ET Mİ, OT MU?
Yazının başlığı “bitkisel gıdaları mı, hayvansal gıdaları mı tercih edelim?” olacaktı. Ne var ki fikrini öğrenmek istediğim Dr. Hasan İnsel “Osman hocam şuna ET Mİ, OT MU yesek desene!” önerisinde bulununca başlığı değiştirdim. Sohbetimizin sonunda geldiğimiz nokta şu oldu: Bize et de lazım, ot da. Etten de, ottan da vazgeçmeyip ikisinden de (belirli bir denge içinde) faydalanmak lazım. Biri olmadan diğeri olmuyor. Olsa bile yeteri kadar işe yaramıyor. Ne sadece hayvansal besinlere yüklenip sabah yumurta, yoğurt, öğlen, akşam et, balık, tavuk yiyerek; ne de sürekli sebze, tahıl ve bakliyat tüketerek mükemmel sağlığa ulaşamıyoruz. Ne katı bir “vegan” yani “sebze-bakliyat-tahıl” tutkunu olalım, ne de sadece “ete, balığa, süte, peynire” takılalım. Zira sağlığımız için “olmazsa olmaz!” yani “elzem” maddelerin bir kısmı sadece bitkisel (mesela C vitamini), bir kısmıysa yalnızca hayvansal (mesela B12 vitamini) besinlerde var. Farklı fikirde olanlar olacaktır ama bence doğrusu şudur: Mükemmel sağlığa giden yol özellikle kırklı ellili yaşlar sonrasında daha az hayvansal ve daha çok bitkisel gıda tüketmekten geçer. Peki, bir oran söz konusu olabilir mi? Ya da bir “altın oran” var mı? Üzerinde uzlaşılmış net ve açık bir rakam, güvenli bir oran yok. Ama kişisel fikrimi söyleyebilirim: Bana göre bire üç iyi, bire dört mükemmel oranlardır. Beslenmenizde bir birim hayvansal gıda alıyorsanız yanında en az üç, hatta dört birim bitkisel gıda almayı da ihmal etmeyin. Hayvansal gıdaları seçerken de “yükte hafif, pahada ağır” olanlarını tercih edin. Mesela en iyi proteinleri: Yumurta, balık, süt ve süt ürünleri, kırmızı et. En iyi hayvansal yağları: Tereyağı, omega-3’lerden zengin yağlı balıklar… Özeti şudur: Ellili yaşlar öncesinde “aslan” olsanız bile, sonrasında “kuzu” olmanızda fayda var!
ÖNEMLİ
TEHLİKELİ İKİLİ: KALP KRİZİ VE FELÇ!
Kalp krizi ve felçler orta yaş sonrasının en tehlikeli sağlık sorunları. Bu yaşlardaki ölümlerin çoğu bu tehlikeli ikiliden kaynaklanıyor. En ciddi sakatlıklar da yine bu ikiliden geliyor. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan konuya girelim: Çok özel bazı durumlar dışında kalp krizleri de, felçler de önlenebilir, en azından geciktirilebilir sorunlardır. Önlenemeseler bile etkileri hafifletilebilir problemlerdir. Yeter ki risk altında olanlar önceden belirlensin ve gerekli önlemler vaktinde alınabilsin. Yeter ki o kişiler ve aileleri önceden iyi bilgilendirilip “neleri yapacakları ya da yapmayacakları” öğretilsin. Önleme konusunun özeti şu: Yenilen içilenlere dikkat edilecek. Aktif hayat ve egzersizden taviz verilmeyecek. Kilo sağlıklı bir aralıkta tutulacak. Diyabet, hipertansiyon, kan yağları dengede olacak… Peki, bunlar tamam da acil durumlarda ne yapılacak? Acil durumlar için aşağıdaki öncü işaretleri bilmeniz çok mühim. Bu işaretlerden herhangi biri söz konusu olduğunda anında “felç ya da kalp krizi söz konusu olabilir mi?” diye düşünmemiz ve “Acaba mı?” sorusuna yanıt aramadan derhal acil yardım istememiz lazım. O işaretlerin en mühimleri, en sık görülenleri ve en çok dikkatinizi çekmesi gerekenleri yandaki kutularda bulacaksınız. Bence sadece okumayın, gün gelir lazım olur, kesip saklayın…
KESİP SAKLAYIN
İLK İŞARETLER HANGİLERİ?
VARAN 1
KALP KRİZİ
-Baş dönmesi, terleme ya da kusma
-Göğüste sıkıntı hissi, basınç, dolgunluk, sıkıntı duygusu
–Birkaç dakikadan fazla süren ya da önce geçip sonra tekrar başlayan göğüs ağrısı
-Soluk alamama veya ilerleyici nefes darlığı
-Çeneye, omuzlara, enseye bir ya da iki kola ve mideye yayılan şiddetli ağrı
-Bunlara eşlik eden terleme, bulantı
VARAN 2
FELÇ
-Yüzde, kollarda, bacaklarda ve özellikle bedenin yalnızca bir tarafında birden ortaya çıkan uyuşma ya da güçsüzlük durumu
-Ani kafa karışıklığı, anlamada zorlanma durumu hali
-Bir ya da iki gözde aniden ortaya çıkan görme zorluğu
-Birden ortaya çıkan yürüme güçlüğü, baş dönmesi, denge ya da koordinasyon kaybı
-Konuşma güçlüğü, peltekleyerek ve güçlükle konuşma
-Giderek şiddeti artan baş ağrısı ve buna eşlik eden bulantı ve kusmalar
UNUTMAYIN
İLK ALTI SAAT ÇOK ÖNEMLİ
İnmeler hem hayati tehlikeye yol açabilen, hem de uzun vadede sakatlıklara, ekonomik ve sosyal problemlere neden olabilen mühim sağlık sorunlarıdır. Önlenmeleri ve erken fark edilip acil müdahale edilmesi konusunda hepimizin yeteri kadar bilgilenmesi lazım. İsterseniz inmenin ilk işaretlerini bir kez daha hatırlayalım: Vücudun bir tarafında aniden ortaya çıkan uyuşma, karıncalanma ve güç kaybı. Konuşmada ve ifade etmede zorlanma. Denge kaybı, bulantı, kusma, baş ağrısı. Görme kaybı veya çift görme… Bu gibi belirtiler özellikle sigara içen, şeker hastalığı olan, kolesterol problemi olduğu bilinen, fazla kilo sorunu yaşayan, kalbinde ritim bozukluğu olan, kalp kapakçıklarıyla ilgili sorunları olduğu bilinen birinde ortaya çıkmışsa akla öncelikle “inme ihtimali” gelmeli. Hiç beklemeden acil tıbbi yardım istenmeli, hasta mümkün olduğu kadar kısa bir zaman dilimi içinde donanımlı ve deneyimli bir hastaneye ulaştırılmalı. Tıkanan beyin damarının açılmasını sağlayıp beyin kan dolaşımını yeniden devreye sokacak özel tedavileri uygulayabilmek için “ilk altı saat” çok ama çok önemli. Yani “zamana karşı bir yarış” verilmesi lazım. Tıkalı damara bir kateterle ulaşıp pıhtıyı eritecek veya damarın içinden çekip çıkarabilecek yöntemlerin uygulanabilmesi için en fazla altı saatlik bir “zaman dilimi” var.
DİKKAT
İNME KUŞKUSU VARSA…
- Eve doktor çağırmak ya da yakındaki bir sağlık merkezine, bir polikliniğe gitmek gibi vakit kaybettirici yanlışları yapmayın.
- Hemen ve acilen bir ambulans çağırın. Ambulans sistemini sorun konusunda doğru ve dikkatli bilgilendirin ve mümkünse hastayı bu konuda donanımı en yüksek hastanelerden birine ulaştırın.
- Hastanın tansiyonunu düşürmeye çalışmayın. Doktorla konuşmadan tansiyon hapı veya dilaltı hapları vermeyin.
- Şuuru düzelir, şikâyetleri geçer düşüncesiyle geleneksel (!) ev tedavileri (ayağını yükseltmek, limonlu su içirmek, şekerli su içirmek, ayran içirmek) ile zaman kaybetmeyin.
İYİ BİLGİ
NE KADAR UYKUYA İHTİYACIMIZ VAR?
Uyku uzmanı nörologlar bu soruyu şöyle yanıtlıyor: Genel nüfus içinde uyku ihtiyacı da basit bir çan eğrisi çizer, nüfusun yaklaşık %5’inin az (5 saatin altında), yaklaşık %5’nin çok (10 saatten fazla) ve çoğunun da bu ikisinin arasında (7-8 saat) uykuya ihtiyacı vardır. Peki, siz ne durumdasınız? Uyku ihtiyacınızı hesaplamanın en iyi yolu beden sesinizi dinlemek ve öncelikle şu sorulara net ve açık bir cevap aramaktır: Ne kadar uyku uyuduğunuzda kendinizi tam dinlenmiş hissediyorsunuz, yataktan keyifle, enerji yüklü ve adeta zıplayarak kalkıyor, gündüz uykulu olmuyor, sık sık asabınız bozulmuyor, konsantre olmakta zorlanmıyorsunuz? Doğru karar için bu soruları samimi bir şekilde yanıtlamanız lazım. Ancak bu yanıtlar sayesinde kısa, normal ya da uzun uykucu biri olup olmadığınızı anlayabilirsiniz. Unutmayın: Herkesin, her yaşın, her özel beden ve ruh sürecinin uyku ihtiyacı farklıdır. Genel ortalama ise “7-8 saat” kadardır. (Dr. Lawrence EPSTEIN/İyi Bir Gece Uykusu/Optimist Yayınları)
25.04.2016