CAN SIKINTISI NASIL AZALTILACAK?

Farkında mısınız bilmiyorum, “canı sıkılan”ların sayısı artıyor ve herkesin canını sıkan şeyler farklı. Kimi siyasi gelişmeleri beğenmiyor, kimi ekonominin gidişinden emin değil, kimi çevre ülkelerde olan bitenlerden rahatsız, kimi de dünyanın yeni bir kutuplaşma, hatta kaos içine girdiğini düşünüyor. “Can sıkıcılar” listesini daha da uzatmak mümkün. Eşiyle, işiyle, ailesiyle uyum sorunu yaşayanlar, her değişimi tereddüt ve endişeyle karşılayanlar, rüzgârdan değil kelebeğin kanat çırpışından bile nem kapıp canı sıkılanlar da eksik değil. Yapacak bir işi olmadığı veya hayatın anlamı kalmadığı fikrinde yoğunlaştığı için canı sıkılanlar da var.

 

Hemen belirtelim: Can sıkıntısı en az stres kadar önemli bir sağlık bozucu. Çünkü “canı sıkkın biri olmak” aynı zamanda kolay üzülen, kolay endişelenen, eleştiriye tahammülsüzlük gösteren, uyum sorunu çeken, kaygı eğilimi içinde kıvranıp duran biri anlamına da gelebiliyor. Bitmedi! Sağlığınızla ilgili pek çok şey, mesela kan basıncınız, uykunuz, şekeriniz, belleğiniz ve daha birçok fonksiyonunuz hatta “cinsel gücünüz” bile can sıkıntısından etkilenebiliyor. Can sıkıntısının fazla uzaması, muhtemel bir depresyonu da tetikleyebiliyor.

 

ÇÖZÜM NE?

 

Peki, bu problemden kurtulmanın bir yolu yok mu? Bence herkes için ortak ve kolay bir yol yok ama yine de “her şeyi kafaya takmamak” ve olan bitenler karşısında “bu da geçer” deyip “sabır limanlarına sığınmak” faydalı olabilir. Zelinski’nin önerisini de yeniden hatırlayalım: Zelinski’ye göre “can sıkıntısını yenmenin en kolay yolu” hayatın bilinen o en basit kuralından faydalanmaktır ve o kural şudur: “ZOR VE KONFORLU OLMAYANI SEÇMEK!”

 

Peki ben ne mi yapıyorum? Canım sıkıldığı zaman “iç sesime” kulak verir, huzurlu, ruhlu ve keyifli bir hayat sürenlerin yaşam tarzlarını kopyalamaya çalışırım. Bu arada Zelinski’nin bir başka tavsiyesinden faydalanmanın yollarını ararım. O tavsiye şudur: “Canınızın sıkılmasını istemiyorsanız, başkalarının ateşinde ısınmak yerine kendi ateşinizi yakın!”

 

BİR NOT

 

KALSİYUM HAPLARI NASIL YUTULMALI?

Kalsiyum hapları sık kullanılan besin destekleri arasına girdi. Özellikle yaşı elliyi geçen hemen hemen her iki-üç kadından biri kalsiyum hapı yutuyor. Kalsiyum haplarını yutarken en az reçeteli ilaçlardaki kadar dikkatli olmakta fayda var. Yuttuğunuz kalsiyumun tuzu da, dozu da, yutma zamanı da fevkalade önemli. İşte işinize yarayabilecek bazı bilgiler…

 

  • Kalsiyumun sitrat tuzu daha değerli ve faydalı.
  • Kalsiyum tabletlerini demir tabletleriyle birlikte yutmamak lazım.
  • günlük dozu asla 1000-1200 mg.ı geçmemeli. Bu dozlar ve üzeri yutulurken mutlaka doktora danışılmalı.
  • 400-500 mg.ın üstündeki dozlar “bölünerek” yani günde iki veya üç kez yutularak kullanılmalı, bir defada 500 mg.ın üzerindeki dozlar kullanılmamalı.
  • Pişmiş kemik ürünleri (bone meal), mercan kaynaklarından elde edilen ürünler (oyster shell) kullanılırken birlikte bazı ağır metallerin de yutulabileceği unutulmamalı (kurşun, katmium, cıva gibi)
  • Tek doz kalsiyum yutulduğunda mümkünse akşam alınmalı, çünkü uykunuzu derinleştirir ve kaliteli bir uykuya destek olur.
  • Kalsiyum hapları tiroid hapları ile birlikte –aynı anda- yutulmamalı…

 

BİR UYARI

 

DEPRESYON BELLEĞİ TAHRİP EDER

 

İyi bir bellek için her şeyden önce “öğrenilen bilgiye konsantre olmak” ve “o bilginin ayrıntılarına odaklanmak” ve bu sayede “bilgiyi tam ve eksiksiz olarak “belleğe kaydetmek” şarttır. Depresyon konsantrasyon yeteneğini yani bilgiye konsantre olabilmeyi önemli ölçüde bozduğu için belleği olumsuz yönde etkiler. Depresif kişiler yeni bilgilere odaklanma/konsantre olmada ciddi sorunlar yaşar ki bu da bellek gücünün zayıflamasına yol açar. Depresyonun bellek üzerindeki tahribatı sadece konsantrasyon problemi ile de sınırlı kalmaz. Depresyon yarattığı “uykusuzluk” sorunu ile de belleği olumsuz yönde etkiler. Buna depresyonun oluşturduğu “ilgi kaybı” ve bu ilgi kaybı ile bağlantılı bellek sistemindeki yapısal zayıflamayı da eklemek lazım. Eğer son zamanlarda bellek sorunu yaşamaya başladığınızı düşünüyorsanız bunun gözden kaçmış bir depresyonun ilk işareti olabileceği aklınızda olsun. Özellikle bellek sorununuza uyku kalitenizde düşme, sabah erkenden uyanma, sabah yorgunluğu, ani öfke tepkileri, kolay ağlamalar gibi belirtiler de ekleniyorsa bu ihtimalin daha yüksek olacağını unutmayın.

 

BİR SORU/BİR CEVAP

 

SABAH YORGUNLUĞUNUN NEDENLERİ

 

Sabah yorgunluğunun en sık görülen nedeni depresyondur. Ağır ya da hafif olması fark etmez, çoğu hastada depresyon problemi öncelikle ve sıklıkla varlığını sabah yorgunluğu, sersemliği, bitkinliği ile belli eder. Uyku apnesi de sabah yorgunluğunun önemli sebeplerinden biridir. Uyku apnesi nöbetleri olmadan da ciddi horlama sorunu yaşayanlarda sabah yorgunluğuna sık rastlanır. Uyku ilaçları ve antidepresan ilaçların da sabah yorgunluğu yapabileceği biliniyor. Kansızlık, kalp, akciğer, böbrek yetmezliği gibi organ yetmezlikleri de sabah yorgunluğu nedeni olabiliyor.

 

DİKKAT

 

ŞEHİR HAYATI LİBİDOYU BOZUYOR

 

Libidonun sözcük anlamı “cinsel istek”dir. Libido sözcüğü “cinselliği arzulamayı ve karşı cinsle birlikte olma isteğini” anlatır. Libidonun temel belirleyicileri erkeklerde de kadınlarda da hormonlar, özellikle de testosteron hormonudur. Ne yazık ki libido azalması tıpkı uyku problemi tıpkı kilo veya bellek problemleri gibi “yeni hayat”ın özellikle “şehir hayatı”nın önemli bir problemi haline gelme yolundadır. Problem esas olarak ve öncelikle erkekleri ilgilendiriyor gibi görünse de sorunun kadınları da etki alanına aldığı kesindir. Özellikle şehirlerde yaşayan erkekler ve kadınlarda ekonomik ve sosyal problemler, çevresel etkiler, stres, ruhsal gelgitler, depresif eğilimler, uyku sorunları ve daha pek çok şey libidoyu olumsuz yönde etkiliyor, libido sorunu yaşayanların yapmaları gereken ilk şeyse “testosteron hormonu seviyelerini ölçtürmek” ve tıbbi yardım istemek oluyor.

 

 

 

 

 

 

 


24.07.2014