri soymadan yiyemiyorsanız –örneğin karpuzu, muzu kabuğuyla birlikte yiyemezsiniz- pişirilmesi gereken yiyecekleri de pişirmek zorundasınız. Böyle yapmazsanız hem sindiriminiz zorlaşabilir, hem de bazı sağlık sorunlarınız oluşabilir. Örneğin yumurtayı çiğ yemeniz doğru değil. Salmonella bakterisinin bulaşması ve biotin (vitamin H) seviyelerinizin düşme riski var. Eti, tavuğu, balığı da mümkün olduğu ölçüde çiğ yememelisiniz. Yoksa “mikrop” kapabilirsiniz. Özel bazı işlemlerden geçirildikten sonra çiğ yenebilen etler –pastırma- veya balıklar –suşiler- var ama bunlar istisna. Ve bunların da mikrop bulaşma riski nedeniyle dikkatli tüketilmeleri lazım. Sebzelere gelince. Onları rahatlıkla çiğ olarak yiyebilirsiniz. Yeter ki sonradan “gazım, şişkinliğim var” diye yakınmayın. Çiğ yemenin üstelik bazı avantajları bile var. Nedeni yandaki kutuda.

 

 

 

 

BİR BİLGİ

 

ÇİĞDE DAHA FAZLA BESLEYİCİ GÜÇ VAR

 

Vücuttaki kimyasal reaksiyonların gerçekleşebilmesi için yaklaşık beş bin civarında enzime ihtiyacımız var. Bu enzimlerin bir kısmını vücudumuz kendi üretebilirken önemli bir kısmını da dışarıdan besinlerle alıyor. Besinlere ısıl işlem uyguladığınızda –pişirdiğinizde- bu enzimlerin önemli bir bölümü tahrip oluyor. Oysa onların da sindirime yardımcı olmaları lazım. Hatta vücuda emilmeleri bazı biyokimyasal reaksiyonlara girip görev almaları gerekiyor. Böyle baktığınızda imkân dâhilinde çiğ yenilebilenleri çiğ olarak tüketmek daha doğru gibi görünüyor. Filizlenmiş tohumlarda ise bu enzimlerin miktarı iyice artıyor. Dolayısıyla besleyici güçleri çoğalıyor, hazımları kolaylaşıyor.

 

 

OKUR SORUSU

 

SÜT MÜ, YOĞURT MU DAHA ÇOK GAZ YAPAR?

 

Bir bardak sütü lıkır lıkır içmenin bazıları için ciddi gaz ve şişkinlik anlamına da geldiği bilinir. Hele bir de süt sıcak sıcak içilmişse “gazdan patlamak” bile mümkündür. Bu olumsuz durumun nedeni bazı insanların süt şekeri olarak bilinen laktozun parçalanmasından sorumlu lâktaz enzimini yeteri kadar üretememesidir. “Laktaz noksanlığı” bizde ve Orta –Uzak Asyada yaygın bir sorun. Neredeyse her beş kişiden birinde laktaz noksanlığı var ve bu şanssız insanlar süt içtiklerinde veya yoğurt yediklerinde gaz, şişkinlik, karın ağrısı, ishal gibi sorunlar yaşıyor. Ama yine de yoğurt süt kadar şiddetli gaz veya şişkinlik yapmıyor. Sebebi şu: Yoğurt mayalanırken faydalı mikroplar lâktazı önemli ölçüde parçalıyorlar. Dolayısıyla bu kişilerin süt yerine yoğurt tüketmeleri –tabiî ki doğal ev yoğurdu- daha doğru. Benim tavsiyem de erişkinlerin süt yerine süt ürünlerini yani yoğurdu, peyniri, ayranı, kefiri tercih etmeleridir.

 

 

BİR BİLGİ

 

SOĞUK ODADA MI, SICAK ODADA MI UYUMALI?

 

Uyku en mühim ihtiyaçlarımızdan biri. Bizi sadece dinlendirmiyor, başka fonksiyonları da var. Vücudun kırığı, döküğü, arızası, atığı uykudayken düzeltiliyor. Belleğin sağlamlaşması, bağışıklık sisteminin güçlenmesi için de yeterli ve kaliteli uyku şart. Uyku kalitesini belirleyen faktörlerden biri de oda sıcaklığı. Sıcak bir odada uyumakla, soğuk ya da serin bir odada uyumak arasında fark var. Genel düşünce şu: Çok sıcak bir odada uyumak uykuya dalmanızı zorlaştırabiliyor. Ayrıca terlemek uyku bölünmelerine de yol açabiliyor. Uzmanlara göre uyku için ideal oda sıcaklığı 15-18 derece arası. En uygun nem oranı ise %40-50.

 

 

OKUR SORUSU

 

OMEGA-3 MÜ, OMEGA-6 MI?

 

İkisinin de önemi var ve iki grup yağ asidinin de sağlık için zorunlu olarak kazanılması gereken minimum miktarları var. sorun omega-6’ların fazla alındığı ve omega-3/omega-6 dengesinin bozulduğu durumlarda görülüyor. Her iki grup yağ asidini de bedenimiz üretemiyor. Bizim onları dışarıdan besinlerle kazanmamız lazım. Eksikliklerinde romatizmal sorunlardan bağışıklık problemlerine, cilt yaşlanmasından tırnak-saç problemlerine, eklem iltihaplanmasından görme, bellek azalmasına kadar pek çok problem ortaya çıkıyor. Damarların aterosklerozdan korunması, pıhtılarla daralıp tıkanmaması için de onlara ihtiyacımız var. ama ikisi arasındaki denge de son derece önemli, omega-3 ve omega-6 yağ asitleri arasında ciddi bir rekabet de var. Omega-6 yükü artınca damar sertliği ve pıhtılaşma bozuklukları, artrit yakınmaları, görme problemleri ön plana çıkıyor. Uygun olanı ikisi arasındaki dengeyi gözetmek ve omega-3 eksikliği daha ön planda olduğu için omega-3’ten zengin beslenmek ve/veya omega-3 desteklerinden faydalanmak.

 

 

NOT ALIN

 

YORGUN DÜŞÜREN İLK 10 HASTALIK

 

Yorgunluk sıradan ve sık karşılaşılan bir sorun. Basit ve önemsiz nedenleri olabildiği gibi mühim ve ciddiye alınması gereken sebepleri de var. İşte onlardan bazıları…

 

  • Tiroid hastalıkları: Tembelliği de, aşırı çalışması da yorgunluk yapıyor.
  • Kansızlık: Demir eksikliği, B12 eksikliği, folik asit eksikliğine bağlı olmaları fark etmiyor, anemilerin her biçimi yorgun düşürüyor.
  • Enfeksiyonlar: İster karaciğerde (hepatit), ister böbrekte (nefrit), ister sinüslerde (sinüzit) ve isterse de akciğerlerde olsun (bronşit) fark etmiyor, enfeksiyonunun her türlüsü bedeni yorgun düşürüyor.
  • Kanserler: Her türlü tümör yorar ama bazıları daha yoğun ve şiddetli yorgunluk işareti ile ortaya çıkar. Mesela lenfomalar. Mesela böbrek tümörleri. Mesela pankreas ve karaciğer kanserleri.
  • Depresyon: En sık görülen yorgunluk nedenlerinden biri olduğunu unutmayın.
  • Uyku apnesi: Özellikle kilo sorununa eşlik eden bir yorgunluk yaşıyorsanız aklınıza önce bu gelsin.
  • Hipertansiyon: Kronik tansiyon düşüklüğü yaygın bir yorgunluk nedenidir.
  • Böbreküstü bezi tembelliği: Gözden kaçan ama son derece tehlikeli sonuçları olabilen bir yorgunluk sebebi.
  • Kalp yetmezliği: İlerleyici bir kalp yetmezliğinin ilk belirtisi de yorgunluktur.
  • Böbrek ve karaciğer yetersizliği: Her ikisi de ciddi ve ilerleyici yorgunluk yapıyor.

 

 


21.04.2016