5 SORU 5 CEVAP
Kliniğimize başvuran olgularımıza, tahlillerde eksikliğini gözlemlediğimiz vitamin, mineral veya besin desteği önerilerinde bulunuruz. Çalışma arkadaşım Dr. Evren Altınel de ben de reçete yazarken merak edilen ilk şeyin yan etkiden önce kilo aldırıp aldırmayacağı olduğunu gözlemlediğimiz için bugünkü yazıyı bu sorulara ayırdık.
B12 VİTAMİNİ İŞTAHIMI AÇAR MI?
Suda eriyen, ısıya dirençli, ışığa duyarlı B12 vitamini karaciğerde depolanır. Sinir kılıfının (miyelin) korunması, kemik iliğinde alyuvar (eritrosit) yapımının artması, demirin depolanması, ağrı eşiğinin düşürülmesi, enerji sağlama, tepkime zamanını kısaltarak beyin etkinliklerine destek olma, toksinlerin atılması, homosistein yapımının engellenerek kalp-damar sistemine destek olma B12’nin başlıca görevleridir. Bu görevleri folik asit desteği ile başarır. Eksikliğinde; halsizlik-güçsüzlük, denge bozukluğu, ellerde ve ayaklarda uyuşukluk ve karıncalanma, yürüme güçlüğü, unutkanlık, yoğunlaşma yetisinde azalma, ileri dönemlerde bunama belirtileri ve psikiatrik bulgular ortaya çıkabilir.
Enjeksiyon çok daha etkili!
Bedenimizin üretemediği bu vitamini öncelikle karaciğer ve böbrek, et, tavuk, balık, kabuklu deniz ürünleri, süt ürünleri ve yumurta sarısından alırız. B12, midede bulunan bazı hücrelerin salgıladığı bir taşıyıcı protein (intrensek faktör) ile ince barsaklardan kalsiyum varlığında emilir. Kas içine (kalçadan) iğne yapılması ağızdan alımından 50 kez daha fazla etkilidir.
Yaşlılar, vejetaryenler, mide operasyonu geçirenler, hamileler, emzirenler, sporcular, yoğun alkol ya da sigara kullanıcıları, uzun süre mide asidini azaltan ilaç kullananlar, emilim sorunu yaratan (süregenleşmiş mide sorunları, ishaller) hastalığı olanlar, karaciğer hastaları B12 eksikliği ile karşılaşabilir. Erişkinlerde günlük gereksinim 3-4 mcgdır.
B12 kullanımının kilo aldıracağı endişesi oldukça yaygındır. Oysa B grubu vitaminler, genel olarak metabolizmamızı uyaran, duygu durumumuzu iyileştiren, stresin olumsuz etkilerini azaltan sonuç olarak kilo vermeye yönelik katkıları olan vitaminlerdir.
Yaklaşık 15000 kişi üzerinde yapılmış 10 yıl süren bir çalışmada B6 ve B12 vitaminlerini kullanan deneklerin kilo artışı yaşamadıkları aksine kaybettikleri gözlenmiştir. Ancak, bu kişilerin genel olarak sağlıklarına dikkat eden, dengeli beslenip, düzenli aktivite yapan, vitamin destekleri kullanmayı ihmal etmeyen kişiler olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
DEMİR DESTEĞİ ALIRSAM KİLOM ARTAR MI?
Demir yetmezliği, özellikle kadınları ilgilendiren bir sağlık sorunudur. Hal böyle olunca destek tedavisi sırasında kilo alma kaygısı, bu konuda zaten daha duyarlı olan kadınları çok etkiler. Yetişkin bir erkeğe 8-10 mg demir yeterken kadın için günlük gereksinim 15-20 mgdır.
Demir eksikliği, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, hızlı ve düzensiz kalp atımları, nefes darlığı, saçlarda matlaşma, kırılma ve dökülme, tırnaklarda çukurlaşma, soyulma, solgunluk, el ve ayak üşümesi, gıda maddesi olmayan şeyleri yeme (pika) gibi birçok belirti ile karşımıza çıkar. Aşırı eksiklik yüzünden depresyon benzeri yakınmalarıyla psikiatrik tedavi görenler bile vardır.
Eksikliğin nedeni beslenme ile yeterince demir alamamak olabileceği gibi (vejetaryenlik, hamilelik, yanlış diyetler…), depoların tüketildiği kayıplar da (regl düzensizlikleri, sindirim sistemi kanamaları…) demir yetmezliği yapabilir.
Tedavi sırasında kullanılan demirin kilo aldıracağı endişesi yaygındır. Oysaki demir destekleri kilo aldırmaz. Eksik olan demirin yerine konması sonucu yakınmaların düzelmesinden kaynaklanan iyilik hali sayesinde dengeli beslenmeye başlayan kişiler olmaları gereken sağlıklı kiloyu korurlar.
OMEGA-3 KAPSÜLLERİ KAÇ KALORİ?
Omega-3’ün yararları saymakla bitmez! Kanın incelmesi, pıhtılaşma olasılığının azalması, kalp ritim bozukluklarının düzelmesi, damar içini döşeyen yüzeyin sağlıklı ve kaygan hale gelmesi, trigliserid düzeyinin düşmesi, HDL kolesterolün yükselmesi, kan basıncının daha kolay ayarlanabilmesi, belleğin güçlenmesi, kilo almanın güçleşip, kilo kaybının kolaylaşması, bebeklerde beyin gelişiminin desteklenmesi, eklem sorunlarının geciktirilmesi bunların başlıcalarıdır.
Günlük Omega-3 tüketiminin 1-2 gram civarında olması tavsiye edilmektedir. Bu konuda kesinleşmiş bir değer yoktur. Haftada 2-3 kez balık yemek Omega-3 yönünden iyi bir beslenme alışkanlığıdır. Tüketilen balığın cinsi ve miktarı çok önemlidir. Soğuk sularda yetişen yağı bol balıklarda Omega-3 yağ asitlerinin miktarları daha fazladır. Düzenli balık yemiyorsanız hazır Omega-3 desteklerinden yararlanabilirsiniz. EPA ve DHA içeren bu desteklerde EPA/DHA miktarları 390/260 mg civarındadır. Omega-3 desteklerini doktorunuzla konuşmadan kullanmamalısınız. 1 kapsül Omega-3 desteği 10-12 kalori kadardır. Kanı sulandırıcı ilaç kullananların, gingko biloba ve E vitamini alanların Omega-3 alırken doktorları ile konuşmaları zorunludur.
D VİTAMİNİ YAĞLANDIRIR MI?
Yağda eriyen ve depolanma özelliği olan D vitamininin kemikler üzerindeki etkisi tartışılmaz. Kalsiyum ve fosfor emilimini kontrol eden, osteoporoz ve kırık riskini azaltan D vitaminidir. Araştırmalar, D vitamininin kalp-damar hastalıkları riskini azalttığını, damarlarımızın esnekliğini koruduğunu ortaya koydu. Uzmanlara göre yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kilo fazlalığı, trigliserid yüksekliği, otoimmün hastalıklar, bazı kanser türleri, enfeksiyonlar ve depresyon da D vitamini eksikliğinde daha kolay gelişiyor.
Güneşten gelen Ultraviolet B (UVB) ışınlar, ciltte D vitamini yapımını başlatır. Güneşe maruz kalınan süre, mevsim, coğrafi bölge, yaş, cilt rengi D vitamini üretimini etkiler. UVB’den korunmak için krem sürünürken, güneş gözlüğü kullanırken, kışın üşümemek için sıkıca giyinirken daha az ışın aldığımızı ve daha az D vitamini ürettiğimizi fark etmeyiz. Ayrıca, kistik fibroz, inflamatuvar barsak hastalıkları, bazı karaciğer ve böbrek hastalıklarında yeterli D vitamini emilimi olmaz. Gıdalarımızdan süt ve süt ürünleri, tahıllar, ekmek, balıklar (özellikle yağlı balıklar, örneğin somon, ton), yumurta sarısı iyi birer D vitamini kaynağıdır. Ancak, D vitamininin yaklaşık % 80’i ciltte sentezlendiği için beslenme en önemli kaynak değildir. Eksikliğinde mutlaka dışarıdan desteklenmelidir. Ağız yolundan damla, kapsül veya ampul şeklinde kullanılan D vitamini ne iştah açar ne de kilo aldırır.
PROBİYOTİKLER ŞİŞMANLATIR MI?
Steril yani hiç bakteri içermeyen barsaklarla doğuyoruz. Anne sütü, yüksek nitelikli bir barsak florası oluşturma konusunda ilk desteğimizdir. Bağışıklık sistemimiz barsaklarımızdaki bakteri çeşidinin zenginleşmesiyle güçlenir. Bir erişkinin barsağında, yaklaşık 400 farklı çeşit bakteri yaşar. Sayıları yıllar içerisinde artarak 100000 ila 200000 milyarı bulur. Bu kadar kalabalık bir ordunun savunması da güçlü olur elbette!
“İyi huylu” ve “kötü huylu” bakterilerin oranı hem barsak enfeksiyonlarından korunmak, hem de barsak duvarının bütünlüğünü sürdürmek açısından önemlidir. Araştırmalar sonucunda barsaklardan bazı hormon benzeri maddelerin salgılandığı saptanmıştır. Sayıları elliye yaklaşan bu maddeler beyine çeşitli uyaranlar gönderir ve bazı merkezlerin etkinliğinde rol oynar. Bunlar içerisinde iştahı kontrol edenlerin oluşu obezite ve diyabet tedavisinde yeni umutların doğmasına yol açmıştır. Yakın tarihli bir çalışmada, Finlandiyalı bilim adamları, obezlerin barsak florasına müdahale edilerek kilo yönetimine katkıda bulunulabileceği savını destekleyen sonuçlar elde etmişlerdir. Halen üzerinde yoğun çalışmaların sürdürüldüğü bu konu, giderek yaşamı tehdit eden ciddi bir sağlık sorununa dönüşen obezite tedavi ve takibine destek olacaktır.
Probiyotik destekleri ile şişmanlamanın aksine barsaklarımızdaki “iyi huylu” bakterileri dolayısıyla bağışıklığımızı desteklemek, hastalıklardan korunmak, sağlıklı kalmak ve aktivite yapacak güce ve dirence sahip olmak mümkündür.
06.05.2014