MEME KANSERİ ÖNLENEBİLİR Mİ?
Meme kanseri mühim bir sorun. Yaşı kırkı geçen her kadının dikkatle izlemesi gereken önemli bir sağlık riski. Genetik yönleri de var, çevresel sorunlar ve kişisel hatalarla ilişkili yanları da. Önlenebilir mi? Bence önlenebilir. Önlenemese bile en azından “gelişi geciktirilebilir”. Daha da önemlisi “etkisi, sürati, verebileceği zararlar” azaltılabilir. Peki, bu iş nasıl başarılacak? Yapılacak işler listesinin ilk sırasında “yaşam tarzımıza dikkat etmek” var. Hayatımıza ilişkin seçimlere dikkat edilecek. Özellikle “genetik bir risk” varsa bazı yanlışlar “katiyen” yapılmayacak. İkincisiyse “erken teşhis” konusunda uyanık davranmak! Özellikle ailede genetik risk varsa (anne, teyzeler, halalar, hatta erkek akrabalar arasında meme kanseri olanlar varsa önemlidir) risk takibinde daha bir dikkatli olmanız lazım. Hormonal destekler ya da ilaçlar çok gerekmedikçe kullanılmayacak. Özellikle menopoz dönemine girişte ve menopoz döneminde hormon desteklerinden uzak durulacak. Sigara ve alkolü de bir kenara not edin. Özellikle de alkol tüketimi ile meme kanseri riski arasında ciddi bir bağlantı olduğunu lütfen unutmayın. Son yıllarda giderek daha fazla alkol kullanma eğilimine giren kadınların bu noktayı bilhassa dikkate almaları lazım. Egzersizin mühim bir önleyici olduğu da unutulmamalı. Ne kadar sık ve etkili aerobik egzersizler yaparsanız riskiniz o oranda azalır. Beslenme de mühim bir ayrıntı. Bunun detaylarını da yandaki kutuda bulacaksınız.
İYİ BİLGİ
MEME KANSERİ-BESLENME İLİŞKİSİ
Kırmızı eti aşırı tüketmek yanlış bir seçim. Net bir rakam yok ama genelde haftada yarım kilodan fazla kırmızı et tavsiye edilmiyor. Ben kendi adıma daha düşük miktarları tavsiye ederim. Fazlaca kırmızı et tüketenlerde meme kanseri riskinin (kalınbağırsak ve prostat kanserleri için de aynı şey söz konusu) artabileceğini gösteren güvenilir çalışmalar var. Bitkisel östrojenleri daha çok tüketen kadınlarda da meme kanseri riski azalıyor. Bitkisel östrojenlerin güvenilir kaynaklarının başında da keten tohumu geliyor. Zira keten tohumu bol miktarda lignan ihtiva eden bir besin. Karetenoidler, yani sebzelere, meyvelere kırmızı, mor, turuncu gibi çılgın renkler kazandıran mikro besinler de meme kanserine karşı ciddi bir savunma duvarı oluşturuyor. Baklagiller, özellikle mercimek de mühim bir anti kanser destek olarak kabul edilmeli. Meme kanseri riskini azaltma söz konusu olunca tabiî ki domates ve likopen zengini diğer besinler de (salça, domates çorbası ve tabiî ki karpuz) ihmal edilmemeli. Son önerim de indol-3 zengini besinler, yani “lahana ve saz arkadaşları” sayılan karnabahar, beyaz, mor, siyah turplar. Ve tabiî ki omega-3 zengini her türlü yiyecek, en başta da lüfer, palamut, hamsi, sardalye, somon gibi yağlı balıklar. Son bir tavsiyem daha var: Eğer meme kanseri riskinizi düşürmek istiyorsanız sadece ne yiyeceğinize değil, neleri yemeyeceğinize de dikkat edin. Özellikle şeker, beyaz un, trans yağlar ve her türlü kızartmalardan uzak kalmaya gayret edin.
BİR BİLGİ
PROSTAT KANSERİ CİNSEL YAŞAMLA DA BAĞLANTILI
Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma cinsel yaşamı düzenli, orgazm sıklığı yüksek erkeklerin prostat kanserine yakalanma olasılığının daha düşük olduğunu gösteriyor. Aynı çalışmaya göre düzenli cinsel yaşam yalnızca prostat kanseri riskini azaltmakla da kalmıyor, bağışıklık sistemini güçlendirme, kalp riskini düşürme ve uykuyu derinleştirme bakımından da olumlu etkiler sağlıyor.
5 KÖTÜ HABER!
MİGREN: Obezitenin özellikle gövdesel obezitenin (yani büyük ve geniş göbek ile bel kalınlığının) yol açtığı problemlere bir yenisi daha eklendi: Migren! Çalışmalar genç kadınlarda tekrarlayan migren ataklarının sıklığının hatta migrene yakalanma ihtimalinin gövdesel obezite ile de ilişkili olabileceğini söylüyor. Peki kilo vermek migren krizlerinin sayısını azaltıyor ya da şiddetini hafifletiyor mu? Üzülerek belirtelim obez birinin kilo vermesi şart ama kilo kaybının migrenin sıklığını azalttığını gösteren net bir bulgu yok.
MİDE HAPLARI: Rastgele kullanılan reflü ilaçları özellikle menopoz çağındaki kadınlarda osteoporoz yani kemik erimesi riskini arttırıyor. Dolayısıyla kemiklerin kırılma ihtimalini yükseltiyor. Her ilaç gibi bu ilaçları da sadece belirli süre (mümkün olan en kısa süre) ve düşük dozlarda kullanmaya özen gösterin.
SİGARA: Sigara içmek erkekler için de kadınlar için de tehlikeli bir tercih. Yeni bir çalışma sigara içen kadınların felç riski bakımından erkeklerden daha şanssız olduklarını gösteriyor. Yaklaşık yirmi beş yıl süren bir araştırmanın sonuçlarına bakılırsa sigara içmek hem kadın hem erkeklerde iskemik inme riskini % 50 arttırıyor. İskemik inme, inme çeşitleri içinde en yaygın olanı. Beyin damarlarının herhangi birinin pıhtı ile tıkanması sonucu oluşuyor. İnmenin bir diğer tipi de kanamalı inme olarak biliniyor ve burada damarların tıkanması değil, çatlaması söz konusu. Sigara içen kadınlarda kanamalı inmeye yakalanma olasılığı sigara içen erkeklerden %17 daha fazla. Kadınların sigara konusunda biraz daha duyarlı olmalarında fayda var.
DEPRESYON: Sadece depresyonu değil, kötümser ruh halini, endişe veya kaygı durumunu yenmenin yolu da düzenli egzersiz yapmaktan geçiyor. Kendinizi stresli, gergin, endişeli, üzgün, yorgun ve yalnız hissettiğiniz durumlarda çareyi vitamin hapları, ginseng veya rhodiola desteklerinde değil, çıkıp biraz yürümekte, yüzmekte, yani egzersiz yapmakta aramanızda fayda var. Nedeni şu: Yeni bir çalışma egzersizden uzak kalmanın depresyonu tetikleyebileceğini gösteriyor.
FERRİTİN: Sağlık analizinden geçenlerin bazılarında rastlanan ama sebebi kolay kolay bulunamayan laboratuar parametrelerinden biri de ferritin yüksekliğidir. Ferritin testi kanın ferritin seviyesini, vücudun demir depolama proteininin düzeyini ölçer. Genel olarak yüksek seviyeleri demir depolama hastalıkları ya da gözden ırak kronik bazı sağlık sorunlarına işaret eder. Ayrıca bazı tümörlerin seyrinde de ferritin seviyesinin artabileceği biliniyor. Bununla birlikte kanınızda ferritin seviyesi yükseldiğinde hemen telaşa kapılmayın. Çünkü çoğu zaman tümöre, kansere ya da karaciğerde demir depolanması gibi ciddi sağlık sorunlarına değil, basit iltihabi süreçlere işaret ediyor.
26.05.2016