BEDEN DEĞİL GÖNÜL YORGUNUYUZ

Yorgunluk yaygın bir sorun. Böyle olduğu için de ana sayfamızda sık yer ayırıyoruz. Bugün de yorgunlukla ilgili önemli bir gözlemimizi dile getireceğiz: Çoğumuz zannettiğimiz gibi beden yorgunu değil, gönül yorgunuyuz. Yani fiziksel değil, ruhsal yorgunluk esas problemimiz. Bunu sadece biz söylemiyoruz, araştırmalarda da benzer sonuçlar çıkıyor. İstatistiklere göre de “Yorgunum!” diyenlerin en az dörtte üçü bedenen değil ruhen yorgun kişiler. Peki neden? Kimler bu “ruh yorgunluğu” tuzağına düşenler? Gönül yorgunları kaygısı, endişesi, üzüntüsü ve yerine gelmesi zor beklentileri yoğun olan ve iç çatışmaları, uzattıkları hüzünleri kaygıları nedeniyle kendini yorgun hisseden kişiler. Biraz daha ileri düzeyde yorgunluk tuzağına düşenlerin önemli bir bölümünü ise gizli ya da açık depresyonlular oluşturuyor. Gizli depresyonun bir diğer adı da “maskeli depresyon”. Eğer siz de günün birinde kendinizi yorgun sarmalının içinde hissederseniz arka planda ruhsal bir problemin olup olmadığını da gözden geçirmenizde fayda var. bu tip yorgunlukların çözümü için dahiliyecilere değil, psikiyatrlara müracaat etmek daha doğru.

 

 

OKUR SORUSU

 

ALKALİ BESLENMEK HAŞİMATOYU İYİLEŞTİREBİLİR Mİ?

 

Haşimato hastalığı bağışıklık sisteminin tiroid bezini tahrip etmesi neticesinde gelişen önemli bir sağlık sorunu. Kronik ve bazen de ilerleyici bir mikropsuz tiroid iltihabı. Zaman zaman duraklamalarla seyretse de genelde bezin daha büyük alanlarını tahrip etmeye başlıyor, bu da (doğal olarak) hastaları tedirgin ediyor. Elimizde Haşimato hastalığının ilerlemesini durduracak herhangi bir ilaç maalesef yok. Sadece selenyum desteğinin işe yarayabileceğini gösteren bazı küçük araştırmalar var hepsi o kadar. Peki “alkali beslenmek haşimatonun ilerlemesini durdurabilir mi?” Bu hemen her sağlık sorununu alkali beslenmeyle çözebileceklerini iddia edenlerin ortaya attığı bir palavradır. Ellerinde hiçbir kanıt yok. Kısacası sorunun yanıtı net ve açık: Alkalen beslenmenin ya da alkalen sıvılar, İngiliz tuzları, bikarbonat tozları filan içmenin ne haşimato hastalığına ne de başka hastalıkların tedavisine olumlu bir katkısı olmaz.

 

 

ÖNEMLİ UYARI

 

MİDE İLAÇLARINDAN UZAK DURUN

 

Midede asit pompasını bloke eden (proton pompası baskılayıcıları) ve neticede asit üretimini neredeyse sıfıra indiren ilaçları biz doktorların gereğinden sık reçetelediği, siz hastaların da gereğinden fazla yani gereksiz ve abartılı kullandığı kesin. Sanırım ciddi bir araştırma yapılsa en fazla proton pompası baskılayıcı ilaç tüketen ülkelerin ilk beşine rahatlıkla gireriz ve bu iyi bir gidiş değil. Değil çünkü bu ilaçların da pek çok zararı var ve bunlardan bazıları son derece önemli. Bu tür mide ilaçlarının kemik erimesini hızlandırabildikleri, özellikle kadınlarda kemik kırılmalarını kolaylaştırabildiğini birkaç yıl önce birlikte öğrenmiştik. Bunların yeni bir marifetleri daha ortaya çıktı: Proton pompası baskılayıcılar böbreklerimizi de bozabiliyorlar. Araştırma sağlam ve güvenilir bir merkezde yapıldığı için mühim. Her ilaç gibi bu ilaçları da kullanırken “en az doz en kısa süre ne olmalı?” ve “bu ilaçları yutmasam olmaz mı?” sorularına cevap arayın.

 

 

OKUR SORUSU

 

NEDEN YAŞLANIRIZ?

 

Bu sorunun net ve açık bir cevabı yok. Sadece teoriler var elimizde, hepsi o kadar. Aslında bilinen şeyler de az sayılmaz. Mesela yaşlanmaya programlı olduğumuz kesindir. Mesela oksidan zararların, paslandırıcı etkilerin yaşlanmayı hızlandırdıkları da tartışılmaz. Kötü beslenmenin, az hareket etmenin, stresi çok, uykusu az bir hayat sürmenin de yaşlanmayı hızlandırdığını net ve açık olarak biliyoruz. Ama bütün bunlardan daha az önemli olmayan mühim bir ayrıntı da şu: Eğer kendimize iyi bakabilirsek daha iyi yaşlanıyoruz. Yaşlanmanın yıpratıcı etkilerinden daha uzak kalıyoruz. Daha az hastalanıp daha sağlıklı bir ömür sürme şansı yakalıyoruz.

 

UNUTMAYIN

 

OSTEOPOROZ=AZ HAREKET+KÖTÜ BESLENME

 

Osteoporoz patlamasının arkasında da yine iki hatamız, beslenme ve aktivite günahlarımız var. Beslenme yanlışlarımız sadece yeteri kadar kalsiyum tüketmememizle, yoğurdu, peyniri değil, sütü tercih etmemizle de ilgili değil. Başka yanlışlarımız da var. Önce şunu bir bilelim: Çok süt içenlerin kemikleri zannedildiğinin aksine pek de sağlam olmuyor. Sütün en çok tüketildiği ülkelerin başında ABD (Amerika) var ama osteoporoz ve buna bağlı kemik kırıklarının en yaygın görüldüğü ülke de yine ABD. Neyse.  Beslenmede yaptığımız hatalar kalsiyum kaynaklarını iyi bilmemekten, yoğurdun, peynirin ve bitkisel kalsiyum kaynaklarının neler olduğunu bilmememizle ilgili. Bir diğer yanlışımız da kalsiyumdan zengin beslenerek ya da kalsiyum hapları yutarak problemi çözülebileceğini zannetmemiz. Oysa kemiğin ham maddesinde magnezyum, potasyum, omega-3 yağ asitleri, boron gibi başka pek çok şey var. Ayrıca A vitamini, C vitamini, B grubu vitaminler de kemik sağlamlığı için zorunlu elemanlar, bunlar olmadan da kemik sağlamlığını koruyamıyor. Kemiğin içyapısını oluşturan destek dokusunun dayanıklılığı içinse bağ dokusu bileşenlerine yani tip 1 kolajene, glukozaminoglukan, kondroidin ve hiyalüronik aside ihtiyaç duyuluyor. Bütün bunların en güçlü kaynağı ise kemiği ile birlikte tüketilen et ürünleri. Ve biz “kemikli eti tencerede kısık ateşte uzun uzun kaynatıp suyuyla birlikte tüketmeyi” unutalı yıllar oldu.

 

 

NOT ALIN

 

D VE K VİTAMİNİ BİRLİKTE ÇALIŞMALI

 

Evrensel bir sorun haline gelen D vitamini noksanlığı da osteoporozu tetikleyen mühim bir problem, önemli bir faktör. Yeterince güneş ışığı ile buluşamayan ciltler D vitamini üretemiyor, D vitamini eksik olduğunda yukarıda saydığım vitaminlerin kemiğe yerleşimleri ise zorlaşıyor. Aktivite noksanlığının da altını çizmek lazım. Yeteri kadar zorlanmayan, dirençle, güçle karşılaşmayan kemikler içlerinde yeteri kadar kalsiyum tutamadıklarından daha erken koflaşıyorlar. Özetle daha güçlü kemiklere sahip olmak istiyorsak bedenimize daha fazla kalsiyum, D vitamini, K vitamini, omega-3, magnezyum, boron, kolajen, glukozamin, kondroitin, hiyalüronik asit kazandırmamız ve kemikleri daha yoğun güç sınavlarına tabi tutmamız, yani aktif yaşamdan taviz vermememiz gerekiyor. Önemli bir ayrıntı da şu: Güçlü kemikler için sadece D vitamini yetmiyor, vitamin D’nin K vitaminiyle işbirliği yapması gerekiyor. Belki de bu nedenle osteoporoz tedavisi için yalnızca D vitamini yutmak beklendiği kadar etkili olmuyor.

 

 

ÖNERİ

 

YAŞLANMAYLA KAVGA ETMEYİN!

 

Yaşlanmak doğal olarak bazı sorunları ve tatsızlıkları da beraberinde getirir. Bunu ben de biliyorum. Ve ben de biliyorum ki her yeni yaş biraz daha halsizlik, yorgunluk, güçsüzlük, biraz daha uyku kaybı, ağrı, acı anlamına da gelebilir. Ama ne var ki alınan her yaş aynı zamanda bir “deneyim zenginliği”dir. Bir “tecrübe birikimi”dir. Bir “bilgelik yolculuğuna çıkmak” ve “huzurun kıymetini daha iyi anlamak” demektir. Ve her yeni yaş bana göre farklı bir güç ve farklı bir zarafettir. “Zarafetle yaşlanmak” derken anlatmak istediğim de budur. Zarafetle yaşlanmayı kabullenmek demek, yaşlılığı reddetmemek, yaşlılıkla kavga etmemektir. Yaşlanmanın tadını çıkarıp kalan ömrü keyifle sürdürebilmektir. Size tavsiyem şudur: Yaşlanmayla kavga etmeyi aklınızdan bile geçirmeyin. Bu hem sizin daha en baştan kavga edeceğiniz bir kavgadır, hem de inanın çok ama çok anlamsızdır.

 


23.04.2016