DAHA AZ YAĞ DAHA ÇOK SAĞLIK MI?
Hepimiz bir yolunu bulup bedenimizdeki fazla yağlardan kurtulma peşindeyiz. Çoğumuz da bunu “sağlık” adına değil de “görüntü için” yapıyoruz. Bazıları ise “daha az yağın daha çok sağlık” anlamına geldiğini iddia ediyor. Peki, haklılar mı? Bana göre değiller. Nedenine gelince…
Vücudumuzda biriken yağ miktarının olması gerekenden çok daha yüksek olması halinde bunun bir hastalık göstergesi olarak kullanılabileceği ya da hastalıklarla ilişkisi konusunda net ve açık bir fikir birliği yok. Üzerinde fikir birliği olan bilgilerse şunlar:
VARAN 1: Bedenimizde biriken yağın miktarından ziyade vücudumuzun neresinde toplandığı daha önemli. Göbek çevresinde toplanan yağlar sağlığı daha çabuk bozuyor. Beli kalınlaştırıp göbeği büyüten bu tür yağlanma kalp damar hastalığına, hipertansiyona, şeker hastalığına yakalanma ihtimalini yükseltiyor. Bu nedenle kalçası değil de bel çevresi genişleyenlerin riski çok daha yüksek. Kalçası küçük bacakları incecik ama bel çevresi geniş ve göbeği büyük “Kuzey Avrupa” kadınları, beli ince kalçası geniş “Akdeniz” kadınlarından daha kısa ömürlü oluyor. Aynı durum erkekler için de söz konusu.
VARAN 2: Beden “daha az yağ”dan değil de “daha çok kas”tan hoşlanıyor. Yeteri kadar kas dokusuna sahip, düzenli egzersiz yapan “fit” biri, vücudunda birkaç gram bile fazla yağı olmayan ama kas fakiri, hareketsiz yaşayan birinden daha sağlıklı sayılıyor. Yani hem fit hem de ılımlı ölçüde yağlı (fat) biri olmak (FAT ve FIT) tıbbi açıdan ciddi bir dezavantaj oluşturmuyor ama sıfır yağlı da olsanız yeterince kasınız yoksa işiniz zorlaşıyor. Güvenilir bir araştırma “yağı az ama hareketsiz” olanların “hafif yağlı ama hareketli” kişilerden daha kısa ömürlü olduklarını gösterdi.
VARAN 3: Netice şu: Bir dirhem fazla yağ bin ayıp örtmez! Örtmez ama yeterince kaslı ve aktif biriyseniz yüzde beşi geçmeyen bir yağ fazlalığı sağlık bakımından ciddi bir ayıp da sayılmaz. Yağ oranımı düşüreceğim diye kendinizi fazla zorlamayın. Erkekseniz %20’ler, kadınsanız %15’ler makul rakamlardır. Yağ miktarınızın ucunu açık bırakmayıp makul bir yağ oranını hedefleyin ama asıl hedefiniz kaslarınızı güçlendirmek, çoğaltmak ve daha sık kullanmak olsun.
İYİ HABER
YAŞASIN ENGİNAR
Enginar mükemmel bir sağlık mimarı. Yetenekli bir detoks ustası. Müthiş bir karaciğer tamircisi Ayrıca sindirimi çok kolay. Bedene daha az yük verir. Kalorisi de azdır. 100 gramı sadece 50 kalori içerir. Yağı “yok” gibidir. Yüz gramı “eser” miktarda yağ, “sıfır” kolesterol içerir. Zarif görünüşüne rağmen liften zengin, güçlü ve dayanıklıdır. Yüz gramında en az 5 gram “posa” vardır. Fazla posa daha çok bağırsak temizliği, karaciğer detoksu, su dengesi ve probiyotik güç ile eş anlamlıdır. Kalsiyum ve magnezyum içeriği de fena sayılmaz. “Potasyum” konusunda ise “şampiyon” bir sebzedir. Potasyum/sodyum oranı mükemmeldir (dörde bir). Bu nedenle tansiyon hastaları da afiyet ve keyifle enginar yiyebilir.
Ayrıca bizdendir, bizimdir. En çok da Egelidir. Ve her Ege sebzesi gibi o da “her şeye” ve “her derde” iyi gelir. Her yemeğe ayrı bir tat verir. En çılgın, en damak çatlatan lezzetlerini ise “zeytinyağı” ile evlendirdiğinizde üretir. Ve daha pek çok şey…
- Bilinen en güçlü detoks sebzesidir.
- Karaciğerinizi bayram yerine çevirir.
- Böbreklere destek verir.
- Yüksek “insülin” içeriği nedeniyle probiyotik gücü zenginleştirip bağırsakları güçlendirir. Geriye sadece şu cümleyi not etmek kalıyor: YAŞASIN ENGİNAR.
BİR KENARA YAZIN
BEDEN SAĞLIĞI İÇİN İLK BEŞ!
- Daha az ye!
- İki öğünle yetinmeyi dene
- Proteine değil (kırmızı ete, tavuğa, peynire) posaya (sebzelere) yüklen.
- Arada bir oruç kürleri yap.
- Her gün yürü ve özellikle büyük kaslarını harekete geçir.
RUH SAĞLIĞI İÇİN İLK BEŞ
- İnançlı ol, maneviyatı ihmal etme
- Hoşgörülü ol, olumlu bak ve düşün
- Yargılama!
- Affet!
- Yalnızlaşma, çoğal!
BİR BİLGİ
KIRMIZI ET NASIL YENMELİ?
Kırmızı eti sebze ve yoğurt gibi besinlerle birlikte tüketerek bu besinin olası zararlarını hafifletmek mümkün. Etin yanına pilav pişirmek yerine salata ya da cacık yemeyi tercih edin. Etin nasıl pişirildiği de son derece önemli. Araştırmalar, ateşte kızartılan, aşırı pişirilerek yanma derecesine getirilen kömürleşmiş etin kalın bağırsak kanseri riskini artırdığını gösteriyor (bir sonraki bölümde bu konuyu daha detaylı olarak anlatacağım). Tercihinizi, uzun süre düşük ısıda haşlanarak pişirilen et yemeklerinden, fırında hazırlanan güveç, tandır ve kuyu kebabı gibi seçeneklerden yana kullanın. Buharda pişmiş etler de daha sağlıklıdır. Küçük bir hatırlatma; et dendiğinde herkesin aklına pirzola, bonfile gelir, halbuki parça etli bakliyat ve sebze yemekleri bu değerli besin kaynağından faydalanmanın en sağlıklı yoludur.
YAZ GELİYOR
GÜNEŞİN SOFRASINA BUYURUN
Eskiden D vitamini ile ilgili bilgimiz kısıtlıydı. Sadece, kemiklere ve dişlere iyi geldiği, D vitamini eksikliğinin çocuklarda raşitizme neden olduğu bilinirdi. O zamanlar osteoporoz, yani kemik erimesi üzerine de fazla konuşulmazdı. Tıp dünyası, bu vitaminin öneminin henüz farkına varmamıştı, ayrıca yediğimiz içtiğimiz gıdalarla kolaylıkla alınabildiğine inanılıyordu. ‘Güneş giren eve doktor girmez’ diye bir atasözümüz vardır. Bunun doğru bir saptama olduğu bilinse de, nedeni açıklanamıyordu. Dikkat ederseniz yazın hiç grip salgını görülmez, zatürree vakasına pek rastlanmaz. Neden diye merak ettiniz mi? Doktorlar merak ettiler ve güneşin hastalıklar üzerindeki etkisini araştırdılar. Güneşli yerlerde yaşayanlarda bazı kanserlere daha az rastlandığı anlaşıldı. Mesela, Afrika ülkelerinde kolon ve meme kanseri vakaları diğer ülkelere kıyasla çok daha düşüktü. Güneşin içinde vücudumuza çok iyi gelen, bizi hastalıklardan koruyan bir şey vardı ve bunun D vitamini olduğu anlaşıldı. Daha da ilginci, D vitamininin aslında bir hormon olduğu, yaşlanmayla ilgili bütün hastalıkların şifasında önemli bir rol oynadığı ortaya çıktı. Çoğumuz şehirlerde yaşıyoruz. Artık sabahtan akşama kadar tarlada kazma kürek sallayan, sebze meyve toplayan o insanlar değiliz. Kapalı ortamlara, evlere tıkıldık. Şehir hayatının kirli havası da buna eklenince D vitamini eksikliği kaçınılmaz oldu.
11.05.2016